5N1K

Ne?

Ön yargının olduğu yerde yargının olmayacağı tartışma götürmez bir gerçek olarak muhakkak ki herkes tarafından kabul görmektedir. Bu bağlamda ülkemizde özellikle son 5–6 yılda yaşanan hukuksuzluklar, bazı çevrelerin olaylara ön yargı ve kişisel çıkarları doğrultusunda yaklaşmaları nedeniyle meşrulaştırılmış oldu. Ve öyle bir hal aldı ki bu durum, son olarak buna makul şüpheli tanımlaması da dâhil edilerek ülkenin her bir vatandaşı, irade sahiplerinin nazarında olağan suçlu durumuna düşürüldü. Yolsuzlukları deşifre olan, tapelerdeki ses kayıtlarının montaj olmadığı açıklanan, sınavsız yandaş atamalarının patlak verdiği, kaçak sarayın gündemden düşmediği bir ortamda yeni gündemlerin yaratılması, intikam alınması ve halk nezdinde kaybolmaya başlayan güven duygusunun yeniden sağlanması maksadıyla yeni adımlar atılması gerekliydi. Ve sonuç herkesin malumu 17 Aralık operasyonunun yıl dönümüne yaraşır bir şekilde hareket etmek.

Ne zaman?

28 Şubat sürecinde bile bu kadar hukuksuz bir muamele görmemişti hizmet hareketi olarak atfedilen cemaat.

Ne var ki 5 yıl evvel bu ülkede gazeteciler, askerler, bilim adamları sorgusuz sualsin alıp götürülürken bizler;

Yaptıkları hukuksuzluktur dedik, güldüler, küfrettiler, nefret kustular. Adalet herkese lazım dedik, kanallarında, gazetelerinde, kahve köşelerinde kalemlerini kırdılar, idamlarını istediler. Kimi oğlunun ölüm haberini koğuşundaki televizyondan öğrendi, kimi onuruna yediremedi intihar etti, kimi içeride kansere yakalandı can verdi, kimi annesini kaybetti, kimi babasını. Türkan saylanın ne or…luğunu koydular, ne f….liğini, ağız dolusu küfürler sarf ettiler. Suçsuzluk karinesi dedikçe onlar delil ürettiler. Ve daha nicelerine çanak tuttular.

Gün oldu devran döndü, aynı hukuk kendilerine lazım geldi. Şimdi güldükleri, oh çektikleri, idam sehpasına çıkarttıklarının durumuna kendileri düştüler. Sakın ha bundan nebze zevk aldığımızı düşünmeyin, zulüm kimden ve kime geliyor olursa olsun her zaman karşısındayız. Sizler vicdanlarınızı giyotine teslim ettiğiniz zaman bizler vicdanlarımıza zulüm ile abad olanın ahirinin berbat olacağı telkininde bulunuyorduk. Unutmayın sizin, bu ülkede tutunacak dallarınız var, korkmadan, çekinmeden, utanmadan, sıkılmadan. Ve yine unutmayın gün gelecek Hukuk onlara da lazım olacak, ama hukuksuz hiç bir şey olmayacak...

 Nerede?

Hatırlayalım

Zaman Gazetesi Genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı, geçmiş zamanın birinde Nedim Şener, Ahmet Şık ve Soner Yalçın apar topar içeri alındığında, gazetesinde ki köşesinde 7 Mart 2011 tarihinde şunları dile getiriyordu.

* * *
Hafta içinde yapılan operasyonlarla bazı gazeteciler gözaltına alınınca, medyanın önemli bir bölümü kıyameti kopardı. Basın özgürlüğü kavramını bayraklaştırarak, gazetecilere baskı yapıldığını, Ergenekon soruşturmasında ölçünün kaçtığını, Türkiye'nin polis devleti olmaya doğru gittiğini vs. söyleyenler oldu. Bu kadar ağır eleştiri yapanların elinde somut bir bilgi, belge, bulgu var mı? Hayır. Gözaltına alınan kişilerin gazeteci olması, o kişilerle diğer gazeteler arasındaki arkadaşlık bağları, onlara karşı beslenen itimat… Bunlar hukuki bir dayanak mıdır? Hayır.

* * *
Eyy Ekrem Dumanlı aradan yaklaşık 5 sene geçti, o gün karnın toktu onlar ne istedikse verdik dediklerinde size de aktıkça akıyordu. Yüksek perdeden naralar atıyordun. Köşende, henüz mahkeme kararı verilmeyenler için infaz bayrağını çekiyordun ne oldu. eee ne demişler birader bıldır yediğin hurmalar şimdi kıçını tırmalar...

Yinede biz sana ve senin gibilere rağmen her türlü hukuksuzluğun, faşizmin karşısındayız.

 Nasıl?

Yüz yılın yolsuzluğu (Deniz Feneri): Din iman edebiyatıyla yurt dışındaki vatandaşlarımızın birikimlerini yağmaladılar. Sustular. 
Ayakkabı kutularıyla çaltılar. Sustular.
Telefon konuşmalarında çocuklarını hırsızlıklarına ortak ettiler. Sustular.
Sahte delil ve tanıklarla insanların hayatlarını kararttılar. Sustular.
Sınavsız atamalarla eş, dost, ahbap makam sahibi oldu. Sustular.
Tırlarla terör örgütüne silah taşıdılar. Sustular.
Dış işleri toplantısında savaş senaryosu yaptılar. Deşifre oldu. Sustular

Konuştuklarında da ya iftira attılar, ya karaladılar, ya küfrettiler.

Neden?

Beraber aynı yolda yürüyüp aynı yağmurda ıslanan bu sütkardeşler peki neden bir birlerine düştüler. Yoksa bu didişme her zaman var mıydı? Sürece şöyle bir göz atarsak kırılma noktalarına erişmiş oluruz.

  • Hükümet hizmet hareketine mensup bazı kadroları yetkili makamlardan tasfiye etmeye başladı;
  • Savcı 2012 yılında MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı ifadeye çağırdı ve kızılca kıyamet koptu.
  • AKP iktidarı, ne istedilerse verdik demesine rağmen kimseyle paylaşmak istemiyordu. Cemaat ise geçmişten gelen hesaplarını görmek niyetindeydiler.
  • Dershanelerin kapatılmak istenmesi cemaati zıvanadan çıkarmaya başlamıştı.
  • 2004 MGK toplantısında Fethullah Gülen’i bitirme kararının alınması. 

Kim?

Bu günün mağdurları, dün yapılan hukuksuzlukların borazanlığını yapmamış olsalardı bu gün yaşadıkları hukuksuzluğa milyonlar sessiz kalmazdı

Yorumlar