90 yıllık reklam arasından bir süre önce

4 Temmuz 1918 tarihinde Mehmed-i Sâdis ( VI. Mehmet ) unvanıyla saltanat tahtına çıkan Veliaht Vahdettin, Şeyhülislam Musa Kâzım’a “Ben bu makam için hazırlanmadım. Şaşkın durumdayım, bana dua ediniz.” Diyor ve o büyük, ihtişamlı filmin baş rolü olarak beyaz perdede boy göstermeye başlıyordu.

Senaryo gereğimidir bilinmez Osmanlı İmparatorluğu’nu, o hasta adamı düştüğü amansız hastalıktan İngiltere’nin yardımıyla kurtarabilmek için bu devletin hoş görüsünü ve yardımını dilenmek zorunda kalıyor ve başlıyordu mukaddes görevini yerine getirmeye.

“Türkiye’nin harbe katılması bir tür kazadır. Ne yazık ki hükümetin basiretsizliği bizi filakete sürüklemiştir. Ben tahtta olsaydım, bu üzücü olay gerçekleşmezdi. İngiltere ve halkına karşı beslediğim büyük sevgi ve hayranlık duygularımı babam Abdülmecit’ten aldım. Ülkemle büyük Britanya arasındaki dostluk bağlarını güçlendirmek için elimden geleni yapacağım. Ermenilere karşı yapılan muameleyi büyük üzüntüyle öğrendim. Saltanata geçince, buna sebep olanların son derece şiddetli bir şekilde cezalandırılması için soruşturma emrini verdim.”  (24 kasım 1918)

Damat Ferit, sadrazam olarak atandıktan sonra 30 Mart 1919 günü İngiliz Yüksek Komiserine “ Babası Abdülmecit’in sultan Vahdettin’i, İngiliz Devletine ve İngilizlere dostluk duygularıyla yetiştirdiğini, bugün sultanın güttüğü amacın Osmanlı Hükümetini yüce İngiltere Devletine kesin bir teslimiyetle bağlamaktır”. Şeklinde bir  açıklamayı yapmaktadır. Damat Ferit’ten daha açık konuşulması istenince ise cebinden Sultan ile beraber hazırladıkları bir tasarı metnini çıkartarak daha detaylı bilgi vermiştir.

“…İngiltere: Avrupa ve Asya da gerek doğrudan doğruya Sultana bağlı olan (Türkçe konuşan) ve gerekse özerklikten yararlanan vilayetlerde, Türkiye’nin yabancılara karşı bağımsızlığını ve ülke içinde olay çıkmamasını sağlamak için gerek gördüğü yerleri 15 yıl süreyle işgal edecektir…

15 Temmuz 1919 da, The Morning Post gazetesi personelini kabul eden Sultan şunları dile getirmektedir. “… Çevreyle ilişkimiz hala kesik. Sanki ayda yaşıyoruz. Ulusumuz savaşa girmekle büyük yanlış yaptı. Ama ülkeyi savaşa sürüklemeye hiç katılmamış olan binlerce halkı cezalandırmak da elbette yanlıştır. Sevgili babam sultan Abdülmecit, İngiltere’nin büyük dostu ve bu ülkeyle Fransa’nın bağdaşığıydı . Ben her zaman İngiltere’ye hayranlık besledim ve her zaman İngiltere’ye dost bir siyasetin destekleyicisi oldum. Biz İngiliz ulusuyla hükümetinin insaf ve insanlık duygularıyla adaleti sağlamak için bize yardım edeceklerini ummaktayız.”

Bu tutum ve yakarışlar neticesinde yüksek komiserlik 4 Kasım 1919 tarihli raporunda şu açıklamayı yapıyordu. “ sultanlık yönetimi, şimdi bayağı ve boş bir tavır takınmış bulunmaktadır; Hükümdarsa zayıf karakterli olup pek yürekli değildir. Osmanlı hanedanı artık güçten düşmüş, halkını yönetecek enerjiye sahip değildir. “

Velhasıl kelam reklama girmeden önce perdedeki son sahnede böyle bir yakınlaşma ve kur cereyan etmekteydi. Ve elin oğlu da “ bey bey davul bile dengi dengine çalar” diyerek yapılan işve ve kırıtışları umursamayıp kapıyı göstermiştir. 

Yorumlar