Kerem Kılıçdaroğlu, Adalet Yürüyüşü'nü yazdı!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun oğlu Kerem Kılıçdaroğlu, 'adalet' talebiyle başlatılan yürüyüşle ilgili bir yazı kaleme aldı.
Kerem Kılıçdaroğlu, Adalet Yürüyüşü'nü yazdı!

Kerem Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu öncülüğünde başlatılan yürüyüşün sadece ''cumhurbaşkanı adaylığı'' yönünde yorumlanmaması gerektiğini, CHP’de değişimin önünü açan bir hareket' olacağını belirtti.

Kerem Kılıçdaroğlu, yürüyüşe mesafeli bakan eski genel başkan Deniz Baykal'la ilgili ''Bir diğer önemli nokta da, eski genel başkan Deniz Baykal ve ekibinin bu yürüyüşle birlikte parti üzerindeki etkisinin daha da zayıflamasıdır. Yürüyüşün başında sessiz kalması, destek vermede gecikmesi ve partililer tarafından beklediği ilgiyi bulamaması, CHP açısından Deniz Baykal döneminin biteceğine dair bir işaret olarak okunabilir.'' değerlendirmesini yaptı.

Kerem Kılıçdaroğlu'nun Odatv'de 14 Haziran 2017 tarihinde yayımlanan köşe yazısının ilgili bölümü:

''15 Haziran’da başlayan Adalet Yürüyüşü sadece CHP için değil, Erdoğan yönetimine muhalif diğer kesimler tarafından da coşkuyla karşılandı ve içinde bulunduğumuz karamsar ortamda bir umut ışığı oldu. Bu yürüyüş aynı zamanda az sayıdaki ılımlı Ak Partililer tarafından da destek buldu ve adalet talebi "toplumsal bir ihtiyaç olarak" yerinde bulundu. Adalet Yürüyüşü'nü kısaca değerlendirmek gerekirse, toplumsal açıdan Türkiye’de yeni bir dönemin başladığını ve CHP için daha kararlı bir yönetimin ortaya konulacağı düşünülebilir.

TOPLUMSAL AÇIDAN YENİ BİR DÖNEM

Yürüyüşü ve 9 Temmuz Maltepe mitingini toplum açısından değerlendirirsek, birkaç önemli sonucun ortaya çıktığı düşünülebilir. Öncelikle 25 günlük süreçte giderek büyüyen ve partiler üstü bir eyleme dönüşen adalet yürüyüşü 9 Temmuz Maltepe mitingiyle Türkiye’yi yeni bir yola soktu. 16 Nisan referandumu sonrası umudunu kaybeden hayır cephesinde, umut tekrar alevlendi. Özellikle Maltepe mitingindeki atmosfer Erdoğan yönetimine henüz her şeyin bitmediği mesajını gönderdi. Zaten Ak Partili yöneticilerin yürüyüşten ders çıkarmak yerine, katılımcıları suçlayıcı tavırları ve 9 Temmuz mitingine katılımı ısrarla küçük göstermeye çalışmaları, artan korkunun dışa vurumu olarak görülebilir. 

Belki de en önemli nokta ise yürüyüşün teması, yani adalet. Adalet Yürüyüşü Türkiye’deki sorunlu konuları içine almasıyla birlikte; yargı, demokrasi ve insan haklarına vurgu yapan kapsayıcı bir eylem oldu. Özellikle Türkiye’de yargıya güvenin günden güne düşmesi, adalet temasının etrafında kenetlenmenin ne kadar haklı ve yerinde olduğunu gösterdi. Bunun da ötesinde, yürüyüş sadece toplumsal muhalefeti değil, başta yürüyüşe mesafeli duran kesimleri de kapsamasıyla kendine daha geniş bir alan yarattı (bunda katılımcıların yürüyüşü kavgasız ve barışçıl ortamda bitirmesi önemli rol oynadı). Adalet kavramının sadece AK Parti'ye ait değil, artık toplumsal bir ihtiyaç olduğunu toplumun bütün kesimlerine göstermiş oldu. 

Son olarak, Adalet Yürüyüşü sonrası toplumsal muhalefet açısından dikkat çekilmesi gereken farklı bir alan ise ‘"kalkınma." Türkiye’nin giderek dışa kapanan bir sürece girdiği bu dönemde, zaten kötü durumda olan ekonomiye yönelik daha keskin ve net çıkışlar yapılmalı.

CHP 2010 AYARLARINA DÖNDÜ

CHP açısından adalet yürüyüşünün Kemal Kılıçdaroğlu’na büyük bir siyaset alanı açtığı görülebilir. Yürüyüş boyunca CHP’nin gündemi belirlemesi, Ak Partili yöneticilerin yürüyüşe verdikleri (veremedikleri) tepkiler, yürüyüşün medyada yer almasına ve tartışılmasına sebep oldu. Farklı muhalif kesimler tarafından uzun bir süredir, CHP için "muhalefet yapamıyor" eleştirilerine, sonunda güzel bir eylemle karşılık vermesi de, parti örgütünün tekrar canlanması da, yürüyüşün önemini gösteriyor. 

2010 yılında Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasıyla CHP’de bambaşka bir dönem başlamıştı. Deniz Baykal dönemine kıyasla parti örgütüne daha fazla önem veren, demokrasi, ekonomi ve sosyal politika odaklı parti programıyla Kılıçdaroğlu CHP’si partililer açısından yeni bir umuttu. Fakat partideki değişim, seçim sonuçlarına istenildiği gibi yansımadı. Bugüne geldiğimizde ise Maltepe mitinginin Kılıçdaroğlu açısından 2010’daki döneme benzediği görülebilir. Mitingde yakalanan hava ve katılımcıların coşkusu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olduğu döneme benzer bir atmosfer oluşturdu. Fakat burada 2010 döneminden farklı iki önemli husus var. Birincisi; Maltepe mitinginin partiler üstü bir miting olması itibariyle Kemal Kılıçdaroğlu sadece kendi partisine değil, tüm topluma hitap etti. İkinci husus ise; 2019 seçimleri. Adalet yürüyüşü sonrası Kemal Kılıçdaroğlu’nun yakaladığı olumlu havayı, cumhurbaşkanlığına aday olacağı yönünde okumamak lazım. Bu durum daha çok CHP’de değişimin önünü açan bir hareket olacak.  

Bir diğer önemli nokta da, eski genel başkan Deniz Baykal ve ekibinin bu yürüyüşle birlikte parti üzerindeki etkisinin daha da zayıflamasıdır. Yürüyüşün başında sessiz kalması, destek vermede gecikmesi ve partililer tarafından beklediği ilgiyi bulamaması, CHP açısından Deniz Baykal döneminin biteceğine dair bir işaret olarak okunabilir. ''

Yazının devamı için linki tıklayınız 

Yorumlar