CHP'li İlhan Cihaner'den başkanlık tepkisi!

CHP İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner, Meclis Anayasa Komisyonu'nda görüşülmeye başlanan 'başkanlık anayasası' ile ilgili açıklamalarda bulundu...
CHP'li İlhan Cihaner'den başkanlık tepkisi!

OHAL koşullarında Meclis’e getirilen diktatörlük anayasasını değerlendiren CHP İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner "Geldiğimiz yer kaos ve ortaçağ" diyor

Türkiye bir rejim değişikliği oylamasının eşiğindeyken toplum tarihinin en büyük şiddet dalgası ile birlikte yaşamaya çalışıyor. İktidar süreci ancak şiddetin dili ile yönetebiliyor. Bu kritik süreçte ana muhalefet partisi önemli bir yerde duruyor.

CHP PM Üyesi, İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner başkanlık teklifini, baskı ve şiddet atmosferi ile CHP’nin bu sorunlar karşısındaki tutumunu Birgün'den Yaşar Aydın'a  değerlendirdi.

Anayasa değişikliği komisyona geldi. CHP’nin tutumu ne olacak?
AKP’nin komisyonları çalıştırma biçimleri de göz önünde bulundurulunca komisyondan değişikliğe uğramadan geçeceğini öngörebiliriz. Üstelik de iki partinin uzlaşısıyla geldiği için çok fazla müdahale imkanı da yok. Biz değişiklik önergesi vermeyeceğiz. Kategorik olarak karşı çıkacağız. Elden geldiğince direneceğiz. Teknik ayrıntılarına girerek müdahale edilmesini, edilmeye çalışılmasını taktik olarak da yanlış buluyorum. Çünkü bu değişiklik tasarısı teknik bir olay değil. İyi işlemeyen devlet mekanizması daha iyi işlesin diye ya da toplumun ihtiyaç duyduğu yeni bir uzlaşı zemini oluşsun diye yapılmıyor. Dolayısıyla o tuzağa da düşmemek lazım. Erdoğan’ın geçmişte çok çelişkili açıklamaları oldu. Ama 2003’te “…konsensus sağlanmadan başkanlık sistemine geçiş sağlıklı olmaz” açıklaması var. 2003’ten bu yana bırakın konsensusu, toplumsal ve siyasal olarak değişik eksenlerde yarılmış bir toplum haline geldik. Bu koşullarda -ister sistem ister rejim değiştirsin- anayasa yapılamaz, bu kadar köklü değişiklik de yapılamaz. Bu teklifin özeti süreklileştirilmiş bir OHAL rejimi ve bunun icracısı diktatoryal bir başkanlıktır.

‘Hem MHP’de hem AKP’de sıkıntı var’

Kılıçdaroğlu, örgütsel bir seferberlik çağrısı ile “Hayır”ı deklare etti. CHP hangi zeminde “hayır” kampanyasını hangi zeminde örgütleyecek?
Teklifin geçmemesi için tüm ülkenin geleceğini düşünerek böyle yaklaşıyoruz. Bir kere ortada ahlaki, hukuki ve siyasi meşruiyet sorunları var. Bunlardan birincisi AKP milletvekilleri teklifin ne olduğunu bilmeden imza attılar. Bu imzalarla kendi varlıklarını inkar ettiler. Yurttaşla kurdukları ahlaki, siyasi temsil ilişkisini de yerle bir ettiler.

Ayrıca AKP bu tarz kritik oylamalarda fiilen “açık oy” kullandırtıyor. Anayasa açık bir şekilde gizli yapılmasını öngörmesine rağmen böyle yapılıyor. Zorunluluk bu kadar açıkken vekillerin kendi oylarını akıllarıyla kullanma ehliyetleri yokmuş gibi partinin belirlediği kişilerin gözetiminde oy kullandırılıyor. Bu akıllarının, vicdanlarının vesayet altında olduğunu gösteriyor. Ama tutumdan da anlaşılıyor ki gizli oylama olursa parlamentoda istedikleri sonuç çıkmayabilir. Hem MHP’de hem de AKP’de sıkıntı var. Madem çok güveniyorsunuz gurubunuza, bırakın gizli oylama olsun.

Eşitsiz mali ve propaganda olanakları, ülkenin üçüncü büyük siyasi partisinin kadrolarının tam da bu süreç öncesi cezaevine doldurulması, yüzde onluk seçim barajı da meşruiyeti sakatlayan unsurlar.

‘Rejim değişikliği önerisi’

Başbakan “Türkiye’de rejim sorunu yok” diyerek Anayasa değişikliğini teknik bir konu olarak sunuyor. Bu yaklaşımı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu bir rejim değişikliği önerisidir. Rejimle şu ya da bu boyutta gerilimi olan yurttaşlarımız için bu çok anlam ifade etmeyebilir. Ama değişiklik daha anti-demokratik ise var olanı da kaybetme riski vardır. Üstelik sadece rejim değil tüm kültürel ve sosyal ilişkileri de yeniden düzenleyecek bir değişiklik. İnsanların gündelik davranışları üzerinde bile etkisi olacak. Cumhurbaşkanı’nın insanları sürekli muhbirliğe davet etmesi sonucu bir takside yolcunun söylemlerini kayda alıp şikayet eden bir şoförün varlığı değişikliği tasarlayanların nasıl bir toplum istediklerinin de net bir göstergesi. Rejim tartışmasını da aşan, toplumsal dokumuzun olumlu hangi yapısı varsa hepsini ortadan kaldıracak bir kılıf giydirilecektir Türkiye’ye. Öncelikle bunun bir rejim değişikli olduğu bunun da iyiye doğru bir değişiklik olmadığını anlatmaya çalışacağız.

‘Toplum kaldıramaz’

İktidar, Anayasa değişikliğini tek çıkış olarak sunuyor. Bu söylem yurttaşı nasıl etkiler?
Herkesin şu soruları sorması gerekir: Başkanlık gelince mevcut sorunlarımız nasıl çözülecek? Ekonomik sorunlar, terör, işsizlik, yargı, eğitim, dış politika... Hangisini, nasıl çözecekler?

Sanırım yurttaşta da böyle bir endişe var. Başkanlığa destek yüzde 50’yi aşmış görünmüyor.
Evet. Ama bu sadece kendi kafalarında döndürdükleri bir soru olmamalı. Özellikle “evet” vermeye meyilli yurttaşlarla da konuşup buna ikna etmeleri gerekir. Aksi takdirde özellikle artan terör ve şiddet olayları nedeniyle oluşan havada aynen 7 Haziran ve 1 Kasım sürecinde yaşadıklarımızı yaşayıp insanlar yanlış bir siyasi tercihte bulunabilir.

Bu değişikle ilgili adlandırmalar yapılıyor. En çok hoşlandığım “Süreklileştirilmiş Olağanüstü Hal Rejimi” ifadesi. Ne başkanlık rejimi ne güçlendirilmiş Cumhurbaşkanlığı, süreklileştirilmiş olağanüstü hal rejimi. Bu toplum bunu kaldıramaz.

‘Ahmakça bir iddia’

AKP ve Erdoğan’ın ülkeyi başka türlü yönetemeyeceği değerlendirmeleri de var. Buna katılır mısınız?
Bunun sahiden bir çözüm olacağını düşünenler de olabilir. Ama öyle bir durumda karşı karşıya değiliz. Çökmüş bir devlet yapılanması- mekanizması var. Yargısının üçte biri açığa alınmış. tutuklanmış durumda. Geri kalan “acaba yanlış bir karar verir hükümetin hışmına mı uğrarız? Acaba birisi beni Fethullahçı diye ihbar eder mi” diye düşünüyor.

Orduya bakıyorsunuz, ordunun en dinamik kurmay jenerasyonu tamamen Fethullahçıların elindeymiş ya da olmasa bile bunlar tasfiye edildi. Belki de bir ordunun en gözde sınıfı olan pilotları uçak sayısının altına düşmüş. Nerede, ne zaman, hangi bombanın patlayacağını bilmiyor yurttaşlar. PISA kriterleri dibe vurmuş, kriz içerisindeki ekonomiyi büyümüş göstermeye çalışıyorlar. Çürümüş bir yapı var. Bu yetkileri isteyen-isteten dinamikler Türkiye’yi bu hale getirmişken neden sonuç ilişkisini tersinden kurup “bu yetkiler gelirse bu işi çözerim” gibi “ahmakça” bir iddiaya inandırmaya çalışıyorlar.

‘Bombalar ülkeyi bölmeyi amaçlıyor’

Türkiye’yi içine alan şiddet sarmalını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bombaları patlatan, yol veren, olumlayan her kimse iç savaşı kaşıdığı ve istediği çok açık. Sadece Türk-Kürt ekseninde değil, Alevi-Sünni hem de laik anti laik ekseninde bir iç çatışmayı besleyen eylemler bunlar. Buna hiç kuşku yok. Bunların savunulabilir hiç bir yanı yok. Kabul edilemez.

Kürt sorununda çözüme artık çok uzağız diyebilir miyiz?
AKP, Türkiye’nin Kürt sorunu ile ilgili birikimini sıfırladı. Çok daha çetrefilli hale getirdi. AKP Kürt sorununa iki noktada bakıyor. Suriye’de adı ne olursa olsun bir Kürt oluşumuna fiilen izin vermek istemiyor. 7 Haziran sonrasındaki tablo nedeniyle Kürt seçmenin tek başına iktidarına engel olduğunu düşünüyor. Kürt meselesini şu ya da bu yöntemle çözmeyi hedeflemiyor. Kendi iktidarını sürdürebilmek için kullanmak istiyor. Bu politikalar Kürt meselesinin sadece polisiye güvenlik yöntemleri ile çözüleceğine iknaya yol açıyor. Sıfırlamak derken de kastettiğim bu.

Bizim çok açık bir güncellemeye ihtiyacımız var. Kürt hareketinin şiddete bulaşmamış ve birlikten yana olan kesimlerine de büyük görev düşüyor. Çok net bir şekilde bu topraklarda barış içersinde birlikte yaşama arzusunu güçlü bir şekilde ortaya koymaları lazım. Türkiye toplumunun diğer kesimlerinin de şiddet dilinden ayrımcı dilden ötekileştirici dilden uzak durması lazım.

‘AKP’nin yanında görünmemiz doğru değil’

Nasıl bir dil ve eylem öneriyorsunuz?
Mutlaka anti emperyalist hat çizmek lazım. Emperyalizm ile halklara eşitlik, özgürlük, adalet gelmez. İnsanları varsayımsal olarak terörist olarak kodlayamazsınız. Suriye ve Irak’ın hali ortada. En azından oradaki deneyimlere bakarak bir bomba patladığında neler yapılmalı onu görmeliyiz. Terör eylemi gerçekleştiğinde bir yandan bununla toplumu birbirine düşürmeye çalıştığını söyleyip diğer yandan da terör örgütlerinin istediği istikamette hareket etmek asıl bölücülüktür. Terör grupları eylemleriyle iç savaş istemektedir. Asker çocukların olduğu otobüste patlama yaparsanız bunun Türkiye’de doğuracağı sonucu düşünmüşsünüzdür. Bunu boşa çıkarmanın yolu illerdeki HDP binalarını basmak ya da CHP’ye saldırmak değil. En büyük sorunda CHP bu pozisyonu almışken, buna dair açıklama yapmışken hükümet aynı anda suçlamaya çalışıyor. Bu tarz yaklaşımlar asıl bölücülüktür. Tabii ki AKP böyle davranıyorken “terörle mücadelede tam destek” nedeniyle de olsa AKP’nin yanında görünmeyi de –özeleştiri olarak söylüyorum- doğru bulmuyorum. Teröre karşı tutumumuz nettir. Bu tutumu AKP’nin “oynak yaklaşımı” ile kirletmememiz gerekir.

‘Büyükelçi’nin katline giden yol…’

Siyasi iktidar kitle mobilizasyonu için “düşman” dilini çok rahatlıkla kullanıyor. Bunun şiddet iklimine etkisi var mıdır?
Kesinlikle var. Günlerdir Halep üzerinden şiddet ve ayrıştırıcı bir dili kullanılıyor. Üstelik çoğu sahte görsellerle yapılıyor bu. Oysa Halep 2011 yılından bu yana yanıyor. Çocuklar o tarihten bu yana öldürülüyor. AKP bir yandan çöken Suriye politikasını ve Mavi Marmara utancını örtmek için bu propagandayı yapıyor. Bir yandan da Halep’in düşmesindeki rolünü (silahlı militanların Fırat Kalkanı için El Bab’a çekilmesi, Rusya’nın baskısı vs.) gizlemeye çalışıyor. Ancak dinci fanatizmin dilini kullanmanın çocuk oyuncağı olmadığını görmeleri gerekirdi. İşte aynı şey yılbaşı kutlamaları ile ilgili yapılıyor. Kültürel bir olay düşmanlaştırılma vesilesi yapılıyor. Günlerdir yapılan propagandalar ve cihatçı terörizme gösterilen müsamaha Rus Büyükelçi’nin katline giden sürecin yolunun taşlarını döşedi. Bu olay kindar, dindar nesil yetiştirme projesinden kamu görevlilerini seçme yöntemine kadar çökmüş bir projenin bilmem kaçıncı ispatıdır.

Ülke öyle bir kırılgan hale getirildi ki üç beş kişi, ülkeyi kaosa itebilir. Yıllardır anlatmaya çalıştığımız bu. Bu katil Fethullahçı olabilir veya olmayabilir. Meclis’i, özel harekatı jetlerle bombalayanlar her alçaklığı yapabilir. İhtiyacımız akılcı güvenlik politikaları ama AKP kadroları ve akıl hocaları çok uzaklar buna.

Bir polis elçiyi katletti

Ülke cemaat ve tarikatlar yurdu oldu. Bu siyaset ülkeyi nereye götürür?
Götüreceği yere geldik aslında! Kaos ve ortaçağ. Bir polis memuru terör örgütünün slogan olarak kullandığı cümleleri bağırarak büyükelçiyi katletti. Terör örgütünün Fethullahçı ya da Nusra olması hükümetin ya da belirttiğiniz siyaseti izleyenlerin sorumluluğunu değiştirmez. Dinamikleri farklı olsa da her ikisi de bu siyasetin ortamında palazlandı. Türkiye’de yüzde 10’a varan IŞİD sempatisi var. Ankara’nın, Antep’in cihatçı mahalleleri var. Cemaat ve tarikatlar sistemle ya da artık AKP ile gerilimi varsa tehdit olarak kabul ediliyor. Kriterin bu olmaması gerekir. Darbe girişimi sonrası Gülen’in “akıl dışı” vaazlarını “fark edenler” halen ellerini öptüklerinin vaazlarını görmezden geliyor. (Birgün)

Yorumlar