25 bin eczacının en az 10 bini batıktır!

Keçiören’de eczacılık yapmaya henüz başladığım zamanlardı. Saf ve bakir Anadolu çocuğu halimden yararlanmak isteyen, güzide bir ilaç firmamızın güzide bir temsilcisi sık sık eczaneme gelip, ihtiyacımın ötesinde, tanıtımından ve satışından sorumlu olduğu ilaçları satmaya çalışırdı. Halk arasında ‘kilitlemek’ olarak da ifade edilen bir eylem türüydü yapmaya gayret ettiği.

Hemen hemen her cümlesi ‘şekerim’ sözcüğü ile bittiği için, biz kendisine ‘şekerim Hakan’ derdik. Kapıdan içeri girişinde sorduğum ‘nasılsın’ sorusuna, ‘koşuyorum şekerim, önümüze her türlü engeli çıkarmalarına rağmen, engeli aşıyorum, koşmaya kaldığım yerden devam ediyorum’ derdi.

İşte o gün bugündür, koşma işi üzerine düşünür oldum.

Şüphesiz ki Şekerim Hakan’ın bu koşma eylemi bilinçli bir eylemdi. Ziyaret ettiği eczanelere firması adına ne kadar çok ilaç satarsa o kadar prim alacak; ancak çalıştığı firma, satış kotasını daha da arttıracaktı. Önüne çıkan kota engelini aşabilmek için daha çok saf ve bakir Anadolu çocuğu bulmaya çabalayacaktı. Her ödülün bir de bedeli vardı şüphesiz. O bedel, koşarken önüne çıkarılan kota engeliydi.

2005 yılı idi. Ülkemin sosyal güvenlik kuruluşlarından Sosyal Sigortalar Kurumu’nun güvencesi altında olan işçi ve yakınları, artık ilaçlarını serbest eczanelerden alabilecekti. Yıllarca zor koşullarda aldıkları ilaç hizmeti, bundan böyle daha kolay koşullarda serbest eczaneler tarafından verilecekti. Onlar da koşmaya başladılar. Önce sağlık ocaklarına, peşi sıra eczanelere. Şekerim Hakan kendisine konulan kotaya o sene kolay ulaşacaktı kuşkusuz.

Bir süre, her şey engelsiz gitti. Sonra günümüz para birimi ile 75 kuruşluk bir ‘muayene ücreti’ belirdi provizyon sisteminden alınan çıktılarda. Birlikte eczanemize gelip, aynı ilacı alan iki farklı hasta, iki ayrı ücret ödemişti bir keresinde. Reçetelerde yazılı olan aynı ilaç için Bağ-Kur şemsiyesi altındaki hasta 3 TL verirken, SSK’lı hasta 3.75 TL vermişti. Şaşırtıcıydı ama olsun denildi. ‘Bu bir engel sayılmamalı. İlaçlarımı rahatça alabiliyorum yaa!. Öderim.’ Bugün yaşadığımız tüm sorunlara rağmen, Ankara-Konya arasının hızlı trenle 1 saatte alınmasına avunmamız gibiydi o tepki.

Bir gün bir baktık, filanca ilacı sağlık ocağındaki doktor reçeteye yazamıyor. Uzman doktor tarafından yazılması icap eden bir ilaç olmuş o filanca ilaç. Engeller bitmez. Aştıkça, aşılması daha zor olanı gelecek karşımıza. Tıpkı bilgisayar oyunlarında olduğu gibi.

‘Bu ilacı alabilmeniz için, önce şu ilacı kullanmalısınız. O da yetmez. Doktorunuz, ilk kullandığınız ilacın etki etmediğini de belirtmeli.’

‘Reçetenizde yazılı olan üçüncü ilacı alamayacaksınız, yaş sınırlaması var. İkinci ilaç içinse bir hafta ara ile iki ayrı tetkik yaptırmalısınız.

Yaşınız 65’in altında olduğu için, lomber bölgede yapılan tetkikte elde edilen t değeri…’

Bu arada muayene ücretleri 75 Kuruştan, 2 TL’ye, bir süre sonra da 8 TL’ye yükseldi. Hatta on gün içerisinde aynı polikliniğe giden hasta için bu 8 TL’lik ücret daha da artacaktı. ‘Muayene ücreti’ ise isim değiştirerek ‘muayene katılım payı’ adını aldı. Hür, demokratik, parlamenter Türkiye’nin katılımcı evlatlarını selamlıyordu sosyal güvenlikten sorumlu olan kurum.

Bütün bu koşuşturma arasında Şekerim Hakan ilaç sektöründen ayrılmak zorunda kaldı. Ankara-Konya arasının, hızlı tren ile bir saat olmasından mutluluk duyan halkımız farkında mı şüpheliyim. Çünkü bu koşuşturma sırasında onlar, yıllarca kendi maaşlarından yapılan kesintilerle oluşturulan hastanelerin, bir gecede devlet hastanelerine dönüştürülmesini sorgulamadılar. O hastaneler işletmelere dönüştürüldü şimdilerde. Belki yine bir gecede özelleştirilecek.  Yıllarca şikâyet ettikleri kesintilerle yapılan ilaç fabrikaları kapatılmış ne gam…

Biz eczacıların durumu ise, en bilinçli koşuyu yapan -ya da şöyle mi ifade etsem- en hızlı yüz metreyi koşan, cumhurumuzun başkanının ‘bizim Sancak’ olarak nitelendirmekten çekinmediği, Ethem Abimiz tarafından şöyle özetlenmişti geçtiğimiz günlerde.

 ‘25 bin eczacının en az 10 bini batıktır’

Peki!...Başlarını sokacak bir ev almak için bankalara kredi çekmeye koşan vatandaşın hali nedir sizce? Ben şöyle cevaplıyorum bu soruyu. Başlarını sokacak bir ev bulmuşlardır kuşkusuz. Ama başka bir yerleri açıkta kalmıştır.

Son söz…

 ‘Koşmadan önce iyice bir düşünün şekerim.’

 

 

Yorumlar