AK-Polis devleti

AKP yeni bir dikta hamlesi hazırlığında, hamlenin adı: “İç Güvenlik Paketi”.  Kararlarını, yasa ve düzenlemelerini kendi kavramlarıyla tartıştırmayı bugüne dek başarmış bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu yeni hamlesini de “iç güvenlik paketi” olarak sunuyor. Böyle paketler “esnafımız, ekonomimiz, huzur ve güvenliğimiz” ile başlayan cümlelerle de süslendi mi; arkasında bir tek 12 Eylül/darbe bildirilerinden tanıdığımız “akan kardeş kanına son vermek” ifadesi eksik kalıyor. 

Eksiklik burada olsa da, paketin siyasal-toplumsal alana polis eliyle müdahale niyetinin karakteri bir darbeden farksız. Bu yüzden amacı “iç güvenlik” olarak adlandırmak, AKP’nin durduğu yerden paketi tartışmaya zemin açar, açıyor. Esası saptayalım: Roboski’nin, Reyhanlı’nın yaşandığı; 12 yaşındaki çocukların polis kurşunuyla, 14 yaşındaki çocukların gaz kapsülüyle öldürüldüğü ülkedeyiz, bu ülkenin en büyük iç güvenlik sorunu AKP’dir. Öyleyse adını da doğru koyalım: kırıntıları kalan toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğünü neredeyse “ikinci bir emre kadar” yasaklayacak; polise “destan yazma” yetkilerini sınırsızca tanıyıp suçları yasal güvence altına alacak; AKP’nin valilerine, kaymakamlarına istediği zaman savcıların yetkilerini kullanma, istediği zaman kamusal özgürlükleri ortadan kaldırıp daimi olağanüstü hal ilan etme yetkisi verecek bir paket bu. AKP kendi güvenliğini sağlamak, suçlara bata çıka kurduğu rejimini güvence altına almak için bir iç savaş paketi hazırlıyor, görünen de bu. Adına ister yürütme darbesi diyelim, ister “sivil” darbe. Sonuç değişmiyor. AKPolis devleti kurumsallaşıyor: partili Sultan, partili polis, partili Vali dönemi yerleşiyor. 

AKP’NİN ÇILGINLIK EVRESİ 
Neden bunları yapıyor? Çılgınlık evresindeler. İktidarı kaybedemezler. Kaybetmeleri, sıradan bir merkez sağ partisinin iktidardan inmesiyle aynı sonuçları vermeyecek; suçlarının farkındalar. Kaybetmemeye, iktidardan düşmemeye bu nedenle mahkumlar. Bu paket, her yolu kullanarak iktidarda kalmayı göze aldıklarının da itirafıdır. Paketin işlevine bakalım; politik olarak değerlendirmesini yapalım, bu gerçeği daha iyi göreceğiz.

Gezi’de, Cizre’de, Eskişehir’de, Hatay’da gençlerimizi, çocuklarımızı yitirdik. Paket, bu orantısız polis şiddetinin yarattığı sonuçları ortadan kaldırmayı değil; polisin yetkilerini arttırmayı, toplumsal muhalefet sahasını, sokağı bastırmak adına polisi, vali ve kaymakamları olağanüstü yetkilerle donatmayı teklif ediyor. Bu açıdan güvenliğin önündeki temel engelin özgürlükler olduğu saptaması, tasarının ruhuna, her cümlesine siniyor. Bu bakış faşizmin bakışı. Paket, bir yandan yargının yetki alanına yürütme darbesi niteliği taşırken, diğer yandan da polise açıkça “vur emri” veriyor; bu haliyle “iç güvenlik paketi”, “emri ben verdim” diyenlerin, Ali İsmail’in, Abdocan’ın, Ethem’in katillerini koruma kalkanına aldıranların, Berkin’in dosyasını hasıraltı ettirenlerin “devam edin, arkanızdayım” mesajı. Parti polisliği statüsüne indirilen polis kuvvetlerinin bu mesajı alacağı, bu koruma kalkanından sonuna dek yararlanmak isteyeceği; polisin her türlü yargısal ve siyasal denetimin dışına çıkarılmasına izin verecek bu düzenlemeyle toplumsal-siyasal muhalefetin parlamento dışı her gösteri, protesto, mitingine “gözünün üstünde kaşın var” denilerek müdahale edileceğini söylemek içinse kahin olmaya gerek yok.

PAKETİN YENİLİĞİ 

Bütün bunlar yeni mi? Hayır, değil. 1 Mayıs’ta İstanbul’da sokağın, hayatın valilik kararıyla engellendiğini; Erdoğan ziyaret edecek diye Muğla’da valilik emriyle 3 gün boyunca basın açıklaması dahil her türlü kitlesel protestonun yasaklandığını; Edirne’de, Denizli’de ve birçok şehirde Erdoğan ya da Davutoğlu şehri ziyaret etmeden önce onlarca örgütlü muhalifin “önleyici gözaltı”na alındığını, parti binalarının basıldığını biliyoruz. Berkin’in, Ethem’in, Nihat’ın, Ali İsmail’in, Abdocan’ın nasıl öldürüldüğünü ve katillerinin kimler tarafından korunduğunu da. Dolayısıyla paketin yeniliği, siyasal iktidarın bir yasal düzenleme yaparak, bugüne kadar uyguladığı istisnai diktatörlük tedbirlerini yasal-kurumsal güvenceye kavuşturması ve daimi bir olağanüstü hale kapı açmasıdır. 

Paketin bu yeniliğinin yanında, yaratmak istediği etkiler de çok boyutlu ve AKP’nin önümüzdeki ayların siyasal tablosuna dair öngörülerini yansıtan nitelikte. 

Neden? Açalım. 

Örgütlü yağmacı ve dinci bir iktidar olarak AKP, kurduğu rejimi Saray merkezli olarak yapılandırıyor. Bu yapılandırmayı seçimden sonra yeni bir anayasa ile taçlandırmak istedikleri; adına “başkanlık” deseler de sultancı bir dikta rejimini anayasal-kurumsal güvence altına almayı amaçladıkları açık. Bunun içinse dikensiz gül bahçesine ihtiyaç duyuyorlar. Halkın bir bölümünü dinle itirazsızlaştırmak; bir bölümünü de polisle bastırmak istiyorlar. Dinin yetişemediği yere polis yetişecek, yeni rejimin özeti bu. 

Siyasal alanda böyle bir yapılanmanın en doğal sonucu; zaten iyiden iyiye ortadan kalkmış olan “kuvvetler ayrılığı” mekanizmasının tek adam/sultan lehine çözülmesi; düzen içi her türlü denge-fren mekanizmasının tasfiye edilmesi; iktidarın iyiden iyiye Saray’da tekelleşmesi, siyasal katılım sahası olarak görülen alanların ise anlamsızlaşması olacak. 

Böyle bir tabloya bakarak AKP’nin parlamento dışı muhalefetin güçleneceğine dair stratejik tahmin yaptığını ve tedbirlerini buna göre ayarlamakta olduğunu belirtebiliriz. O halde birinci öncelikleri, AKP karşısında Haziranca direnme olanak ve olasılıklarını bastırmak, sindirmek, halka korku salmak, caydırmaktır. Hazırlık bunadır.

Zira tarihsel gerçektir; diktatörlük dönemlerinde; siyasal temsil ve katılımın düzen içi kanalları tıkandığında düzendışı muhalefet seçeneklerinin güçlenme olanağı artar; parlamento dışı muhalefet, sokak canlanabilir, merkezileşebilir. Bunun bir diğer sonucu; düzeniçi muhalefet seçeneklerinin ortadan kalkmasıyla birlikte, dikta karşıtı cephenin muhalefet tarz ve siyasetinin radikalleşmesi; geniş halk kitlelerinin dikta karşısında düzen dışı biçim ve siyasetlere yönelmesi olasılığıdır. Haziran Ayaklanması böyle bir sürecin en belirgin işaretlerini vermişti. O tarihten sonra AKP’yi düzeniçi, yukarıdan müdahalelerle dizginleme, frenleme arayışları sıklaştı (başta 17 Aralık); ancak etkisi tam olmadı, AKP bunları öyle veya böyle atlattı. Düzen içi güçlerin seçenekleri sınırlandı. Bir yanda parlamenter muhalefetin, diğer yanda düzen içi güçlerin AKP’yi yukarıdan dengeleme hamleleri krizde. Bu da diktaya karşı sokağın yeniden merkezileşmesi olasılığını güçlendiriyor. AKP yeni bir Haziran beklemiyor, ama Haziranca karşı duruşların artacağını, bu gidişe milyonların sessiz kalmayacağını hesaplıyor; bu yüzden de parlamento dışı muhalefetin sahası olan sokağı yasaklayarak, terörize ederek, her türlü muhalefeti bu paket aracılığıyla suç haline dönüştürerek “önleyici bir savaş” tedbiri alıyor. Ve yeni Anayasa öncesinde gündeme getirilmesi; AKP’nin 7 Haziran kadar 8 Haziran’a da hazırlandığının göstergesi. Bu açıdan Sultanlık anayasası ile “İç Güvenlik Paketi” birbirini tamamlıyor; bütünlüyor.

PAKET VE KÜRT SORUNU  
Diğer taraftan paketin bir başka boyutu daha var. 

Unutuluyor; bu paket 6-8 Ekim’de Kürt halkının bölgedeki Kobane dayanışma eylemleri sonrasında gündeme getirildi ve “terörle mücadele” paketi olarak meşrulaştırılmak istendi, isteniyor. Bu açıdan paketin Kürt hareketine karşı bir “tehdit” niteliği taşıdığı da açık. AKP büyük olasılıkla planlarını HDP’nin baraj altında kalması üzerine kuruyor; Kürt siyasetinin legal-parlamenter sahadan uzaklaşmasıyla birlikte bölgede de siyasetin ana mecrasının yeniden sokak olacağına dair bir ön saptama yapıyor. Sokak deneyimi ve bu alandaki mücadele birikimi epey kitlesel ve tarihsel karakter kazanan Kürt hareketinin sokak aktivizminin artması AKP’yi epey zorlayacak, 6-8 Ekim bunu gösterdi. Paket buna dönük bir tedbir. Diğer yandan Kürt halkının sokak dinamiği ile AKP karşıtı geniş halk kitlelerinin sokak merkezli siyasetinin birleşmesi olasılığı AKP’nin esas korkulu rüyası. Buradan bakarsak paket hem halk hareketlerinin farklı kolları arasındaki ayrılıkları sürdürme; ayrılıkların ortadan kalkması ihtimali karşısında da her türlü polisiye-kriminal tedbire başvurma hedefi taşıyor. Ufkunda 90’lı yıllarda bölgeye hakim olan Olağanüstü Hal uygulamasını tüm ülkeye yaymak ve daimileştirmek var. Böyle bir güvenlikçi faşizm paketini gündeme getirenlerin Kürt sorununu çözemeyeceği ise açık; AKP, MİT çözüm masasını faşizmi yerleştirme sürecini engelsiz atlatabilmek için kullanıyor. Fakat bu, masayı kim dağıtırsa dağıtsın, faşizm paketinin açık muhataplarından birisinin Kürt halkı olacağı gerçeğini değiştirmiyor. Tehdit karakteri buradan kaynaklanıyor. 

Tablo açık: AKP, karşıtlarını “hegemonik araçlarla” yönetemiyor, yönetemeyeceğini de bu paketle itiraf ediyor. Elinde zorbalık dışında seçenek yok, çözümü de yok. Hayatsa birleşik mücadelenin bu somut saldırı karşısında örülmesini ve dikta paketinin engellenmesini dayatıyor. Birlikse buradan; ittifaksa şimdi. Geç olmadan, haydi.

Yorumlar