Vahşi-zm

Karakolun kapısına yanaşan mavi renkli jandarma aracının arka kapıları açıldığında iki jandarma eri kollarına girerek aşağıya indirdiler takriben 13 yaşlarındaki erkek çocuğu. Karakoldan içeri girdiler ve sorgu odasına alındı çocuk. İçerideki rütbeli kara kuru çocuğun ifadesini  alırken kulak misafiri oluyorum olup bitenlere bir yandan da çocuğu süzüyorum göz ucuyla. Adana’dan İzmir’e mandalina toplamak için gelen işçi kafilesiyle beraber gelmiş çocuk. Kimlik bilgilerini aldıktan sonra soruyor nöbetçi subay, başını öne eğmiş yaptıklarını aklayacak hiçbir tümce kuramayaraktan.  Sonra kafama balyoz gibi inen gerçekle karşılaşıyorum, odanın duvarları üzerime üzerime geliyor nefesim daralıyor ve ifadeyi alan nöbetçi subayın “Çavuş, çocuğa çay ver” diyen sesiyle irkiliyorum. 5 yaşındaki erkek çocuğuna tecavüz eden bu kara kuru minyatür sapığın yaptıkları karşısında kuduruyorum, bir çay bardağına dolduruyorum bütün kinimi nefretimi ama yetmiyor taşıyor sığdıramıyorum.

*  *  *

Kadıköy de ki kursumdan çıkıp  eve varmak için otobüse biniyorum. Kulağımda kulaklık müzik dinliyor bir yandan da kitap okumakla meşgulüm. Ne kadar yol geldiğimizin ayırdında olmadığım bir vakit hemen arkamda duran koltukta oturan bayanın sesiyle  dönüp bakıyorum geriye. Kadın iri kıyım bir erkeğe yumruklar sallayıp tekmeler vururken bir yandan da küfrediyor. Bir otobüs dolusu insan ne olduğunu anlamaya çalışırken kadının bağrışmalarından çözümlemeye çalışıyoruz sorunu. “senin anan yok mu? Aynısını annene yapsalar ne yaparsın?” diye feryat figan ortalığı inletmekte. Ve öğreniyoruz ki o iri kıyım dış görünüşü erkek fakat özünde zerresini taşımayan mahlûkat, otobüsün kalabalık olmasından faydalanarak fermuarından çıkardığı cinsel organını koltukta oturmakta olan kadının çeşitli yerlerine sürterek kendince bir hayali gerçekleştirmekte.

 

Bunlar benim şahit olduklarımın sadece bir kaçı. Peki ya bunları bizzat yaşayan kadınlarımız, kızlarımız onların anlatacakları sığar mı sanıyorsunuz sayfalara.  Her birinin yaşadıkları bir birinden üzücü bir birbirinden acı ve bu artık Türkiye’nin yüz karası bir durum oldu, olmaya da devam etmekte. Bu gidişatın son mağduru ne yazık ki 20 yaşındaki üniversite öğrencisi Özgecan oldu. 

 

Peki, neden Özgecanlar bu sonlarla karşılaşıyor. Bu vahim olayların fitilini kimler ateşliyor, kadınlarımıza, kızlarımıza kimler hazırlıyorlar bu sonu. Nasıl bir düzen oluşturuldu bunları sorgulamak gerekmez mi. Mesela; İki karısını öldüren adamı, reyting uğruna evlilik yarışmalarına çıkartıp ahkâm kesenlerin hiç mi suçu yok ya da İslamiyet’i dört kadınla evlenmek olarak algılayanların. Amerika da her iki dakikada bir tecavüz oluyor abartmayın diyerek tecavüzü meşrulaştıranların bunda hiç mi payı yok.  Arkadaşını eşine tavsiye eden kadın, tecavüzcü çocuğa çay söyleyen nöbetçi subay çok mu masum bu gidişatta. NÇ ye tecavüz eden 26 kişi için, NÇ’nin rızasıyla olmuştur kararı veren yargı bu sapkınlığın ayyuka çıkmasında baş aktör olmamış mıdır? Eğitim sistemini kız öğrencinin etek boyunda gören öğretmenin,  "Tecavüze uğrayan doğursun gerekirse devlet bakar" diyen bakanın hiç mi suçu yok. Şiddet gördüğü için koruma talep eden kadın öğretmeni kaderine terk eden, kaç çocuk doğrulacağına karar veren devlet bu hazin sonun neresinde. Tekrar tekrar düşünmeye hiç gerek yok. Bu ve bunun gibi sonuçlar kadınlara uygulanan terörün en merkezindedir. Ve oluşturulan bu sistemin adı da ne yazık ki VAHŞİ-İZM dir…

Yorumlar