CHP'li Berberoğlu: 'Medya'nın sorunu çalışanlar değil patronlar'

CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu CHP İstanbul il örgütü'nün çıkarttığı istanbul penceresi'ne konuştu. Berberoğlu, bilinmeyenleri cevapladı.
CHP'li Berberoğlu: 'Medya'nın sorunu çalışanlar değil patronlar'

CHP İstanbul Milletvekili ve aynı zamanda 35 yıllık gazeteci olan Enis Berberoğlu İstanbul il başkanlığı tarafından çıkartılan İstanbul Penceresi'ne konuştu. Günlük olarak yayımlanan bir duvar gazetesi olan İstanbul Penceresi'ne konuşan Berberoğlu çarpıcı açıklamalarda bulundu. Berberoğlu, kendi hayatından siyasete nasıl girdiğine ve Türkiye'nin en büyük sorunlarına kadar her konuda sorulan bütün soruları cevcapsız bırakmadı.

CHP'li Berberoğlu ile yapılan röportaj şöyle:

Türkiye Enis Berberoğlu’nu gazeteci ve CHP milletvekili olarak tanıyor ama bize biraz da özel hayatınızdan bahseder misiniz?

Gençken bu soruya cevap vermek daha kolaydı. 60’a geldiğiniz zaman 6 cümlede anlatmak çok zor. İyi bir babayım; çok sevdiğim aynı zamanda saygı duyduğum bir kızım var. Ömrümün bir bölümünü ona vakfettim bunu ancak yakınlarım bilir. Bunun dışında ciddi bir İstanbul aşığıyım. Tarih ve matematik alanında kitaplar okuyorum genelde. Yaptığım işi ciddiye alırım ama kendimi ciddiye almam. O yüzden de merakımın pesinden geldim buralara.

Başarılı bir gazetecilik kariyeri de bu merak duygusunun bir sonucu mu?

Gazetecilik benim için zorunluluktu aslında. Çünkü ben liseden itibaren hep siyasetle uğraştım ve üniversiteyi bitirdiğim sene 12 Eylül Darbesi oldu. Dolayısıyla da benim şirketlerde çalışma imkânım birden bire moda deyimiyle sıfırlandı. Şirket dünyasının istediği eğitime sahiptim ama istediği geçmişe sahip değildim. O dönemin adıyla “siyasi şube” şimdinin adıyla ise “terörle mücadele”de kaydın olmayacak diye bir kural vardı. Mesela üniversitede asistanlık sınavını da kazandım ama kabul edilmedim. Böyle olunca da bu kuralın geçerli olmadığı tek sektör medyaydı ve ben oraya yöneldim. O tarihlerde ben ve benim gibiler ekmek parasının peşine düştük. Meraklı biri olmam gazetecilikte vites yükseltmemi sağladı.

Uzun yıllar gazetecilik yaptığınız bu ülkede günümüz medyasını, geçmişle kıyasladığınızda nasıl bir tablo ortaya koyuyorsunuz? Eskiden daha mı iyiydi?

Evet. Türkiye’de matbuat modernleşme yolunda adım atarken esir düştü. Türkiye’de medyanın alt yapı yatırımı olarak veya insan kaynağı olarak dünyanın birçok ülkesinden daha yeterli olduğunu düşünenlerdenim. Bu bölgedeki çoğu savaşı yerinde izledim. Amerikalısıyla da izledim Fransızıyla da İngiliziyle de. Bizim çocukların fotoğrafları çatır çatır onların dergilerinde, gazetelerinde yayınlandı, hala da yayınlanıyor. Bizdeki çoğu bölge uzmanı/muhabiri, dünya çapında yorumcu olarak kabul edilir. Türkiye’de medyanın sorunu çalışanlar değil patronlar.

TRT dışında bir kanalın olmadığı dönemde gazetenin birim fiyatı üzerinden para kazanan patronlar vardı. Gazete ne reklam verene muhtaçtı ne de hükûmetten kredi almaya. O zamanın medya patronları böyle holding molding işlerinden anlamazdı. Bu işin altında şu sır yatıyordu; devlet kâğıt fiyatıyla destekliyordu medyayı. Turgut Özal ile birlikte bu destek kalktı. Özal’ın ilk yaptığı işlerden biri, kâğıt fiyatını piyasa fiyatına çekmek oldu. Böyle olunca gazetelerin karşısında basit bir ikilem kaldı; ya zam yapacak ve daha az satacak. Bulunan çözüm zaten bizim sonumuzu getirdi. Bir taraftan gazeteye zam yapıldı bir taraftan da promosyon dönemi başladı. Tabi birden bire bilançolar büyüyünce para ihtiyacı başladı. Bu para özel bankalardan temin edilemediği için kamu bankalarından temin edildi. Kamu bankaları hükûmetin emrinde olduğu için de medya patronları da hükûmetin emrine girmeye başladı. Bu anlattığım şeyler 35 yılın özeti aslında. Basın dünyası böyle böyle bu duruma geldi. Bunun bir an evvel çözülmesi gerekiyor.

Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapmaya nasıl karar verdiniz?

1975 yılında rahmetli Ecevit döneminde gençlik kollarına girdim. Üniversite yıllarımda Beşiktaş Gençlik Kolları’nda çalıştım.  Üniversitede öğrenci temsilciliği yaptım. 12 Eylül’den sonra parti kapatıldı ve biz ekmek kavgasına girdik. Ben gazetecilik yapıyordum ve CHP’liydim. Bu ülkeyi yönetenler de dahil olmak üzere hiç kimseden CHP seçmeni olduğumu gizlemedim. Emekliliğe ayrıldığımın ikinci ya da üçüncü günü Yeşilköy sahilde spor yaparken kahveden seslendiler, gelip oturur musun sohbet edelim diye. Meğer bu insanlar CHP Bakırköy örgütündenmiş. Bana ‘Sen de artık bize katıl’ dediler. Bana da mantıklı geldi, haftaya eşimi alıp Bakırköy’e geleyim yaparsınız kaydımı dedim.

MYK üyelerinden biri benim 30 senelik arkadaşımdır ve o da duymuş benim CHP’ye üye olacağımı. Sonra Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun özel kalemi aradı. Sayın Genel Başkan’la İstanbul da buluştuk ne ben kendisinden bir şey talep ettim ne de kendisi bir yol planı çizdi; sadece sohbet ettik. Aradan 1 hafta geçti partide olağanüstü kurultay kararı alındı. Ben de o günlerde tatildeydim. Oradan izliyordum kurultayı. Aynı gün telefonum çaldı, Ankara’ya çağırıyorlar. Parti Meclisi adayı olarak göstermişler beni. İşte böyle başladı her şey. Gurur duydum mu duydum, çok onurlandım.

Bu partinin bana ihtiyacı olduğu için değil benim bu partiye ihtiyacım olduğu için geldim.

"YOKSULLUK, İŞSİZLİK VE EĞİTİM"

 Peki ülkenin en önemli 3 sorunu nedir sizce ?

En önemli sorunları; yoksulluk, işsizlik ve eğitim. CHP olarak 7 Haziran’da Türkiye’de tek parti iktidarını sona erdiren seçim sonuçlarının altında yatan sebeplerden biri de bu 3 konuda çok somut öneriler getirmemiz. CHP’de rahmetli Ecevit’in Karaoğlan olarak Türkiye’nin umudu haline gelmesi bir kaç yıl sürmüştü. 7 Haziran öncesinde yürüttüğümüz seçim kampanyasıyla CHP’nin yeniden Türkiye’nin umudu haline gelmesi ve seçimin gündemini yaratması 2- 2,5 ay sürdü.

"GENÇLER SİYASET YAPMALI"

Türkiye’de bu kadar olumsuz bir tablo söz konusu olduğu halde sizi umutlandıran neler var?

Umutsuz siyaset olmaz. Siyasette hem sen umutlu olacaksın hem de umut vadedeceksin. Bunu da hayalci bir şekilde değil; onların içinde yaşayarak, doğru motive edip doğru yönlendirerek, doğru şeyler anlatarak yapacaksın. Ben tabi ki umutluyum. Ama bir de şu var; yaşın dezavantaj olduğu bir toplum burası. Temsiliyet sorunu çıkıyor ortaya. Memleket nüfusunun yüzde 50’si 30 yaş altındayken benim bahsettiklerim tarih kitabı onlar için. Bu böyle, evet; fakat şunu da görüyorum ki bu yaşıma gelene kadar o kadar çok badire atlattım ki, yeni badireler geldiğinde o kadar kolay umudumu kaybetmiyorum. O kadar kolay direncimi yitirmiyorum, korkmuyorum. Bu da geçecek yahu deyip üzerine yürüyorsun. Bu alışkanlığı gençlerin de edinmesini rica ediyorum. Gezi, gençlerin kafası attığında neler yapabileceklerini herkese gösterdi. Kendi geleceğine sahip çıkmak isteyen gençlerin 24 saatlik öfke patlamalarının yerine düzenli olarak siyaset yapmalarında fayda görüyorum.

Gazetecilik mesleğimden olaya baktığımda ben, televizyon rekabetinin olmadığı bir ortamda başladım. Şimdi bambaşka bir ortama evrildi. Twiter’dan Facebook’tan karşılanıyor medya ihtiyacı artık. Gençler, siyaseti de belki bizim bildiğimiz gibi yapmayacak ama mutlaka yapmalılar, geleceklerine sahip çıkmalılar.

Yorumlar