HDP artık mecliste, şimdi her yerde mücadele

Evet sevinçliyiz, daha çok sevinmeliyiz çünkü bedenlerimize, ruhlarımıza, akıllarımıza işlenen büyük küçük yüz binlerce yenilginin, başarısızlığın içinden geliyoruz hep birlikte. Sevinçliyiz, çünkü hep yenildik hep canımız acıdı ama eyvallah demedik zalime hiçbirimiz, en zayıf olduğumuz, en çaresiz olduğumuz anlarda bile direnişi seçtik onurumuzla. Az ya da çok, kalabalık ya da değil. Unutmamalıyız ki on binlerce insanın ölmesi, yüz binlerin yaralanması pahasına bilmem kaç kuşağın on binlercesini cezaevlerinde tutsak kılarak ateşten bedellerle büyütülen yüzlerce çeşit mücadelenin, küçük küçük binlerce zaferin kolektif bir birikimine dayanarak sağlanan bir başarıdır bu. On yıllardır varolma mücadelesi veren, bu mücadelede ülkenin en büyük kayıplarından, katliamlarından ve işkence biçimlerinden geçerek bu toprakların ortak tarihini yazan Kürtlerin başarısıdır bu. 1980 askeri faşist cuntasına karşı kentlerde, kırlarda, işkence tezgâhlarında, cezaevlerinde, sürgünlerde verilen direnişlerin ve kaybettiğimiz binlerce yurttaşımızın anılarıyla süslenmiş mücadelelerin birikiminin ürünüdür. Cinsiyetçiliğe, kadın cinayetlerine, tacize, tecavüze, mobinge karşı verilen kadın ve LGBTİ özgürlük mücadelesinin bir ürünüdür bu başarı. Özelleştirmelere, taşeronlaştırmaya, esnekleştirmeye, sermayenin her türden talanına, işten atılmalara, sendikasızlaştırmaya, iş cinayetlerine, işçi katliamlarına karşı verilen sınıf mücadelelerinin biriktirdiklerinin başarısıdır bu. Doğanın, suyun, sağlığın, eğitimin piyasalaştırılmasına, metalaştırılmasına karşı yürütülen ekolojist sosyal mücadelelerde biriken bir başarıdır bu. Alevilerin, azınlıkların, unutulan dillerin, kültürlerin üzerinde yürütülen baskı ve asimilasyon politikalarına karşı yürütülen mücadelelerin başarısıdır. Gençliğin üniversitelerde, liselerde yürüttüğü demokratik mücadelelerinin bir ürünü olarak ortaya çıkmış bir başarıdır HDP’nin meclise girmesi. O yüzden bu başarı hepimizin ortak tarihine ve o tarihi yaratan herkese aittir. Ve kuşkusuz bu mücadelelerin çoğunun yaratıcısı ve katılımcısı olarak bugün HDP’ye büyük çekincelerle oy verenler de dahil olmak üzere Türkiye devrimci sosyalist hareketinin tarihsel mücadelesinden bağımsız değildir bu başarı.

Uzun süredir dünyada ve Ortadoğu’da yaşanan kimi zaman görünür kimi zaman örtük, kimi zaman kısa vadeli kimi zaman ise radikal ve uzun süreli ekonomik ve politik dalgalanmalar farklı sonuçlara yol açtı. Türkiye de bu dönüşümün etkileri ve kendine mahsus yapısı ile yeni bir dönemi yaşıyor, yaşayacak. Ancak burada genel bir saptama yapılabilir ki dünyada varolan durumdan hoşnut olmayan, varolanla kendi varoluşu arasında derin çelişkiler yaşayan bireyler, gruplar ve kesimler var. Farklı yerlerde farklı biçimlerde öngörülemeyen itirazlar yükseliyor ve bu itirazlar bir anda toplumsal bir huzursuzluğa neden olup dünya gündemine oturabiliyor. Özellikle gençlik günbegün kabına sığmaz bir dönüşümü yaşıyor, inşa ediyor ve dayatıyor. Diğer taraftan ise köhnemiş siyasal temsiliyet anlayışı varlık nedenini yitirmeye başlıyor. Bu ikilem toplumsal açıdan varoluşsal bir çelişkiye neden olurken toplum, yeni yaşam ve yeni mücadele biçimleri geliştirme yolları yaratıyor, sınıyor ve geliştiriyor. Her türlü baskı bir biçimde ve bir vakitte yaratıcı bir itiraza dönüşüp bu baskıyı oluşturan köklere saldırıyor. Güç de olsa zaman da alsa yeni olan kendini dayatıyor. HDP’nin başarısı da bir yandan bir halkın on yıllardır süren varoluş mücadelesine diğer yandan ise uzunca bir süredir yaşanan otoriterizme karşı gelişen toplumsal duygu birliğine dayanıyor. Bu eşikte belki de en kritik olan ise tek kişilik yönetimin meşruiyetini yitirmesi ve politikanın toplumsallaşması ya da toplumun politikleşmesi olarak açığa çıkıyor.

HDP, toplumun politikleşmesinin öncüsü olma rolünü üstlenerek seçimlerde ortak aklın ve ortak duygunun inşasına ön ayak oldu. İrrasyonel bir otoriterizme karşı rasyonel ve kolektif bir politikayı inşa etme becerisi gösteren HDP, tüm acılara ve saldırılara rağmen ironinin ve mizahın politik yaratıcılığını kesintisiz kanıtladı. Gezi İsyanının dilini, ruhunu kavradığını gösteren bir kampanyayla, anlamsız bir dünyanın protestosu olarak mizahı politika inşa etmenin özsel bir parçası olarak geliştirdi ve toplumsallaştırdı. En önemlisi HDP tabuları yıktı. Tüm yok sayılmalara, hakarete ve saldırıya rağmen Türk ulusalcılığı tabusunu derinden sarstı. Cinsiyetçi ve ırkçı yaklaşımların meşruiyetini sorgulamaya neden olduğu gibi bu sorgulamayı olağanlaştırdı. Yok edilmiş, yakılmış topraklarda doğayı yeniden inşa etmeyi amaç edinip ekolojik yaklaşımı toplumsal mücadelenin bir parçası haline getirdi. Bu topraklarda korkunun ancak mücadele ve birlik yoluyla aşılabileceğini gösteren en önemli hareketlerden biri oldu HDP. Öğrendi ve öğretti. Dinledi ve anlattı. Bir yapıyı kökten sarsmanın yollarından en önemlisinin ölüme rağmen yürümek olduğunu, ölüm korkusunun ancak mücadele ve birlik yoluyla aşılacağını ve bu yolda kadınların her türlü mücadele biçiminin koşulsuz parçası olması gerektiğini ve daha birçok şeyi öğretti HDP.

Şimdi düne göre biraz daha iyi hissediyoruz. Hep birlikte biraz da olsa ferahladık. Bu soluklanmanın özgürlük talep eden bir çoklukla olması kendi başına bir değeri temsil ediyor. Ne var ki bir yandan da gündemi daha evrensel düzeyde görme ve değerlendirme gerçekçiliğini gözden kaçırmamamız lazım. Anti-demokratik, şoven tabular kırıldı ve baraj yıkıldı. Buna ise HDP öncülük etti. Barajın yıkılması çabasında mücadele ve birliği önemseyen kesimler bir araya geldi, gelmeliydi. Sosyalistler hiçbir zaman bu gibi toplumsal müdahale durumlarında sessiz kalmadılar, kalmamalıdır. Sosyalistler legal ve illegal mücadeleyi diyalektik bir birlik içinde değerlendirir tarihsel koşullara göre müdahale tarzı geliştirir. Dolayısıyla varolan tarihsel uğrakta HDP’nin desteklenmemesi ya da seçimlerin boykot edilmesi gibi seçenekler siyaseten gerçekçi olmadığı gibi stratejik olarak doğru da olmayacaktı. Diğer taraftan tek başına seçime ve meclise bel bağlamak da sosyalist yaklaşımdaki bütünlüğe halel getirecektir. Güç ama lazım olan bu bağları terkip edebilmektir.

Bir yandan bağımsız bir hareket yaratmanın tüm olanaklarını seferber etmek diğer taraftan toplumdaki tüm kesimleri kapsayacak şekilde kurucu bir birliği tesis etmek mücadelenin dünya ölçeğindeki çelişkilerini aşmak açısından kaçınılmazdır. “Nihayetinde girilen yer ‘burjuvazin ahırıdır’” deyip ne kapılar kapatılmalıdır ne de meclisin tek hedef olarak gösterilmesi ve meclis aracılığıyla çok yönlü ve köklü değişimlerin gerçekleştirebileceği iyimserliğine düşülmelidir. Sosyalistler ve devrimciler açısından gündem değişmemiştir ve orta yerde, inisiyatifsiz ve iradesiz biçimde beklemektedir. Gündem toplumsal ve siyasal devrimdir. Bu bizim atfettiğimiz sübjektif değil kendini dayatan tarihsel gündemdir. Zira sınıfsal çelişkiler dünya ölçeğinde yoğunlaşmakta ve ekonomik eşitsizlik derinleşmektedir. Sınıf huzursuz ve öncüsüzdür. Kendi öncülüğünü yaratabilecek politik deneyimden ve birikimden henüz yoksundur. Bu çelişki aşılmadıkça dünya ölçeğinde yaşanan eşitsizliğin köklerine inme olanağı yoktur. Dolayısıyla mesele sınıfsal çelişkinin her varoluş biçimini kuşatacak devrimci bir hareketin inşasıdır. İçeriden ya da dışarıdan, legal ya da illegal bu yolda ileri doğru atılmış her adım özümsenmelidir. Bu HDP ile bağların koparılmasını değil bilakis farklı ve yaratıcı biçimde bu bağların geliştirilmesini zorunlu kılar. Aynı zamanda bağımsız bir siyasal faaliyetin ve politik tartışmanın geliştirilmesini de…

Bu yazı daha önce http://baslangicdergi.org/ sitesinde yayınlanmıştır.

Yorumlar