SOMA: Hiçbir Şey Bitmedi Henüz

Soma, 301 işçinin hayatını kaybettiği katliamdan sonra kamuoyunun gündemine giderek azalan bir oranda olsa da gelmeye devam ediyor. 301 işçinin öldüğü katliam davasında ise ilk duruşmalara gösterilen sınırlı ilgi de azalmış durumda. 15 Aralık’ta katliam davasının yeni duruşması olacak. Soma son zamanlarda, birkaç seçimdir katliamdan sorumlu parti AKP’nin ne kadar oy aldığı, halkın AKP’yi neden cezalandırmadığıyla ilgili tartışmalarla ya da cezalandırmadığı için ölümü hak ettikleri gibi aşağılamalarla gündeme geldi. En son seçimlerde AKP’nin aldığı oy oranını Soma’da da tutturmuş olması aşağılama tonlu tartışmaları tekrar gündeme getirdi. Bu tarz apolitizmlere daha önce yanıt vermiş olduğum için tekrar bir yanıta gerek duymuyorum. Bu yazı esas olarak Soma Maden işçilerinin şu an içinde bulunduğu durum ve gelecekleri ile ilgili.

Sarı sendika Türkiye Maden İş’in Genel Merkez ve şube yönetimi bir yıllık bir planlı karmaşanın ardından İmbat Madencilik ve Soma Holding işvereni tarafından desteklenen kişilerce oluşturuldu. Artık sarı sendika olma hüviyetini bile kaybedip bir işveren sendikası haline gelmiş durumda T.Maden-İş. Geçtiğimiz mart ayında başlayıp temmuz ayında bağıtlanan bir toplu sözleşmenin içeriği işçilerden sır gibi saklanıyor. Soma’da neredeyse son on beş yılda yapılan toplu sözleşmelerin içeriği devlet sırrı gibi saklanıyor. İşçilerin büyük çoğunluğu toplu sözleşmenin ne olduğunu ne işe yaradığını zaten bilmiyor. Normal uygulama da işçilerden aldıkları aidatlarla 15 bin-25 bin ücret alan sendika ağalarının her işçiye bir tane toplu sözleşme kitapçığı dağıtmaları gerekir. Katliam sonrası oluşan duyarlılık ortamında belirli bir politizasyon yaşayan işçiler talep etseler bile ne sendikadan ne de işverenden toplu sözleşme kitapçığına ulaşmıyorlar. İşverenlerin doğrudan hazırladıkları taslak esas metin haline gelip işçilerin önlerindeki üç yılı belirleyen bir anayasaya dönüşüyor; hayat şartları ise işçileri boyun eğmek zorunda bırakıyor. Ancak bu sefer Soma baronlarının çevirdikleri tezgahlar 13 Mayıs öncesindeki gibi seyretmeyecek. Toplu sözleşme metni çok uzak olmayan bir vakitte ortaya çıkacak ve işçilerin haklarının nasıl kuşa çevrildiği herkesçe görülecek. Sarı sendika ve işverenin ortaklığı olan toplu sözleşme işçiler kendi gelecekleri için ayağa kalkarken çöpe atılacak çok uzak olmayan bir zamanda.

Katliamın yaşandığı Eynez Maden Ocağı’ndan atılan 2800 işçi, Zonguldak’ta kapatılan özel ocaklar nedeniyle işsiz kalan bine yakın işçi zaten var olan işsiz madenci sayısını şişirmiş rekabeti kızıştırmış durumda. Bu durum işçiler arasında rekabeti artırırken, işsiz madencilerin yaşadıkları sıkıntılara şahit olan hali hazırda çalışan madenciler işverenin her türden dayatmasına rıza göstermek durumunda kalıyorlar. En son geçen hafta İmbat Madencilikte hak kayıpları gündeme geldi. Resmi, dini bayram tatilleri, iki güne çıkarılan haftalık tatiller, yıllık izinlerden dönüşlerin haftalık izne rastlamasıyla kullanılan izinlerin ücretsiz hale getirildi madencilere duyuruldu ve bu doğrultuda yevmiyelerinin kesileceği iş yerine asılan listelerle ilan edilmesi işçilerde huzursuzluğu yükseltti. İşçiler bunun üzerine hiçbir toplu sözleşmenin anayasal hakları budama yetkisi olmadığı ve yapılan işlemin yasal bir dayanağının olmadığı içerikli bir bildiri hazırlayıp ocakta dağıtmışlar. Vardiya çıkışlarında sendika temsilcileriyle tartışmışlar ve eylem yapılacağı fısıltısı yayılınca işveren “hesaplamada yanlışlık” yapıldığını söyleyip geri adım atmış. Şimdilik 29 Ekim’i ücretli izin kapsamına aldıklarını ama yılbaşıyla birlikte uygulamanın aynen devam ettirileceği tehdidini de ekleyerek “şikâyetiniz varsa sendikaya iletin” demiş. Sendika şube merkezine giden işçiler “toplu sözleşme” taslağını görmek istiyoruz, demişler. Şube başkanı yemin ederek kendisinin de toplu sözleşme metnini görmediğini söylemiş. İşçiler süre vererek ayrılmışlar. Elbette bu bildiğimiz ve işverenin sarı sendikayla tezgâhladığı bir oyun.

Yine katliamın olduğu EynezOcağı’ından atılan 2800’ün üzerinde işçinin kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenme süresi ve biçimi ile ilgili olarak sarı sendika yetkisi olmadığı halde Soma Holding’le anlaşma yapmış. İşten atılmalarının üzerinden bir yıldan uzun zaman geçtikten sonra 24 aylık taksitle bu hakların ödenme süreci geçen ay yatırılan ilk taksitle başlamış. İşverenin bu takvime uyup uymayacağı da tartışmalı.

Evet, Soma’da yüksek işsizlik söz konusu. Sarı Sendika işverence doğrudan atanmış kişilerce yönetiliyor. Toplu sözleşmeye dayanarak anayasayla kayıt altına alınmış işçi hakları bile devreden çıkarılıyor. Polis solcu olduğunu ve işçilerin aklını karıştıracağını düşündüğü kurumlara, politik işçilere ve ailelerine dönük baskı tehdit ve muhbirleştirme çalışmalarına yoğunlaşmış durumda.  Bu durum polisin sermaye devleti içindeki konumlanışı ile ilgili. Örneğin Denizli, Uşak, Konya, Kayseri, Çorlu, Çerkezköy gibi işçi bölgelerinde polisin ana görevi varsa sarı sendikacılığı korumak yoksa olası sol muhalif işçi sendika ve örgütlenmelerinin gelişimini engellemek için her türden “çalışma”yı yapmaktır. Soma ve civarında katliam sonrası süren işçilerin komiteleşmesi, meclisleşmesi ve DİSK örgütlenmesi çalışmalarını engellemek için güvenlik kuvvetleri benzer bir performans sergiledi sergiliyor. İşçiler arasında oluşturdukları yaygın muhbir ağıyla muhalif işçiler hakkında düzenli raporlar oluşturup aylık olarak işverenle istişare yapıyorlar. Ortak taktikler geliştiriyorlar. Uyduruk onlarca dava açıp bu davaları işçileri korkutmanın tehdit etmenin aracı olarak kullanıyorlar vs.

Soma’da 13 Mayıs katliamın ardındaki oligarşik yapı varlığını olanca heybetiyle koruyor. Katliam sonrası ülkede oluşan duyarlılık ve işçilerden yükselen öfkenin basıncıyla işçilere verilen yasal haklar toplu sözleşme oyunuyla budanmaya çalışılıyor. Madencilere kapının önünde bekleyen işsiz kalabalıklar gösterilip onlardan kölece çalışmaya rıza göstermeleri bekleniyor.

İşçiler cephesinde ise esas tartışma gerçek bir sendikal örgütlülüğe sahip olmamak ve bunun hangi yolla sağlanacağı. Soma sonrası işçi zemininde yürütülen çalışmalardan dolayı, tüm işçiler açısından iddia edilemezse bile, önemli bir işçi topluluğuna göre sendikalar dışında işyeri ve yerleşim yeri temelli olarak komite ve meclis tarzı örgütlenmeler şart. Diğer yandan doğrudan işçilerce yönetilecek kolayca patronun dümen suyuna girmeyecek dövüşken bir sendikaya da işçiler ihtiyaç duyuyor. Peki sendika konusunda seçenekler ne?

Türkiye Maden-İş yönetimi yukarıda söylendiği gibi işverence ele geçirilmiş durumda. Bu ele geçiren takımın etrafında işveren, AKP ve devlet desteği olduğu için belirli bir zoraki işçi desteği de söz konusu. Ancak sendika içinde daha önceki şube, genel merkez yönetimlerine bulaşmış ya da bulaşmamış çok çeşitli ve güçlü muhalefet öbeklerinden söz etmek mümkün.  Bu muhalefeti bir araya getirmeye dönük gün yüzüne çıkmamış hesaplar, çabalar olsa da, sağlıklı, eleştirel geçmişe dair muhasebe yapabilmiş bir anlayış türetmek imkânsız bu ilişkiler içerisinden.

Disk-Dev Maden Sen Sendikası ise geçen yıl komite konsey örgütlenmesinin yaratığı ivmeyle ülke barajını aşmaya yaklaştığı noktadan bugün çok gerilere düşmüş bulunuyor. Sendika yönetimi ve uzmanları işçi sendikalarına yönetici yapmak konusunda becerikliliği olan bir iki siyaset anlaşırlarsa sendikayı Soma’lı işçilere bırakmamayı başarmış olacaklar. Ve bir yirmi beş yıl daha DİSK içi saflaşmasının küçük aparatlarından biri olmaya devam ederler. Ya da halen Dev-Maden Sen’e üye 300 civarında Soma işçisinin iradesinden kongre kaçırılmazsa bir yıl önce sendika bürokrasisin hırsıyla tepilmiş fırsat yeniden oluşur, Soma’da maden işçileri yeniden tarih yazmaya başlar.

Bir diğer seçenek ise bağımsız sendika kurmak. Bu satırların yazarı Disk örgütlenmesi için çabalarken Dev Maden Sen yöneticileri ve uzmanları; Savaştepe ve Kırkağaç gibi milliyetçi muhafazakâr işçi topluluklarının yaşadığı yerlerde bile kendileriyle bir ilgimizin olmadığını, bizleri tanımadıklarını anlatmayı sendikal faaliyet haline getirmişlerdi. İşçilere böyle diyenler DİSK içindeki sendikalara ise bizim Türk-İş’e çalıştığımızı ya da bağımsız sendika kurmaya çalıştığımızı ifade ediyorlardı. Böylece milliyetçi muhafazakâr işçiler açısından aylarca kendilerine köy köy kahve kahve Disk’i anlatan bu insanlar Dev Maden Sen’in resmi yöneticilerince tanınmıyorlarsa, bilinmiyorlarsa o zaman neden ve hangi amaçla buradaydılar sorusu ortaya çıkıyordu. Misyoner, terörist ya da ajandılar… Başka ne amaçla olabilirdi ki? Tıpkı terörle mücadele polisleri, sarı sendika, işveren marifetiyle geçen 2 Eylül’de tezgâhlanan linç organizasyonunda linç edilmemiz için insanlar motive edilirken hakkımızda verilen bilgiler gibi…

Ne Türk-İş’li olmuş olduk ne de bağımsız sendikacı. Esasen bağımsız sendika konusunda birlikte çalıştığımız Kamil Kartal’dan farklı düşünüyordum. Nihayetinde onun ömrü DİSK içinde geçmişti ve daha duygusal gerekçeleri ve tarihsel nedenleri vardı DİSK örgütlenmesi konusunda. Ben ise Umutsen’de geliştirmeye çalıştığımız anlayış gereği, sendikal bürokrasiye bulaşmadan doğrudan işçilerin kendi kendilerini yönettiği bir sendikal zemin için emek sarf etmeyi daha doğru buluyordum. Ancak bağımsız sendikalar için yüzde üç olan baraj en az altı bin işçinin sendikaya üye yapılmış olmasını şart koşuyordu.  Diğer yandan bağımsız sendikalar için yüzde üç olan örgütlenme barajı konfederasyonlara tanınan haksız bir ayrıcalık nedeniyle yüzde birdi. İşte bu düşük oran beni Soma’da Disk’i örgütlemeye ikna eden tek gerçeklikti. Şimdi durum büyük oranda değişti.

İşçi arkadaşlarımız Dev Maden Sen’in Kasım’da yapılması gerekip yapılmayan ancak ne zaman yapılacağı da belirsiz olan kongresinde aday olmakta ısrarcılar. Bir hile ile karşılaşmazlarsa kongreyi işçiler olarak belirleyebileceklerini düşünüyorlar. Tümüyle işçilerden oluşan bir yönetim şekillenirse Dev Maden Sen’in örgütlenmesi için meclislere dayalı olarak çalışabileceğimizi ifade ediyoruz. Bunun olmadığı her durumda, barajın da artık bağımsız sendikalar için de yüzde bire indirildiği gerçeğinin dikkate alınması gerekir.

Yorumlar