Futbol Federasyonu bizi neden öptü?

1997 senesi Eczacılık Fakültesi'nde geçirdiğim son seneydi. Girdiğim son sınavda da başarılı olunca mezun olmaya hak kazanmıştım. Eczacılık Fakültesi'ndeki hocalarımdan bir tanesi, arkadaşının eczanesinde çalışmamı teklif ettiğinde, mezuniyete hak kazanmanın heyecanı ile ‘ayıya bal sorulur mu hiç hocam? Tabi çalışırım’ demiştim.

Çalışmaya başladığım eczane Ankara’nın Aşağı Ayrancı semtindeydi. Kısa bir alışma sürecinden sonra eczaneye gelen hastalar ile samimiyet derecemi arttırmış, hatta eski bir futbolcuyla bile tanışma şerefine nail olmuştum. Bilen bilir. Eczaneye insanlar sadece ilaç almaya gelmez. Çoğu sohbet etmeye gelir.

İşte bu eski futbolcu Nusret Amca, anlattığı hikâyeleri tekrar tekrar anlatan, çenesi ziyadesiyle düşük bir hastamızdı. Altınordu Spor Kulübü’nde sol bek mevkiinde oynayıp, kaptanlığa kadar yükseldiğini, hatta bir sene Beşiktaş’ta oynadığını, Fenerbahçe ile karşı karşıya geldiklerinde de Lefter’i hep kendisinin savunup, adım attırmadığını anlatmıştı. Lefter’in ne kadar büyük futbolcu olduğunu kanıtlamak için de o dönem Fenerbahçe’nin oyun kurucu pozisyonunda oynayan Jay Jay Okocha ile kıyaslamıştı.

“Lefter deyip geçmeyeceksin genç. Bir Lefter var ya bir Lefter, tam on Okocha eder” demişti bir keresinde. Aradan bir hafta geçtikten sonra aynı kıyaslamayı yapıp, “Lefter deyip geçmeyeceksin genç” diye başladığı cümlesini “Bir Lefter var ya bir Lefter, tam dört Okocha eder”  şeklinde bitirdiğinde gülmemek için kendimi zor tutmuştum. Sanırım o hafta Okocha’nın performansı çok iyiydi ki çeyrek Lefter mertebesine yükseltilmişti Nusret Amca tarafından.

Şüphe yok ki futbol ile ilgili eğlenceli bir çok hikâye vardır hafızalarımızda. Futbolun endüstrileşip, makine düzeninde oynanmaya başlamasıyla beraber futbol, hem bir spor olarak halkçı karakterini yitirdi hem de futbol ile ilgili hikâyelerimiz eğlenceli olmaktan çıkmaya başladı. Benim az önce sözünü ettiğim diyalogların geçtiği günlerde, bir futbol maçını canlı izleyebilmek için şifre çözücü dekodere ihtiyaç duyulmaya henüz başlanmıştı. Dekoderin yanında, o günlerde yeni öğrendiğimiz bir kavram daha vardı. Büyük futbol kulüplerinin yöneticileri artık kulüplerini ürün olarak tanıtmaya başlamışlardı. Mesela Ali Şen, ‘Fenerbahçe ürününün maçlarının canlı yayınlanması bu kadar ucuz olamaz’ demişti ve bu tanımlama, diğer futbol kulübü yöneticilerince tekerleme haline getirilmişti. ‘Ürün benim değil mi kardeşim? Hangi kanalda istersem orada yayınlatırım yaptığımız maçı’. Acaba Gary Lineker  futbol için, ‘yirmi iki kişinin bir topun peşinden koştuğu, sonunda da Almanların kazandığı bir oyun’ derken, futbol oyununun endüstrileşmesinden duyduğu endişeyi mi dile getirmek istemişti?

Endüstriyel futbolu, canlı yayınların şifreli kanal üzerinden verilmesi ile açıklayamayız sadece. Futbol kulüpleri bir çok işletmesi olan büyük birer şirket gibiler artık. Forma ve bilet satışları ile ilgili oldukça büyük rakamlardan söz ediliyor günümüzde. Çocukluk günlerimden hatırlarım, transfer piyasasına kabadayı çeteleri hükmeder, hatta futbolcu bile kaçırırlardı. Futbolla birlikte onlar da endüstrileşip, bahis işinde de büyüdüler. 2014 yılında İstanbul’da asansör faciasında ölen işçilerin çalışmakta olduğu rezidans inşaatının yerinin eski Ali Sami Yen Stadyumu olduğunu düşündüğümüzde, işin içine arsa faaliyetleri de giriyor kuşkusuz.  

Mecliste araştırma komisyonları eliyle AK’lamalar yapılırken, 5 Ocak-19 Ocak tartışmaları üzerinden icra makamının kim olduğu tartışmaları sürerken, neden futbolun endüstrileşmesi konusuna girme gereği duydum?

İki yıl önce yerli futbolcuyu teşvik edeceğiz diyerek yabancı kısıtlamasına giden Türkiye Futbol Federasyonu, aynı gerekçe ile yabancı sınırlamasını kaldırdı ya geçenlerde. Artık Türkiye'de futbol işlerine de Milli Eğitim Bakanlığı mı bakmaya başladı diye düşünmeye başlamıştım ki konu ile ilgili açıklamayı Yıldırım Demirören'in yaptığını görünce şaşkınlığımı üzerimden attım. Bayram değil seyran değil. Yıldırım Eniştem iki yıl önce almış olduğu kararın tam tersini alarak bir buse kondurmuş yanağımıza. Neden acaba diye düşünmeye başladım.

2015 yılı parasal konuları çok konuşacağımız bir yıl olacak. Türkiye’nin bulması gereken milyarlarca dolar var. Belki de Arap Sermayesini futbol üzerinden Türkiye’ye çekme operasyonudur bu. Adamalar futbol kulübü satın alacaklarsa, öyle yabancı kısıtlaması olan bir futbol liginden takım satın almak istemezler.

Ne dersiniz? Abartıyor muyum?

Yorumlar