Feraye'dir kızının adı

İnsan neden gitmek ister? Hem de nereye gideceğini bilmeden. Hiç düşündünüz mü ya da hiç, her şeyi ardınızda bırakıp gittiğiniz oldu mu? Can Yücel şiirinde ‘’ben her bahar âşık olmam ama her bahar gitmek isterim’’ der. ‘’Bahar mıdır bunu bize düşündüren?’’ diye kendi kendine sormadan da edemez. Kış mevsimindeyiz. Bütün bunları bana ne düşündürdü durup dururken?

Arabam arızalandı. Doğal olarak servise götürdüm. Önemli bir şey olduğunu düşünmüyordum ama servisteki hoş ve alımlı bayan bana ‘’aracınıza ancak öğleden sonra bakabiliriz’’ dedi. Bakım işleminin hızlandırılabilmesi için bir iki defa yaptığım ricayı geri çevirdi. Evimin yolunu tuttum ben de. Yürüyerek gideyim istedim. Yürürken de yaşamın büyük şehirlerde git gide ne kadar zorlaştığını düşünmeye başladım. Kısa ve değerli yaşamımızı ne kadar boş işlerle dolduruyoruz aslında değil mi? Hep bir koşuşturma. Gelirimizin çok üstünde borçlanarak geleceğimizi ipotek altına alıyoruz. Finans kapitalin kölesi oluyoruz. Şairin dediği gibi… ‘’Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz. Bir ömür karşılığı, bir ömür’’.

Sıkışıp kalmışız. Madem bir yere gidemiyoruz, en azından güzel bir müzik dinleyip çevremizdeki o anlamsız koşuşturmadan bir süreliğine uzaklaşabiliriz.

Güzel bir koku duyarız kimi zaman. O kokuyu başka bir zamanda yine duymuşuzdur ve işte tam o anda dinlediğimiz bir şarkı gelir aklımıza. O şarkıyı tekrar dinlemek isteriz. Dışarıda insanlar devinip dursunlar. Ruhumuz bedenimizden bir süreliğine de olsa ayrılır.

Bilinçsizce, koşuşturma içinde olduğumuz bir anda, uzun süredir duymadığımız, unutmak üzere olduğumuz bir şarkıyı duyarız. Ne kadar güzel bir andır o an. Abim Mardin’de askerlik görevini yaparken bir aylığına, yanımıza iznini geçirmek üzere gelmişti. Bana gitar çalmayı öğreten abime, kendi kendime akorlarını bulduğum Ordu’nun Dereleri türküsünü çalmıştım. Akorlarını yazıp yanında götürmüş, sonra da arkadaşlarının yanında çalmak istemiş bir gün. Ordulu bir genç yanına yaklaşıp ‘’bir daha çalar mısın tertibim?’’ diye sormuş. Başa sarmış abim de. Çocuk ağlamaya başlamış. Diyorum yaa!.. Ne kadar güzel bir andır o an. Almış götürmüş işte o genci, gitmek istediği yere.

Abim çok sevdiği bir tını duyduğunda ‘’bak Tolga Bak!..Tüylerimi görüyor musun ?’’ diye sorup, kolunda diken gibi duran tüylerini gösterirdi. Ben hangi şarkıda böyle hissederim peki? Mesela Neşet Ertaş ‘’ben ölürsem saçlarını, yolma gayri yolma’’ dediği zaman. Ya da Cem Karaca ‘’ben döneksem döndüm diye memleketime, döndüm baba döndüm işte ohh bee!’’ dediğinde. İlk kez dinlediğim zaman ne hissettim hiç hatırlamıyorum biliyor musunuz? Ama hâlâ bu ezgileri duyduğumda abim gibi kolumu açıp, ilk gördüğüm kişiye, efendisine kafa tutan köle gibi ayakta duran tüylerimi göstermek isterim.

Eczacılık Fakültesi’nde okurken sık sık babaannemin yanına kaçardım canım sıkıldığında. Bana bir şeyler anlatır, ilgileniyormuş gibi yapar ama pek dinlemezdim. (Gerçi ben hep böyleyim. Kafam sürekli lüzumsuz şeylerle meşgul olduğu için karşımdakini pek dinlemem) Anlattıklarını dinlemesem de babaannemin sesi bana huzur verirdi.

Müzeyyen Senar’ın sesini duyunca, işte tam da bu duyguları hissederim. O yaşlı ve yorgun ses tellerinden gelen tını kimsenin bana benzemediğini, tavrımın hayran olunması gereken bir tavır olduğunu hissettirir. Tüylerim dimdik olur yine. Bu sefer Cumhuriyetin hiçbir zaman devrilmeyecek bir çınarı gibi ayakta durur kolumdaki tüyler. O, söylediği şarkıları yaşar. Dikkat ettiniz mi bilmiyorum. Feraye’dir onun kızının adı. Hele o rakı kadehini başının üstünde çevirip kafasına dikmesi yok mudur? Ne meydan okumadır öyle. ‘’Ben içerim, bana yoktur vebâli’’ dermiş gibi aldığında o demi, sanki hayatın bütün sırlarını bilen bilge bir kadın gibidir.

Müzeyyen Senar bir daha dönmemek üzere gitti. Vefat haberini aldığımda, Muhlis Akarsu’nun ‘’karnı büyük koca dünya’’ isimli türküsü geldi aklıma. Bu obur dünya, koskocaman Müzeyyen’i de yedi. Sonra da kendi kendime ‘’iyi ki o moleküller bir araya gelmiş, ete kemiğe bürünmüş, Müzeyyen diye görünmüş bize’’ dedim ve Edip Cansever’in şu dizesi döküldü ağzımdan.

İNSAN YAŞIYORKEN ÖZGÜRDÜR…

Yorumlar