Heykel yıkılınca demokrasi de yıkılır mı?

Son zamanlarda çoğu kişiyi anlayamıyorum. Toplumun geneli, sağından soluna, bir durumda ak derken diğer durumda kara diyerek oldukça tutarsız davranıyor. Belki de ben yanılıyorumdur; hatta, yanıldığımı umuyorum lakin, şu an için gözüken yanılmadığım.

Son iki gündür de PKK'nın ilk saldırısını gerçekleştiren Mahsum Korkmaz'ın heykelinin dikilmesi, yıkılması ve sonrasındaki olaylar hakkında yazıları, yorumları okuyorum ve dehşete düşüyorum.

Neden kızıyoruz ki oradaki Kürtlere? Neden kızıyoruz ki heykelin dikilmesine?

Öncelikle heykel nereye dikilmiş, ona bir bakalım. Heykelin dikildiği yer çatışmada ölen PKK'lıların gömüldüğü ve Lice'de olan bir mezarlık. Yani, Kürt ayrılıkçıları, milliyetçileri, HDP, BDP, KCK ve PKK açısından bir nevi şehitlik. E, tabi “Sırrı abe” ve bazı CHP seçmeninin dahi sempatik ve hatta birleştirici bulduğu Demirtaş için de şehitlik. Diğer yandan, dikkat ediniz, şehitlik kavramını reddetseniz bile ölen PKK'lılar ortak bir mezarlıkta gömülü. Bu demektir ki, bu ülkenin vatandaşı olan insanlar hâlihazırda yıllardır buraya geliyor, cenazelerini defnediyor, ziyaret ediyor, icabında Kuran okuyor, çiçek koyuyor, hatta toplu anma törenleri düzenliyor vs. Haliyle, heykel olmasa bile, benzer bir "yapı" zaten var.

İkincisi... 10 Temmuz 2014 tarih ve 6551 sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'u okudunuz mu? Hala okumadıysanız, buyurun, okuyun. Çok kısa:

http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2014/07/20140716-1.htm

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı, terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi için yürütülen çözüm sürecine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Uygulama, izleme ve koordinasyon

MADDE 2 – (1) Hükümet, çözüm süreci kapsamında aşağıdaki hususlarda gerekli çalışmaları yürütür.

a) Terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesine yönelik siyasi, hukuki, sosyoekonomik, psikolojik, kültür, insan hakları, güvenlik ve silahsızlandırma alanlarında ve bunlarla bağlantılı konularda atılabilecek adımları belirler.

b) Gerekli görülmesi hâlinde, yurt içindeki ve yurt dışındaki kişi, kurum ve kuruluşlarla temas, diyalog, görüşme ve benzeri çalışmalar yapılmasına karar verir ve bu çalışmaları gerçekleştirecek kişi, kurum veya kuruluşları görevlendirir.

c) Silah bırakan örgüt mensuplarının eve dönüşleri ile sosyal yaşama katılım ve uyumlarının temini için gerekli tedbirleri alır.

ç) Bu Kanun kapsamında yapılan çalışmalar ile alınan tedbirlere ilişkin kamuoyunun doğru ve zamanında bilgilendirilmesini sağlar.

d) Alınan tedbirlere ilişkin uygulama sonuçlarını izler ve ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlar.

e) Gerekli mevzuat çalışmalarını yapar.

Yetki ve sekretarya

MADDE 3 – (1) Bakanlar Kurulu, çözüm sürecine ilişkin gerekli kararları almaya yetkilidir.

(2) Çözüm süreci kapsamında yapılan çalışmaların koordinasyonu ve sekretarya hizmetleri Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı tarafından yürütülür.

Kararlar ve yerine getirilmesi

MADDE 4 – (1) Bu Kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.

(2) Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri kapsamındaki görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmaz.

Yürürlük
MADDE 5 – (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 6 – (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Yani, hükümet istese, kanunun 2. maddesi 1. fıkrası (a) bendine dayanarak dese ki, "Kürt halkı için Mahsun Korkmaz şehittir, bu nedenle onlarla empati kurmamız lazım, onları anlamamız lazım, bu nedenle o heykeli mazur görmeliyiz, tercihlerine, değerlerine, acılarına saygı göstermeliyiz", olay bitmiştir, hem de yasal yoldan. Hiç kimse de kalkıp buna karşı koyamaz; çünkü, tekrar ediyorum, bu olay yasal bir hal alır.

Takdir edersiniz ki, böylesi bir açıklama da aslında sadece bir zamanlama ve uygun manipülasyon ortamının oluşması meselesidir.

Diğer yandan... Resimde de göreceğiniz üzere, “Sırrı Abe” lafı (taşı) gediğine koymuş yine. Siz çoktan o heykelin dikilmesinin tahayyül edilebileceği ortamı yaratmışsanız, o heykeli yıksanız ne, yıkmasanız ne! Zaten, şehitlik(!) var yıllardır, adamlar bir de heykel dikse ne olur, dikmese ne olur. Kaldı ki, mevcut Oslo görüşmeleri ve açılım yasası ile siz zaten devlet olarak "Buyurun, heykel dikin" demişsiniz.

Bu “ahval ve şerait altında” tutarlı olmaya çalışan, demokrasiye, hukuka bağlı bir insan olarak bu heykelin yıkılmasını kesinlikle yanlış buluyorum. Zira, durum Hoca'nın kedi ciğer meselesine dönmüştür: Bu kanun varsa, neden heykeli yıkıyorsun, heykeli yıkacaksan neden bu kanunu çıkartıyorsun?

A, ben kanuna karşı mıyım? Kesinlikle! Milletten, meclisten, muhalefetten mal kaçırır gibi kapalı kapılar ardında demokratik açılım mı olur? Böyle ucu tamamen açık kanun mu olur? Elbette, bunları soruyoruz. Lakin, Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP'nin de destek verdiği bu kanun bu kadar geniş, yuvarlak ve yoruma açık ifadeler ile yasalaştırılmışken nesine kızıyoruz ki?

Kanun varsa, o heykel oraya dikilecek artık, bundan kaçış yok. O yasa var olduğu sürece, milletten, meclisten, muhalefetten kaçırılan sözde demokratik Kürt açılımı siyaseti AKP ve HDP/BDP/KCK/PKK ittifakı sayesinde sürdürüldüğü sürece bugün olmazsa yarın o heykel dikilecek. O kanun çıkmadan önce, Kürt Açılımı’nı siyaset olarak kabul etmeden önce düşünecektik bu durumu.

Son olarak... Hukuk ve demokrasi ortak akıl, adalet ve bilim olmadan gerçekleşemez, zorla gerçekleştirilse de sürdürülemez. Ama, madem yasa çıkmış, bu yasanın kapsamında gerçekleştirilebilecek ve Türklerin tepkisini çekecek olaylara karşı böyle tepki göstermek yerine yasanın saçmalığına, tutarsızlığına, açılımın yönteminin yanlışlığına ve Kürt hareketinin AKP ile zorunlu lakin gerçeklikten uzak ittifakına dair Kürt halkına karşı uyarıcı söylem oluşturmaya çalışmak daha demokratik, daha akılcı ve daha yapıcı olacaktır diye düşünüyorum. Çünkü... Siz şu ya da bu şekilde Kürtlerin o heykeli tahayyül edebileceği ortamı sağlamışken bu insanların heykel, şehitlik gibi kavramları düşünmesini engelleyemezsiniz.

Yapılması gereken AKP ile girdikleri ittifaktan kaynaklanan siyasi histeriden Kürtleri kurtarmak ve gerçekleri samimiyetle göstermektir. En azından, insanların açıkça nasıl bir Türkiye, nasıl bir yaşam, nasıl bir birliktelik, nasıl bir karşılıklı değerlere saygı beklediğini açık, net, dürüstçe ve eteklerimizde taş bırakmadan tartıştırmalıyız. Bunların nasıl uygulanabileceğini yine aynı samimiyetle konuşmalıyız. Çünkü, heykel yıkarak bu yasayı değiştiremediğiniz gibi, Kürtlerin düşüncelerindeki şehitlik ve heykeli de değiştiremezsiniz!

Yorumlar