Masanın iki yanında da işverenin olduğu toplu sözleşme katliamı ve Soma

Soma’da 10 Mayıs’ta dışarıdan ve içeriden on bine yakın insan SHD, 301 ölen madencinin aileleri ve maden işçilerinin yerel çabası, BHH’nın dışarıdan kitlesel önemseyişi, CHP ve HDP katılımıyla 13 Mayıs 2014’te sermaye, devlet ve işçi sendikası organizasyonuyla gerçekleşen 301 işçinin katledildiği katliamı lanetledi.

Hesap sorma ve takipçisi olma iradesi ortaya konuldu. Eylemi organize edenler kuşkusuz daha sağlıklı bir değerlendirmeyi bizlerle paylaşırlar. 16 Mayıs’ta ise DİSK, KESK,TTB, TMMOB öncülüğünde başka bir eylem daha var Soma’da.

Ancak benim meramım başka. Meramım, geçtiğimiz ay başlayan Soma yargılanmalarında katliam sorumluluğuna dahil edilmesi gereken ama henüz sorumluluğu ile ilgili iddianamede tek bir vurgu bile yapılmayan sözümona işçi sendikası olan Türkiye Maden İş Sendikası’nın sorumluluğu ve şu an ki durumuyla ilgili.

Kuşkusuz Türkiye Maden-İş Sendikası geçmişinde sınıf mücadelesine önemli katkılar sunmuş ve deneyimler yaratmış bir sendikal geleneğe sahip. Daha yakın zamanda bir dizi sıkıntıya sahip olsa da aynı sendika Yatağan Şubesi Termik Santralın özeleştirilmesine karşı oldukça militan eylemlerle kendi ifade etmişti.

Meramım esas olarak Soma Şubesi , “eski” ve “yeni “ genel merkez yönetimleri ile ilgili.

Katliamın hemen ardından kendiliğinden kabaran işçi öfkesinin hiç dinmemesi üzerine kamuoyundaki baskıyı dikkate aldığını, saygı duyduğunu söyleyerek yaklaşık 12.000 üyeye sahip Soma Şube Başkanı Tamer Küçükgencay şube başkanlığından istifa etmişti.  Zekeriya Aydın ve Yasin Karatay’ın da aralarında bulunduğu diğer şube yöneticileri ise üzerindeki esas sorumluluğu savuşturma peşindeki genel merkez yönetimince görevden alınmıştı.

Genel merkezce yasal dayanak olmadan gerçekleştirilen görevden alma oyunu, kamuoyu ilgisi biraz dinince görevden alınan yöneticilerin mahkeme yoluyla göreve geri gelmesiyle Ağustos ayında son bulmuştu.

Siyaset, sendika, sermaye arasında işçilerin kölelik koşullarının oluşturulması ve yönetilmesi üzerinde yapılan anlaşma ve bu anlaşma üzerinden yürütülen bir kirli ittifak. Aslında öykü maden ocaklarının özelleştirilme süreciyle başlıyor. Bu sürece dair daha önce yazdığımız için özet geçeceğim. 

Şu an sendikanın genel başkanı olan Nurettin Akçul, iki dönem önce Park Holding’in Çayırhan İşletmesi’nde muhasebe yetkilisi ve o dönem Türkiye Maden-İş’le Park Holding arasında bağıtlanan toplu sözleşmede Park Holding adına imza atmış bir işveren temsilcisi.

13 Mayıs katliamından bir hafta önce yapılan şube seçiminde Zekeriya Aydın doğrudan İmbat Madencilik A.Ş. Genel Müdürü Gökalp Büyükyıldız tarafından işçilerin önüne konulan yönetim listesine adı yazdırılan biri.

13 Mayıs katliamından bir hafta önce yapılan şube seçiminde Yasin Karatay, Soma Holding’in o zamanki Genel Müdürü Ramazan Doğru tarafından listeye konan biri. 

Tamer Küçükgencay ise TKİ işçisi, oradan seçime giriyor. Soma şubesinde şube başkanlığı geleneği TKİ’nin kontrolör işlevi nedeniyle işçi sayısı oldukça az da olsa TKİ kökenli işçilerce yürütülüyor. İmbat ve Soma Holding’i temsilen ikişer kişi ve TKİ’den bir işçinin katılımıyla oluşuyor şube yönetimi.

Her iki özel işletme de sayıları beş binin üzerinde olan işçilerin başında dayıbaşları olacak şekilde sıraya dizdiriliyor. Ellerine işverenler tarafından işçi sendikası yönetimi için layık bulunan kişilerin adlarının olduğu listeler tutuşturuluyor ve işçiler sırayla bu demokratik görevi coşkuyla yerine getiriyor!

Soma Şubesi Maden-İş’in en büyük şubesi ve delege yapısı doğrudan genel merkezin çoğunluğunu belirleyebiliyor. Aslında Soma Holding ve İmbat işverenin esas niyeti sendika genel merkez yönetimini kendi kontrollerine almak. Gelecekte alınacak yeni ihale alanlarını ve mevcut ihale şartlarına dair işçinin gücünü devletteki kendi çıkarları için bir basınç aracı olarak kullanmak gibi bir hedefi var. Kuraldır, sermaye emeğin tam denetimini sağlayana kadar huzura kavuşamaz.  Aslında şirketler 13 Mayıs katliamından hemen önce muratlarına eriyorlar. Fakat beklenmeyen bir olay bütün süreci akamete uğratıyor. Katliam ve 301 işçinin ölümü..

Ardından istifa ve görevden alma şovu gerçekleşiyor, tabi ki sendikanın kapısında homurdanan öfkeli işçilerden yükselen tepkinin geçiştirilmesi maksadıyla. Bunlar başka bir ülkede olsa “hadi canım sende o kadar da olmaz, olağanüstü bir şey bu” derdi insanlar. Ancak bizim ülkemiz mevsim normallerinde..

Geçtiğimiz ay Türkiye Maden-İş Sendikası olağanüstü genel kurulu yapıldı. İmbat Madencilik A.Ş. ve Soma Holding’in sendikayla ilgili hedefi daha katliamın üzerinden bir yıl bile geçmeden gerçekleşmiş oldu.

Park Holding’in eski yönetici Nurettin Akçul Genel Başkanlık koltuğunu korumuş oldu. Ve Soma Holding’ten Yasin Karatay Türkiye Maden İş Genel Teşkilat Sekreteri, İmbat Madencilik A.Ş.’den Zekeriya Aydın Genel Mali Sekreter olurken, Soma TKİ’den eski istifa eden şube başkanı Tamer Küçükgencay Genel Sekreter oldu.  

Böylece sendika yönetiminde iki arada bir derede dolanan ve bence katliama dair sorumlulukları olan eski solcu TKİ’ciler (Hasan Hüseyin Yıldız ve Vedat Ünal) ağlayışlarına bakılmadan tasfiye edildi.  Bu tasfiye edilen zatların eğer halen işçi sınıfına ve taşıdıklarını iddia ettikleri siyasi kimliğe dair gram bir vicdanları varsa çıkıp konuşmaları gerekir. Ölen 301 madenci çocuğunun gözlerinin içine bakarak.

Peki Soma Holding ve İmbat Madencilik A.Ş. bu operasyonu, katliama dair sorumluluğu aşikâr olan oyuncular üzerinden sürdürmekte neden ısrarcı oldu?

Soma’da inşa edilmiş oligarşik yapı içinde büyük bir bağlılık var. Herkes kirin parçası olunca sonuç bu oluyor. Kuşkusuz sırlara da ortak olunmuş oluyor. Sırlara ortak olanlar da birbirini sonuna kadar koruyor, kolluyor. Belli kademelere belli oranda dağıtılmış ve iyi planlanmış bir çıkar ortaklığı bu. Bir parça çekilirse bütün bina çöker. Ve oligarşi bu bütünün her bir parçasını titizlikle korudu bu süreçte.

İkinci olarak Soma Holding ve İmbat Madencilik A.Ş. Mart ayında yetkili sendika Türkiye Maden İş Sendikasıyla toplu sözleşme sürecine başladı.  Bizim Soma’da rastladığımız işçilerin neredeyse yüzde doksanı toplu sözleşmenin ne olduğunu bilmiyordu. Haberdar olan yüzde beşi de dahil olmak üzere hiçbiri işverenle yapılmış toplu sözleşme kitapçığını görmemişti. Ancak geçtiğimiz bir yıl işçileri hakları ve toplu sözleşme sürecinin neden önemli olduğuna dair bilgi sahibi kılmış oldu. Ve işverenler açısından üç yıl süreli bu toplu sözleşme dönemi öncekilerden farklı biçimde Torba yasayla işçilere tanınmış hakları bile uygulamayan işveren toplu sözleşmede de denetimi kaçırmak istemiyor. Dolayısıyla masanın her iki tarafında da kendinin oturduğu bir toplu sözleşme ortamını sendika yönetimine kendi adamlarını getirerek sağlamış oldu.

Son Yerine Birkaç Not

DİSK Dev-Maden Sen, Ocak verilerinde 550 civarında üye sınırında kalarak yetkili sendika olma olanağını söz konusu işletmelerde en azından üç yıllık bir süre için kaybetti ve tarihsel bir fırsat tepilmiş oldu (nedenlerini kendileri ayrıca ihtiyaç duyarlarsa ifade ederler). İşçi hareketinin önümüzdeki dönemine ışık tutacak, yol gösterici olacak bir örgütlenme deneyimi başarısız olmuş oldu.

Tüm bir yıl boyunca mevcut şubenin üç ayrı şubeye bölünmesi fırsatını “belki bize de bir iki yönetici düşer” diye “değerlendirmek” isteyen ve Maden İş’in arkasında kaya gibi duran EMEP ve Vatan Partisi’nin elbette ve mutlaka yeni duruma dair de mantıklı açıklamaları vardır.

2 Eylül’de bize yapılan saldırıda da çıplak biçimde görüldüğü gibi söz konusu oligarşi içinde şirket yöneticileri de var, şirketçe üç beş kuruş daha fazla ücret ve ayrıcalık tanınmış işçiler de var, terörle mücadele polisi de var, sendika yöneticileri de var. Bu kesimler bizim etkinliğimizde kendi çıkarlarını ortadan kaldırma potansiyeli gördükleri için saldırdılar. Emniyet Müdürü’nün tabiriyle “tamam işçiler sizi çok seviyor ama onların sınırlardan haberi yok."

İşte tam da bu nedenle bizler, yenilsek de sınırlardan haberi olmayan işçi sınıfının yolunda gitmenin peşinde olmalıyız soluğumuz yettiğince..

Yorumlar