Gorillerin dışkısı

Bir küçük deniz kaplumbağasının, yumurtasını kırdıktan sonra tüm gücüyle denize doğru koşmasına neden olan şey, hayatta kalma isteğidir.
Yeni doğan insanın yırtınırcasına bağırmasının nedeni de aynı değil mi?
Avusturya İşçi Marşı’nda söylendiği gibi… ‘’Hayat denilen bu kavgaya girdik. Çelik adımlarla yürüyoruz’’.
Deniz kaplumbağasının ilk adımları, yeni doğan insanın yırtınması, ilk çelik adımlara güzel birer örnektir. Bir nev-i ‘hele bir yaşama tutunalım, gerisini sonra düşünürüz’ demektir.
Sonrası… Uyum süreci.
Tabiatın biz insanlara sunduğu soluk alıp-verme eyleminin yanı sıra en büyük armağanı, içinde yaşadığımız koşullara uyum sağlayabilme yeteneği olsa gerek. Yedi milyara yaklaşan insan topluluğunu başka türlü açıklamak mümkün değil.
İnsanın belki de ilk büyük devrimci eylemi, iki ayağının üzerinde durmasıydı. Bazı Türk filmlerin meşhur repliğidir. Köyden gelip, Haydarpaşa Garı’nın yanındaki rıhtımda, elindeki bavulu yere bırakmış ve ellerini yumruk yapıp havaya kaldırmış bir adam ‘’Ulan İstanbul!.. Bakalım sen mi beni yeneceksin, yoksa ben mi seni?’ diye haykırır. Ayakta durmayı başaran ilk insan da tabiata böyle meydan okumuş olmalı.
Av malzemelerinin geliştirilmesi, bazı hayvanların evcilleştirilmesi, avcı-toplayıcı karakterde küçük topluluklar oluşturması, insanın yaşam koşullarına uyum sağlamasında önemli bir mevzidir.
Ve tohumun ıslahı ile beraber tarım toplumuna geçiş, yiyecek sağlama konusunda atılmış en büyük çelik adımlarından bir diğeridir insanın. Sonuçları da büyük olmuştur. Yerleşik hayata geçiş, göksel olayların gözlenme gereğinin duyulması ve bunların kayıt altına alınması için yazının keşfedilmesi.
Her çözüm beraberinde yeni sorunlar getirir doğal olarak. Gerek yiyeceğe erişimin görece kolaylaşması ile beraber diğer topluluklardan katılım, gerekse üreme yoluyla nüfus artmış ve daha büyük tarım arazilerine ihtiyaç duyulmuş. Belki de daha verimli araziler ve suyun kullanımı için başka insan toplulukları ile savaşlar yapılmak durumunda kalınmış. Aynı zamanda yağmacı kabilelerden, elde ettikleri ürünü koruyabilmek için de savaşılmış olmalı. Bütün bunlar askerlik sanatının gelişmesini beraberinde getirmiş.
Askerliğin gelişimiyle beraber ortaya çıkan büyük komutanlar, süreç içerisinde içinde yaşadıkları toplumda iktidarı güç kullanarak ele geçirmiştir. Hani 12 Eylül’de Kenan Evren’in dışkı yedirmek dahil her yaptığını onayladığını belirten Jeoloji Profesörü Celal Şengör’ün dediği gibi. ‘’Bak kardeşim! İhtilal ne demektir biliyor musun sen? Zorla bir işi yapmak demektir.’’ Tam da böyle. Zorla, güç kullanarak, belki de bir tür ihtilal ile iktidar ele geçirilmiştir.

Ancak güç kullanarak elde ettikleri iktidarı, bir başka sınıf ile paylaşmak durumda kalmışlar. Tarımsal faaliyetlerin düzgün yürüyebilmesi için göksel olayları gözleyen ve elde ettikleri bilgileri şifreleyen, süreç içerisinde ruhbanlaşan bir sınıf ile…
Geriye kalanlara ise iktidarı ellerinde bulunduran güçler adına savaşmak ve elde edilen artı değerden kendilerine layık görülen kadarıyla yetinmek kalıyor doğal olarak.
Bu kadar şeyi art arda yazarken sözünü etmek istediğim şey şudur. İktidarı güç kullanarak ellerinde tutanlar, elde edilen ürünün aslan payını kendilerine ayırdıkları gibi, bilgiyi de kendilerine saklamak istemişler. Cehalet ve açlık, adaletsiz bölüşümün bir sonucu olmuş.
Bugün geldiğimiz noktada, iktidar farklı güçler tarafından paylaşılıyormuş gibi gözükse de, kapitalizm denen, savaşlarla ve sömürü ile beslenen bu ekonomik düzende adaletli bir paylaşımdan söz etmek mümkün değil. Küresel servetin yarıdan fazlası, Dünya nüfusunun en zengin yüzde birlik kesiminin elindeyse açlık kaçınılmaz oluyor. Bilginin yine bu kesimin tekelinde olduğunu düşünürsek de cehalet.
Bütün bunlar orta yerde dururken, Radikal Gazetesi’nde kendisi ile yapılan söyleşide bizim toplumumuza neden Oligarşiyi layık görmüş Celal Şengör Hoca? Neden olacak? İçinde bulunduğu Oligarşik yapının neden olduğu cehaleti ve açlığı perdelemek için. Söylediği her şeyi bilinçli bir şekilde söylemiştir. Bundan emin olabilirsiniz.
Aynı söyleşide, 12 Eylül işkence hanelerinde, dışkı yedirilerek yapılan işkenceyi normalleştirmek isterken verdiği, gorillerin birbirlerine kendi dışkılarını ikram etmeleri örneğinde de dikkatlerden kaçırmak istediği bir şey var. Goriller birbirlerine kendi dışkılarını bile ikram edebilecek kadar paylaşımdan yanayken, insanlık bu kadar evrim geçirmesine rağmen neden hâlâ adaletli bir paylaşımı sağlayabilecek ekonomi düzeni kuramamış?
Sorgulanması gereken asıl şey Dünya’nın tüm kaynaklarını sömüren ekonomi düzenin ta kendisidir.

Yorumlar