İş, ekmek, barış

Bir süredir ekmek üzerine düşünür oldum.

Çocukluğumuzda edindiğimiz bir alışkanlıktı. Bir parça ekmeği düşürsek yere öyle telaşlanırdık ki, üç kere öpüp alnımıza koymadan rahat edemezdik.  Bazen de sokakta oynarken, yerde bir parça ekmek görsek, yine aynı eylemi tekrar edip, onu ayak altından alır, daha uygun bir köşeye koyardık.

Eczanede de sık sık başıma gelir. Bir şeker hastasının ara öğününü, eczanede ilacını beklerken alması gerektiğinde veya elinde yiyecek ile bir çocuk girdiğinde içeriye, ister istemez yere yiyecek kırıntıları dökülür. Eczane teknisyeni arkadaşım, kimse basmasın diye huzursuz olur, sonra da söylenerek o kırıntıları hemen süpürme ihtiyacı duyar.

Geçmişte avcı-toplayıcı ve göçer bir karaktere sahip olup, besin kaynakları tükendikçe yeni yerler aramak durumunda kalan insanlar, tohumun ıslahı ile birlikte, hem yerleşik düzene geçmeye başladılar hem de nispeten kolay ulaşabilecekleri bir besin kaynağına sahip oldular. Kazma kürek ile karnını yardıkları buna rağmen kendilerini deste deste güllerle ve buğday başakları ile karşılayan toprağı da, göğüslerinden akan süt ile dünyaya getirdiği insanı besleyen anneye benzettiler. Beslenmenin çok zor olduğu bir dönemde işbirliği içinde ürettikleri ekmek, belki de insanların ilk kutsallarındandı. Günümüzde ekmeğe karşı olan bu duyarlılığımız, on binlerce yıllık insanlık tarihinden süzülüp gelen bir alışkanlık olmalı belki de…

Geçtiğimiz hafta İstanbul Müftülüğü’nün internet sitesinde, iş güvenliği ile ilgili alınacak tedbirlerin abartılmasının, Allah’a olan güveni sarsacağından bahisle, alınacak tedbirler konusunda aşırıya kaçılmaması gerektiği üzerine tüm camilerde okutulmak üzere hazırladığı bir Cuma Hutbesi yayınlandı. Bizim buradan anlamamız gereken, işverenin en düşük seviyede önlemler alıp, kalanını Allah’a havale etmesi. Buna rağmen bir felaket meydana gelirse, bu işçilerin dini sorumluluklarını yeterince yerine getirmemesine bağlanmalı o halde, öyle değil mi? Emek mi? Cuma Hutbelerinde üzerinde uzun zamandır durulmayan bir konu o artık.

Yine geçtiğimiz hafta Memur-Sen Konfederasyonu’nun düzenlediği Yeniden Büyük Türkiye Kongresi’nde konuşan cumhurumuzun başkanı, geçmişte bu ülkede insanların kutsal değerlerine saldırıda bulunulduğundan söz etti konuşmasında. Şüphe yok ki ‘adaletsiz bir kalkınma’ modelini benimsemiş ve alışılmışın dışında olma iddiası taşıyan birinin, saldırı yapıldığını söylediği kutsal değerler arasında ekmek için harcanan emeğin olmasını beklemek, abesle iştigal olurdu.

Bana şaşırtıcı gelen, iş güvenliğini Allah’a havale edip, belki de emekçilerin inanç düzeyini sorgulayan İstanbul Müftülüğü’nün, beş bin kişilik bir koruma ordusu ile gezilmesini, neden Allah’a olan güvenin sarsılması olarak görmemesi?

Son sözümüz Bilgesu Erenus’un şu dizlerinden olsun…

Gökten düşer mi hiç elma
Kökü toprakta üç elma
Biri emek, biri barış ve insanca dayanışma…

Yorumlar