Neydi mesele?

Aydınlık Gazetesi’nin Kitap Eki vasıtasıyla - biraz geç de olsa - tanıştığım ‘İnsan Nasıl İnsan Oldu’ isimli güzel bir kitap okudum geçtiğimiz günlerde. Kitabın yazarları İlin ve Segal, arka kapakta bu kitabı yazma nedenlerini açıklarken insanı, güçlü kolları ile bir lokomotifi kaldırabilen, kuşların çıkamadığı yüksekliklerde uçabilen, su altında zaman zaman balıklardan daha iyi yüzebilen, başka bir kıtada konuşulanları işitebilen, denizleri birleştirip çölleri sulayabilen bir deve benzetirler. 

Bu benzetme şüphesiz ki insanların dayanışmaları sonucunda elde ettikleri gücün bir ifadesidir. İlk olarak doğanın zorlu koşulları ile baş edip hayatta kalabilmek için dayanışma içinde hareket eden insanlar, bu yeteneğini daha sonra medeniyetler kurma konusunda da göstermişlerdir. Belki onlara bir arada hareket etme konusunda motivasyon sağlayacak bir lidere ihtiyaç duydular ancak insanların kurdukları ilk medeniyetlerde yardımlaşmanın ve hakça paylaşmanın izlerini rahatlıkla görebilmek mümkün.

Ekmek her zaman bu izleri bulabileceğimiz  önemli bir unsur olmuştur hayatımızda. Birlikte üretimin en önemli simgesidir belki de. Bu nedenle geçmişte insanlar baharın gelişini mutlulukla karşıladılar. Baharın gelişiyle beraber büyüyen başaklardan elde edilen ekmeğin hakça bölüşümünden kaynaklanan mutluluk, yeryüzünde yaşanabilecek en büyük mutluluk olmalıydı.  

Sınıflı toplumların oluşumuyla beraber, liderlik bir görev olmaktan uzaklaşıp hanedanlaşma süreci başlayınca, insanlığın ortak değerlerinin yerini, güçlünün değerleri ve kültürü almaya başladı. İnsanlığın tarihi yerine vakanüvisler, hanedanların tarihini yazmaya başladılar.

Yaşadığımız topraklarda da o hanedanlığa özenenler ve hanedanlaşmaya özenenlerin tarihini yazmaya meraklı, gönüllü vakanüvisler ziyadesiyle mevcut. Hanedanlık hayalleri kuranlar, meşru sevdalardan gayri meşru, en az üç acı doğsun istiyor kundaklara şimdilerde. Kupon araziler üzerinde yükselecek çılgın projelerde, karın tokluğuna çalışsınlar diye istiyor sanırım. Aşk, flört pek müsait kelimeler değil sözlüklerinde.

Çılgın proje sahiplerinin unuttuğu başkaldırı kültürü, 2013 yılının haziran ayında kendini hatırlatma gereği duydu birden bire. Yükselen gökdelenlerin arasında nefes alınabilecek bir park ve içindeki birkaç ağaca sahip çıkmak değildi sadece mesele. Şeyh Bedrettin’in hayal ettiği gibi hep beraber sulardan ağı çekebilmekti. Yeryüzü sofraları bu nedenle kurulmuştu. Ateistler bu nedenle Cuma namazı kılanların yanlarında nöbet tutmuşlardı.

Gaz fişeğiyle kafasından acımazsızca vurulan Berkin Elvan’ın meselesi neydi peki? Almaya gittiği ekmekte vücut bulan iyilikti, dostluktu, emekti.

Neydi mesele?

Mesele hakça bölüşümdü…

Yorumlar