Demli ve sevdalı bir dert: ÇAY

ÇAYKUR ülkenin yok edilen tarımsal yapısının son kalan kurumlardan biriydi, defalarca özelleştirilmek istendi, bölge halkının tepkileri nedeniyle yapılamadı ve sonunda Varlık Fonu’na devredildi.

Aslında Çay Kurumu-ÇAYKUR’un kuruluş ve yok edilmek istenmesinin öyküsü, yudumlamaktan ülke insanı olarak zevk aldığımız çayın öyküsüdür.

Tropikal ve astopikal iklim kuşaklarının ürünü olan çayla ipek yolunun geçtiği Anadolu’nun ilk tanışması oldukça eskidir. Anadolu insanı çayla tanıştığı andan itibaren onu  vazgeçilmezleri arasına almıştır. 1919 yılında İstanbul Gümrüğüne dış alım yoluyla gelen çay miktarı 527. 687 kg. dır.  Ülke topraklarında üretilmesi için ise uzun yıllar geçmesi ve zorlu bir uğraş gerekecektir.

Zorlu Bir Mücadele.

1917 yılında Halkalı Yüksek Ziraat Okulu hocalarından Ali Rıza Erten, Batum’a yapılan inceleme gezisinde çay yetiştirildiğini görmüş, benzer ekolojik koşullarına sahip Rize’de ve Artvin’de de üretilebileceğini düşünmüştü. Bu konuda hazırladığı rapor doğrultusunda başlayan çalışmalar savaş nedeniyle kesildi.

Savaş öncesinde Batum ve çevresine çalışmaya giden Doğu Karadenizliler artık topraklarına dönmüştü. İç göçün engellenmesi ve işsizlik, yoksulluk gibi sorunlara çözüm arayışında Erten’in hazırladığı bu rapor hatırlandı.  Büyük Millet Meclisi 6 Şubat 1924 tarihinde Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında Fındık, Portakal, Mandalina, Limon ve çay yetiştirilmesi yönelik 407 sayılı Kanun’u çıkardı.  Ziraat İşleri Genel Müdürü Zihni Derin çay tarımının örgütlenmesi için görevlendirildi ama bu ilk girişim bölge halkının ilgisizliği de dâhil çeşitli nedenlerle başarısız oldu.

1933 yılında hükümetin tekrar çayı gündemine alması ve inatçı, ısrarlı kadronun umudunu yitirmemesi sonucu yeni bir hamle yapıldı. Bu kez Zihni Derin, Rize ve çevresinde kurulan Ziraat Teşkilatının başına getirildi. 1938’de Çay Fidanlıkları Müdürlüğü teşkilatı kuruldu ve çalışmalar yoğunlaştırıldı.

İlk Çay Yaprağı.

1937, 1939 ve 1940 yıllarında Gürcistan’dan 70 ton çay tohumu satın alındı, amaçlanan damızlık çay bahçeleri kurmak ve fidan üretebilmekti. Ve nihayet 1938’de ilk çay yaprağı elde edildi ve kuru çay üretildi.

1940 yılında 3788 Sayılı Çay Kanunu çıkarılarak çaycılık güvence altına alındı. Çay bahçesi kuracaklara ruhsatname alma zorunluluğu getirildi. Yine bu Kanunla girdi temini sağlanarak, faizsiz kredi vb. açılarak, çiftçiler özendirildi. Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu üretilen yaprağın satın alınması, işlenmesi, harmanlanıp paketlenmesi ve satılması için yetkilendirildi. Artık çay tarım alanları giderek genişlemekte ve üretim miktarı hızla artmaydı. 1938’de 138 kg olan yıllık çay üretimi 1946’da 93 ton’a yükseldi.

1947 yılına kadar atölyelerde işlenen çay nihayet ilk fabrikasına kavuştu: 60 ton/gün kapasiteli Çay Fabrikası Zihni Derin adıyla Rize’de kuruldu. Ne acıdır ki, bu ilk fabrika bir çay müzesine dönüştürülerek korunmak yerine 1999’da yıkıldı. Yerine Rize Üniversitesi kuruldu.

Önce TEKEL Sonra ÇAYKUR.

10 Temmuz 1953 yılında 6133 sayılı “Çay Kanununa Ek Kanun” başlıklı yasayla çay yaprağını işlemek ve harman yapıp paketlemek, satmak ve sattırma işleri TEKEL’e devredildi.

1963 yılına gelindiğinde 18 fabrika ve 1.340 ton/gün işleme kapasitesine ulaşılmıştı, 1965 yılında ise artık çay üretimi iç tüketimini karşılayacak durumdaydı. Ardından ihracatçı ülke konumuna geçildi.

1971 yılında, 1497 sayılı Çay Kurumu Kanunu’yla Tekel İşletmeleri Genel Müdürlüğü aracılığıyla sürdürülen çay tekeli 1973’de örgütlemesini tamamlayan ÇAYKUR’a devredildi.

TEKEL’den 2.420 ton/gün kapasiteli olan 32 yaş çay fabrikası devir alan ÇAYKUR 1985 yılında 45 yaş çay fabrikası ve 6.000 ton/gün yaş çay işleme kapasitesine ulaşmıştı. Çay dikim alanı 404 bin dekardan  654 bin dekara yükselmişti.

Sonun Başlangıcı.

Türkiye için bir dönüm noktası olan 24 Ocak 1980 Kararları liberalleşme döneminin başlangıcıydı. Tarım bu değişimden payını alacaktı, aldı da. Bütün tarımsal yapı dağıtılmaya başlandı. Artık küçük çiftçiler için zor günler başlamıştı. Tabi ki çay üreticileri içinde..

Önce 1982 yılında 2929 sayılı kanun ile KİT kapsamında olan ÇAYKUR Kamu İktisadi Kuruluşu (KİK) kapsamına alındı. Ardından çaydaki büyük değişiklik 4 Aralık 1984 tarihli ve 3092 sayılı Çay Kanunu ile gerçekleştirildi. Çayın tarımı, üretimi, işlenmesi ve satışı artık serbestti. Gerçek ve tüzel kişiler üreticilerden yaş çay yaprağı satın alabilecekler, çay işleme ve çay paketleme fabrikalarını kurup işletebileceklerdi. Böylelikle çayda devlet tekeli kaldırıldı. 1984 yılından sonra yeni fabrika kurması için izin verilmeyen ÇAYKUR 22 Kasım 2002 tarihinde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın ilgili kuruluşu olarak çalışmaya başladı.

ÇAYKUR hiçbir zaman bağımsız bir kurum olmadı. Benzer her kurum gibi ÇAYKUR’da politikacıların  siyasi çıkarlarına uygun, bölge halkıyla ilişki kurma aracı olarak kullanıldı.  1984’den sonra özelleştirmenin önünü açabilmek için üreticiye verilen destekler gerekçe gösterilerek görev zararı sayıldı, Kurum daha çok zarar eder bir duruma getirildi. Gerçekte ise, bu paralar üreticiye değil, aracı kuruluşlara ve bankacılık sistemine gitmekteydi.

Çay Bölge için önemlidir

Cumhuriyetin kuruluşunda, bölgede yaşanan işsizliğin, yoksulluğun yarattığı göç sorununun çözümü olarak düşünülen çay tarımı büyük zorluklarla sanayisi ile beraber oluşturulmuştu. Önce çay yetiştirebileceğine inanmakta zorlanan bölge halkı, inanınca bütün bir bölgeye çay ekmişti. Bugün kayıtlı çay üreticileriyle, ÇAYKUR ve özel sektörde daimi ve mevsimlik çalışanlarıyla ve onların aileleriyle birlikte yaklaşık bir milyon insanın yaşamı çaya bağlıdır.

Çay tarımı küçük üreticilerin işidir.

Çay tarımının başlanması ve geliştirilmesindeki amaç işsizlik, yoksulluk ve göç sorununu çözmek olunca, küçük aile çiftçiliği esas alınmış ve üreticiler teşvik edilerek desteklenmişti. Çay tarımı ile uğraşanların arazi dağılımına bakıldığında bu durum kolaylıkla görülmektedir; Çay üreticilerinin %79.4’ünün arazisinin 5 dekarın altında, %17.7’sinin 6-10 dekar arasında ve %2.4’ününde 11-15 dekar arasındadır. Bu tablo, tarımı şirketleştirmek, çay tarımını çok uluslu şirketlere teslim etmek isteyen yöneticileri rahatsız eden bir potansiyel taşımaktadır.

ÇAYKUR’un Önemi Devam Ediyor.

Üzerinde oynanan bunca oyuna karşın ÇAYKUR çay piyasasısın belirleyicisidir. Yılda üç kez hasat yapan çay üreticileri çayını ÇAYKUR’a vermektedir. ÇAYKUR ise çay alımında kota uygulamakta, kota fazlasını almamaktadır.  Kotadan amaçlanan özel sektörün önünün açılabilmesidir. Üreticiler ÇAYKUR’un almadığı kota fazlasını özel sektöre satmaktadır. ÇAYKUR’un olmadığı bir piyasada özel sektörün çayı yok pahasına alacağı, çay üreticilerinin üretmekten vazgeçmek zorunda kalacağı açıktır. Tıpkı TEKEL’in yok edilmesiyle tütün üretiminin bittiği gibi, çay üretimi de bitecektir. Çay üreticileri bu durumun farkındadır ve ÇAYKUR’un bugüne kadar özelleştirilememesinin nedeni bölge halkının bu konudaki duyarlılığıdır.

ÇAYKUR’un Varlık Fonuna devredilmesi çay üretiminde bir belirsizlik dönemini başlatmıştır. Ama Cezmi Ersöz’ün dediği gibi: “Çay henüz her şey bitmedi demektir.”

Yorumlar