Deniz Yücel'in eşi: ''Tek isteği adil yargılanmak''

Tutuklu gazeteci Deniz Yücel'in eşi Dilek Mayatürk,''Deniz, haksızca özgürlüğünden mahrum bırakılmışken, talep ettiği tek şey adil ve tutuksuz yargılanmaktır'' ifadelerini kullandı.
Deniz Yücel'in eşi: ''Tek isteği adil yargılanmak''

Silivri'de tutuklu olan Dei Welt muhabiri Deniz Yücel’in eşi Dilek Mayatürk, eşi hakkında açıklamalarda bulundu. Mayatürk “Deniz, haksızca özgürlüğünden mahrum bırakılmışken, talep ettiği tek şey adil ve tutuksuz yargılanmaktır” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet'te yer alan habere göre, Die Welt Muhabiri Yücel, başka hiçbir tutukluyla görüştürülmüyor. Hakkındaki iddianame hâlâ hazırlanmadı. Eşi Mayatürk’le her pazartesi kapalı görüşte camların ardında buluşuyorlar. Eşini büyük bir heyecanla ziyarete gittiğini anlatan Mayatürk, “Deniz, işini aşkla yapan bir gazetecidir. Nokta. Haksızca özgürlüğünden mahrum bırakılmışken, talep ettiği tek şey adil yargılanmak, tutuksuz yargılanmaktır...” diyor. Çiftin beraberlik yıldönümü dündü. Mayatürk, ‘Deniz’ine’ Cumhuriyet aracılığıyla ‘kelimelerini’ gönderiyor.

''Tutuksuz yargılanabilir''

- Deniz Yücel neden hedef seçildi sizce?

Hedef seçilmedi, bu kadar manipülasyonun, asılsız suçlamanın ancak ve yalnız, bağımsız olması beklenen bir yargıdan gelebilecek kararlar henüz haliyle ortada yokken – çünkü henüz iddianamesi yok ve dolayısıyla mahkeme tarihi bile henüz belli değilken - önceden biçilmiş gibi söylenenler üzerine hedef oldu. Oysa bunca sese hiç gerek yoktu, Deniz burada, hiçbir yere gitmiyor, kendi iradesiyle ifade vermeye gittiği gibi, adil yargılanmaktan başka bir talebi de yoktur. Pekâlâ tutuksuz yargılanabilir. Deniz hem Almanya’nın hem de Türkiye’nin kültürünü, tarihini, dilini, coğrafyasını çok iyi bilen bir gazetecidir. Bu kadar net bir gerçeği hala söylüyor olmak, kendime adımı hatırlatmak kadar absürd geliyor.

''Deniz'le ilgili çıkan haberler çok fantastik''

- ‘Suyun dışında kalmış balığa ne kadar güzelse hayat, o kadar güzel işte dışarıda olmak’ diye yazdınız geçen günlerde... Şimdi nasıl hissediyorsunuz?

Balığın evreni deryadır, suyun ‘dışında’ kalması hiçbir anlam taşımaz. Canım içerideyken, ‘dışarısı’ benim için deryadan kopuş gibi. Ve fiziken dışarıda olsam da, zihnen her gün Silivri’deyim. Eşim 110 gündür sadece gazetecilik yapmaktan tecrit koşullarında, iddianamesiz tutulurken ne kadar iyi olabilirsem, o kadar iyiyim. Her gün, Deniz’le ilgili çıkan Türkçe, İngilizce, Almanca bütün haberleri, yorumları okuyorum. Bazıları çok fantastik. Ona iki parça yeşil ot çok görülürken, yemyeşil ağaçlara bakmak o kadar kolay olmuyor. İyiyim, her pazartesi onun gözlerinde haklı olmanın getirdiği asaleti ve gücü gördükçe daha da iyi oluyorum. Şimdiye kadar tek bir pazar günüm olmadı mesela öncesinde uyuduğum. Cuma gününden başlıyor heyecanı. Gördüğümde ama ne olursa olsun çiçek açıyorum.

- Eşinizle cezaevinde evlendiniz. Zor bir karar mıydı sizin için?

Zor bir karar değildi ki hiç. Deniz henüz gözaltındayken “Ben bu adamla bu koşullarda evleneceğim” demiştim. Mutlu anlarda elinden tutmak kolaydır sevdiğinin. Mühim olan zor zamanlarda ‘elini bırakmıyorum’ diyebilmek. Ben zor günleri önemserim. Çünkü geriye dönüp baktığınızda, iyi günleri belki en fazla büyük bir gülümsemeyle hatırlarsınız, ancak zor günler, o zor günleri atlatış biçimleriniz, sizi siz yapar.

''En büyük lüksü gökyüzünü tel örgüler olmadan görmek''

- Eşinizin cezaevi koşullarını anlatır mısınız?

Deniz çok iyi. Fiziken ve psikolojik olarak çok güçlü. Ancak Deniz’in gücü, dik duruşu; koşullarının ağır olduğu gerçeğini değiştirmez. Deniz 100 günü aşkındır tecritte kalıyor. Tek başına, diğer tutuklulardan izole. Bu dayatılmış bir yalnızlaştırma.

Gazete, kitap okuyor. Bildiğiniz gibi haftada bir gün kapalı görüş, iki ayda bir kez açık görüş. 2 haftada bir de 10 dakikalık telefon açma hakkı var Deniz’in. Sabah açılıp akşam kapanan küçük bir avlusu var, orada olabildiğince hareket halinde kalmaya çalışıyor, bir iki ay kadar oldu, haftada bir kez ancak yine ‘yalnız’ ufak bir futbol sahası gibi bir alana çıkarılıyor. En azından spora yalnız çıkarılmasının değişeceğini ummak istiyorum yakında. En büyük lüksü haftada bir gün, bir saat orada gökyüzünü tel örgüler olmadan görmek.

Camlardaki parmak izi...

- Görüşmeleriniz nasıl geçiyor? En çok neyi soruyor size?

‘Çabuk’ geçiyor. Çabuktan neyi kastettiğimi sanırım en iyi ziyarete giden eşler anlar. Fark etmişlerdir, sevdiklerimizi bizden ayıran camlarda ne çok parmak izi var değil mi? İşte o izler, biziz. Görüşler böyle geçiyor... Bir şey sormuyor aslında, onu dinliyorum daha çok. Koşullarında bir yenilik var mı, ne okuyor, spora hâlâ yalnız mı çıkarılıyor, Silivri’nin meşhur yuva yapan kuşları n’apıyor, verdiğim eşyaları aldı mı, çok sigara içiyor musun, içme olur mu, gibi klasik konuşmalar... Ben arkadaşlarından, tanıdıklardan selamları iletiyorum, kedimizi anlatıyorum ve bunu çok iyi bilse de elini asla bırakmayacağımı hatırlatıyorum hep.

‘Mesleğine âşıktır’

- Deniz Yücel nasıl biridir?

Sade. Özünü koruyan ve bunun için özel hiçbir çaba sarf etmeyen biri. Öyle Deniz, olduğu gibi. Maskesiz. Sanırım böyle özetleyebilirim. Dünyada, bunca kötülüğün içinde ‘nasıl da hiç kirlenmeden tertemiz kalabilir ki bir kalp?’ dedirtecek kadar iyi yürekli. Çağın hastalığına tutulmamış, sertleşmemiş bir kalbi vardır yani. Deniz’e sıklıkla şunu söylerim mesela, ‘Adam bir dur, azıcık da kendini düşün.’ Ama o kendini es geçer, önce başkalarının yardımına koşturur. Gazetecilik mesleğine âşıktır. Makale yazarken Deniz, ben yanına uğramam ya da konuşmam özellikle. Bitirene kadar başka bir dünyada olur çünkü. Öyle konsantre olur. Elinden sigarası düşmez, malum. Kalemi, zaptı zor civa gibidir, kıvraktır. Deniz’in Almancası beni biraz aşıyor ancak, bu kalemindeki cevheri görmeme engel değil. Azıcık fazla konuşur, bazen çok detay anlatır, ama n’apalım. Böyle sevdik bir kere.

Dilek Mayatürk Yücel eşine yıldönümleri için şu şiiri Cumhuriyet gazetesi aracılığıyla gönderdi:

Gülün Gölgesinde

Varsın bu yaz kurak geçsin,
Sen suyum azalır sanma sakın
Ben, belki bilerek sessiz akan nehir,
Umudu ve aşkı her gün sana taşıyacağım.
Sonbaharda taşar bilsinler denizleri
Yağmur bile öyle bilsin, ne çıkar
Ben seni en kurak yazın sarısında
Aşkla taşıran nehir olacağım.
Gülün gölgesi düştü ansızın yüzüme
Ondandır tebessüme çok meyil edemem
Ama bilirim elbet gül benim,
Yokluğunda gölgesi de.

Yıl dönümümüze Canımdeniz...
İyi ki varsın Beyefendi’m.
Unutma, gülünden sen sorumlusun.
Unutmadım, gülümden
ben sorumluyum. Seni çok
seviyorum. Asaletinden öperim.
Ve lütfen, sigara çok içme, olur mu?
Gülün Gölgesinde

Yorumlar