Doğru strateji

Yıllar önce ‘Turuncu Devrim’ dalgası eski S.S.C.B. ülkelerini sardığında, ‘bizim ülkemizde de bu türden bir devrim olur mu?’ sorusunun cevabını Arslan Bulut vermişti.

‘Belki de bu olay bizim ülkemizde 2003 yılında gerçekleşti’  

Yeni olduğu iddia edilen Türkiye kurulurken sözde eski Türkiye’nin sembollerine belirgin bir biçimde saldırıldı. Bunun en belirgin örneği, adına Ergenekon denilen davalar silsilesidir. Ergenekon Efsanesi eski Türkiye’nin sembolüydü ne de olsa. Mahkûm edilmesi gerekirdi.

Kendilerince eskiyi yıkıp yenisini inşa etmenin ilk adımı olarak gördükleri Anayasa Referandum’u için de tarih olarak 12 Eylül tarihini belirlediler. Her ne kadar 12 Eylül darbesi ile hesaplaşıyoruz deseler de aslında darbecilerin takipçileriydiler. Darbe ile Arap Baharı misali kapalı Türkiye Ekonomisi, yabancı pazarlara açılmamış mıydı? Yeni Türkiye’nin temsilcileri de Türkiye’yi pazarlamakla mükellef görüyorlardı kendilerini. Takipçileri olmaları bundandı.

Türkiye’yi pazarlamak, büyük çabalar sonucunda oluşturulan büyük sanayi kuruluşlarını satmak anlamına gelmiyordu sadece. İş gücü de ucuz olmalıydı. Haraç mezat satılan kuruluşlarda çalışacak işçiler ucuza çalışmalıydı öyle değil mi? 

Hükümet, adaletsiz bir kalkınma modelini benimserken geleceği için de komşu ülkelerde, Müslüman Kardeşler kökenli siyasi yapıların iktidarda olmalarını olmazsa olmaz bir unsur olarak gördü. Daha önce de söyledim. Irak’ta Tarık Hâşimi bu nedenle desteklendi. ‘Kardeşim Esad’ bir gecede bu nedenle ‘Esed’ oldu. Mısır için de benzer bir durum söz konusu.

Sanırım ‘Yurtta Barış, Dünya’da Barış’ sözünün önemini, yaşayarak öğrenebileceğimiz günlerden geçiyoruz.

Adaletsiz kalkınma modeli ile yurtta barışı sağlama konusunda başarısız olan hükümet, komşu ülkelerin yönetimleriyle de kavgalı. Bugüne kadar sahte düşmanlar yaratarak kitlesini bir arada tutmayı başarabilmiş olsa da seçim yaklaştıkça AKP içindeki çatlakların daha da belirginleşerek büyüyeceğini düşünmek yanlış olmaz. Doğru bir strateji ile yeni bir iktidar alternatifi yaratmak mümkün.

Bu konudaki ipuçlarını Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın Vatan Partisi heyetinin Şam ziyaretini eleştirdiği konuşmasında bulabiliriz aslında.

Bülent Arınç’ın,  “ AKP'nin kuruculuğunu, başbakan yardımcılığını yapan, imam hatip mezunu olmasıyla Milli Selamet Partisi zamanından bu yana bu çizgiden sapmamış bir insan ile Adalet Partisi’nde, Anavatan Partisi’nde en önemli görevlerde bulunmuş, Meclis Başkanvekilliğini yapan ve sonunda Parlamenter Birliği Başkanlığımızı da deruhte eden birisi”  olarak tanımladığı kişiler ile cumhuriyet cephesinde buluşmanın doğru strateji olduğunu düşünüyorum. 

Yorumlar