Sandık, mücadele ve Raşit hoca dersleri

Geçtiğimiz hafta İstanbul Üniversitesi’nde rektörlük seçimleri gerçekleşti. Mevcut rektör Yunus Söylet’in AKP’den milletvekili adaylığı için istifa etmesinin ardından gerçekleştirilen seçimde Demokratik Üniversite Girişimi’nin adayı Prof. Dr. Raşit Tükel 1202 oy alarak en yakın rakibi, rektör vekili Mahmut Ak’ı yaklaşık 300 oy geride bıraktı ve seçimi önde tamamladı. 

Gerek geride kalan aylarda farklı kesimlerin rahatsızlıklarına dokunan katılımcı bir yönetim modelinin, seçim hiç olmayacakmış gibi, rutin üniversite yaşamı içinde adım adım ve hiyerarşik kalıpları bertaraf ederek yatay şekilde örülmesi; gerekse seçimin ardından sandıktan çıkan sonuca sahip çıkma kararlılığını görünürleştiren doğru ve bütünleyici tutumun sürdürülmesi ile bir mücadele kazanımı ortaya çıktı. 

Önce belirtelim: Raşit hoca nezdinde İÜ’de izlenen doğru strateji, seçimleri/sandığı tekil bir mücadele aracı olarak görüp seçim dışında kalan dönemleri mücadelesiz ve inşa faaliyeti olmadan geçirmeye dayalı muhalefet anlayışlarının bir eleştirisine de dönüştü. Bu açıdan İÜ Demokratik Üniversite Girişimi deneyimi doğru okunmalı. Aynı zamanda seçimi sadece bir “aday”ın değil, medrese ve külliye dayatmalarına karşı bilimsel eğitimden, piyasalaştırma saldırısına, güvencesiz-taşeron çalıştırmaya karşı kamuculuktan, tepeden ve baskıcı yönetim anlayışlarına karşı aşağıdan, demokratik bir yönetim anlayışından yana olanların kazandığının altı çizilmelidir. Üniversitelere hükmeden, ilkelerden bağımsız, dar ekonomik-bireysel çıkarlara hapsolan, klikler arası “rektörlük” seçimleri zemininin ilkeler, programatik esaslar temeline taşınması ve bu temelde örülen kampanyanın kazanması başlı başına önemlidir; zira programlı, ilkeli kazanım esastır ve başarılmıştır. Mesaj açık: nasıl bir üniversite istiyorsak, öyle bir ülke istiyoruz; nasıl bir ülke istiyorsak, öyle bir üniversite istiyoruz. Bu tutum, üniversite ile üniversite dışı mücadeleleri birbirinden ayıran duvarları yıkmak adına da umuttur. 

Kuşkusuz ki Demokratik Üniversite Girişimi ve bu anlamda Prof. Dr. Raşit Tükel, bu seçimlere girmenin anlamsız olacağını, seçimin bir değişim getirmeyeceğini, mevcut YÖK sistemine göre, seçilse bile bu parti-devlet bütünleşmesi döneminde Erdoğan’ın böyle bir atamayı asla yapmayacağını belirtebilir ve adaylık sürecini örgütlemeyebilirdi. Fakat yapmadılar; ve iyi ki yapmadılar. Kazanımları getiren, bu kararlılığın örgütlenmesidir. Ve tekrar belirtelim; bu süreçte artık kazanımın ölçüsü, Erdoğan’ın vereceği atama/atamama kararı değildir. Neden? 

ÜNİVERSİTE MÜCADELESİNE ETKİSİ
Öncelikle Raşit hocanın seçimi kazanması; seçim sürecinde ve sonrasında farklı üniversitelerden bilim insanlarıyla, toplumsal muhalefet güçleriyle dayanışmanın daha da ilerletilmesi, kitle iletişim araçlarının da doğru kullanılmasıyla bu kazanıma sahip çıkılacağına dair kararlılığın sergilenmesi, yani doğru zeminde kamuoyu örgütlenmesi, “üzerine ölü toprağı serpilmiş” gözüyle bakılan üniversitelerdeki umutsuzluğu ve dağınıklığı giderme, derleyip toparlama adına da önemli bir işlev gördü, görecektir. Açık ki bu, bilimden ve özgürlüklerden yana kesimler lehine kazanımdır ve sürdürülmelidir. Bu dayanışma üniversitelerdeki her baskı, saldırı karşısında bu etkiden beslenerek birlikte seferber olma kararlılığına ve örgütlenmesine geçişin vesilesi olarak değerlendirilebilir. Nitekim seçim öncesinde farklı üniversitelerde görev yapan öğretim üyelerinin bir imza kampanyası ile Raşit hocayı desteklediğini açıklaması önemliydi; bu açıdan İÜ’deki rektörlük seçimi, Türkiye’de üniversiteler üzerinde de etkisini hissettiren genel gerici dönüşüm ve baskı yapılanmasına karşı kararlılık taşıyan, dağınık ve yanyana gelişleri sınırlı kesimlerin iradelerinin de Raşit hocanın kampanyası ve kazanımı üzerinden görünürleştirilmesine, temsil edilmesine imkan tanıdı. Daha da geliştirilmesi mümkün olan bu dayanışma ilişkisi; İÜ’deki seçimi İÜ’nün seçimi olmaktan çıkararak, Türkiye’deki genel yükseköğretim sistemi içinde bir dayanışma ve itiraz zeminine dönüştürebilir. Gericileşmenin, piyasalaşmanın ve despotizmin baskısı altındaki üniversiteler, sayıları şimdilik az ama kararlılıkları belirgin, dağınık kesimleri bilimsel, kamusal ve demokratik üniversite programı temelinde seferber edebilecek bir dayanışma ilişkisinin yarattığı umudu gördü, not etti. Sürdürüldükçe, üniversitelerdeki demokrasi mücadelesinin kazanımlarının ilerletilmesi de mümkün olacak.

SİYASAL SÜRECE ETKİSİ 
Gelelim diğer nedene: Evet, Türkiye’de üniversiteler demokratik değildi. Evet, YÖK sistemi AKP’den önce de vardı. Ve evet, Raşit hoca rektör olarak atanmazsa birinci olup da ilk kez atanmayan rektör adayı kendisi olmayacak. O halde yeni olan nedir? 

İÜ Rektörlük seçimlerini İÜ seçimleri olmaktan çıkaran diğer faktör; Raşit hocanın kazanan kampanyasının siyasal iktidarın sandığa yüklediği işlevsel-taktiksel anlamı daha da açığa çıkaran yerinde müdahalesi oldu. Bu anlamda yenilik siyasaldır; siyasal ortamdan bağımsız değildir. İstanbul Üniversitesi’ndeki rektörlük seçimlerinde, yani Raşit hocanın kazanması sonrasında yeni olan; 12 Eylül’ün baskıcı mirası YÖK sisteminin, antidemokratik atama mekanizmasının bugün AKP’nin diktatöryal karakteriyle bütünleştiği ve bu bütünleşmede en büyük meşruluk kaynağını ısrarla “sandık”a yüklediği koşullarda, bu meşruluk ve antidemokratik mirasın temeline kendi argümanlarıyla müdahale eden, onu boşa düşürüp savunmaya çeken, geniş bir sahiplenme iradesi temelinde sesini duyurarak rektörlük seçimini yine bu konjonktürde Türkiye’nin genel demokratikleşme tartışmasının bir parçası haline getiren, bu anlamda da üniversite dışı demokrasi güçlerine doğru genişleten yerinde müdahaledir. Sandıksa sandık, seçimse seçim: Bir yandan diktatörlüğünü bütünüyle “sandık” galibiyeti ile meşrulaştıran bir gücün varlığı, diğer yandan da bu meşruluk zeminine çomak sokarak “hodri meydan” diyebilme cesaretinin, iradeyi sahiplenme kararlılığının kazanması. Yeni olan budur ve tartışmayı üniversite içi olmaktan çıkarıp geniş kesimlere doğru genişleten de bu kutuplaşmanın karakteri oldu.

Bu açıdan İÜ seçimi, sadece üniversitelerdeki etkisi bakımından değil, izlenen doğru stratejinin siyasal sürece etkisi bakımından da değerlendirilmeli. Her fırsatta “demokrasi=sandık=milli irade” denklemi ile kendi minderini kuran, meşruluğunu buradan inşa eden ve sandığı işlevi nedeniyle kutsayarak piyasacı-dinsel bir diktatörlüğün hizmetine sokan AKP’nin sandıkla kurduğu bu işlevsel-taktiksel ilişkiyi görünürleştirmek ve daha da belirginleştirmek önemli. Dikta karşıtı mücadeleyi her alanda büyütecek olan, AKP’nin meşruluk temellerini sarsacak böylesi doğru müdahaleler. AKP’nin meşruluk zeminlerini sarsmak, seçimle, sandıkla kurduğu çıkar bağını yerinden etmek adına İÜ seçimi, doğru yol ve yordamdan dersler çıkarmak isteyenler için kıymetlidir ve politik açıdan kazanımdır.  

Nitekim Cuma akşamı YÖK Erdoğan’a gönderdiği listede Mahmut Ak’ı birinci sıraya yükseltti, Raşit hocayı ise tam da bu doğrultuda ikinci sıraya çekti. Ve biliyoruz ki Erdoğan, Raşit hocayı rektör atamayacak. Ve evet bu müdahale sayesinde bir daha biliyoruz ki AKP, sandıkta yenilirse yenilgiyi kabul edip iktidarı bırakmayacak. Bu açıdan İÜ seçimi, Erdoğan’ın 90’lı yıllarda sarf ettiği “demokrasi bizim için araçtır” cümlesinin sağlamasıdır. Buna karşın direngen, kurucu bir muhalefet hattının bu gerçeği sadece sloganlarla değil, geniş kesimlerde bunu görünürleştirecek pratik, gerçekçi müdahalelerle birlikte yükseltebileceğini açığa çıkardığı; diktanın “sandık” sevdasının sadece kendine olduğunu daha da belirginleştirdiği ve tüm bunları yaparken de başka bir yönetme seçeneğinin mümkün olduğunu gösterdiği için İÜ seçimi politik bir kazanımdır ve dikta karşıtı mücadelenin çıkarabileceği dersler açısından da anlamlıdır. Zira bu yapıldıkça sandık meşruluğu sarsılan bir AKP karşısında direngen, seçimlerle sınırlı olmayan bir kurucu muhalefet hattının zorunlu olduğu fikri, geniş kitleler nezdinde daha da belirginleşecektir. 

Muhalefet etmenin ötesine geçen, sloganlara sıkışmayan, farklı öfke ve rahatsızlıklar arasında yatay bir ilişkilenme zemini oluşturarak geleceği bugünden inşa eden, sandıkla sandık dışı toplumsal mücadele araçları arasında irtibat kurabilen birleşik, kurucu, Haziranca bir seçenek mümkün, görüldü. 

Artık atansın ya da atanmasın, Raşit hoca ve üzerinde yükseldiği ilkeler kazandı ve kazanımın ölçütü atanmanın ötesindedir; sürdürülmeli, genişletilmeli ve başka öfkelerle buluşturulmalı. Gerisini Saray, yani her fırsatta “sandık=milli irade” diyenler, bu eşitlemeyi kendi işine geldiği zaman meydan meydan, miting miting yapanlar düşünsün. 

Yorumlar