Aday listeleri için kılavuz denemesi

Partilerin milletvekili aday listeleri belirlendi ve geçtiğimiz hafta kamuoyu ile paylaşıldı.  Elbette tek tek vekil adayları üzerinden değerlendirme yapmak zor; ancak genel olarak üzerine fikir yürütebileceğimiz noktalar var. Zira milletvekili listeleri partilerin seçim stratejisiyle ilgili işaretler veriyor.  

Türkiye tarihinde belki de ilk kez kimlikler siyasetinin bu denli belirgin şekilde aday listelerinin sunumunda öne çıkarıldığı bir döneme girdik.  Bunu belirterek başlayalım. Listelerle ilgili başka neler söyleyebiliriz?

AKP: '400 VEKİL VERİN, 276 DA OLUR' LİSTESİ
Önce AKP. Aslında AKP’nin seçim kampanyasını Erdoğan başlattı ve yürütüyor. “400 vekil verin” ile başlayıp hafta içinde “335 de olur”a gerileyen bu kampanya;  7 Haziran seçimlerini Erdoğan’ın doğrudan kendisini ve başkanlık sistemine geçişi oylatacağı bir referanduma dönüştürmeyi amaçlıyor.  En azından Erdoğan’ın seçim stratejisi bu; bu strateji içinde AKP için seçilecek vekiller “niteliksel” değil, “niceliksel” birer unsur.  Lidere itaat eden, sözünden çıkmayan, verecekleri oylarla seçildikleri Meclis’in yetkilerini kendi elleriyle Saray’a devredebilecek “fıtrat”ta vekiller aranmış, görülüyor. Ve sonunda Erdoğan’ın danışmanlarından damadına kadar uzanan bir aday listesi ortaya çıktı. Buna karşın AKP içinde “restorasyon” kanadının da listeler üzerinde etkili olduğu söylenebilir.  Erdoğan’ın “sağ kolu” Binali Yıldırım’a yakın ulaştırma bürokratlarının liste dışı kalması da kanatlar arasında liste çatışmalarının yaşandığının göstergesi.

AKP’nin aday listesinde bu dönem görev yapan 175 vekil yok; üç dönem kuralına takılan vekil sayısının oldukça üstünde olan bu sayı; AKP’nin 7 Haziran sonrası kadrolarında önemli bir değişim olacağının işareti; bu eleme tercihinde Gezi, 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonları gibi kritik süreçlerde alınan tutuma göre değerlendirme yapılmasının etkili olduğu tahmin edilebilir. AKP listeleri geride kalan dönemi cezalandırıyor, daha militan, daha geçirimsiz, daha itaatkar bir liste arandığı görülüyor. Ve bunu “yenilenme” olarak sunuyor.

Genel olarak şunu saptamak mümkün: Geride kalan yıllarda AKP için seçim dönemleri, “dava”nın önünü açacak; farklı siyasal, sosyal kesimleri kendisine vitrin yaparak “dava”yı meşrulaştırırken daha geniş kesimlere ulaştıracak bir hegemonya stratejisi içinde değerlendirilirdi.  Adaylar bu stratejiye göre belirlenir ve bu stratejiyle uyumlu isimler öne çıkarılarak kampanya kurulurdu. Daha önce de belirttik: 2002’den 2015’e uzanan AKP iktidarlarını iki döneme ayırarak incelemek mümkün: birincisi eski rejimin tasfiyesi dönemi; ikincisi yeni rejimin inşası dönemi. Sözünü ettiğimiz hegemonya stratejisi ağırlıklı olarak tasfiye döneminde kullanıldı.  Bu süreçte AKP  “vesayetle mücadele”, “demokratikleşme”, “Kürt Sorunu’na çözüm” gibi eski rejimin temel sorun alanlarından “mağdur” diğer toplumsal-siyasal kesimleri kendi talepleri ve siyasal projesi altında toplamayı amaçlayan genişlemeci bir hegemonya stratejisi izledi. Bu strateji içinde liberaller, Aleviler, merkez sağ ve soldan gelen vitrin adaylarla geniş bir koalisyon görüntüsü verdi ve bu koalisyonun harcının da ülkenin “demokratikleşmesi” olduğunu ima etti.

AKP İstanbul İl Başkanı ve şimdi AKP’den milletvekili adayı olan “dava”nın önde gelen isimlerinden Aziz Babuşçu bir konuşmasında özetle “Artık tasfiye dönemi bitti, eski ittifaklara gerek kalmadı. Şimdi inşa dönemindeyiz” demişti. AKP’nin 7 Haziran listesi de bunu kısmen doğruluyor. Kısmen; çünkü tasfiye dönemi bitti ve AKP’nin daha önceki seçimlerde izlediği, farklı kesimlerden vitrin adaylarla liste hazırlama ihtiyacı da, imkânı da sona erdi.  7 Haziran, AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana gireceği 4. genel seçim ve bu seçimler için hazırlanan aday listeleri içinde en sönüğü bu. Bu durum; AKP’nin Gezi’den bu yana hegemonya kapasitesinin giderek daralmasıyla, genişlemeci stratejinin sürdürülemez ve “işlevsiz” hale gelmesiyle de bağlantılı. Fakat mevcut listenin “dava” açısından inşa dönemi listesi olup olmadığı konusu epey tartışmalı. Erdoğan’la restorasyoncular arasında “inşa”nın karakteri konusunda bir ayrılık olduğu ve sürdüğü görülüyor.

CHP: 'SAFLARI SIKLAŞTIRALIM, KÜSLÜĞÜ BİTİRELİM' LİSTESİ
Gelelim CHP’ye.  Gözlemliyoruz; CHP Gezi-Haziran Ayaklanması’na o programa yaklaşarak değil, o programdan uzaklaşarak, sağcılaşarak yanıt verdi. Bunun izlerini önce Gezi sonrası ilk seçim olan 30 Mart yerel seçimlerinde, ardından da 10 Ağustos Cumhurbaşkanlığı seçiminde gördük. Halk hareketi aşağıdan, sol-özgürlükçü bir programa yönelmişken; CHP, AKP ile AKP’yi taklit ederek mücadele etmenin mümkün olduğunu düşündü ve Cemaat’in 17 Aralık operasyonunun açtığı yolsuzluk gündemine sıkışarak siyaset yaptı. Bu durum tabanla tavan arasındaki yabancılaşmayı-kopuşu özellikle CB seçiminde açığa çıkardı. Hem sandığa gitmeyenlerin hem de sandığa giderek Demirtaş’a oy verenlerin milyonlara ulaşması; CHP açısından bir yol ayrımıydı. 

Tabanla yaşanan bu yabancılaşmanın üstüne bir de HDP’nin bu seçimlere parti olarak girme kararı geldi; seçim kampanyasını aslında “Seni başkan yaptırmayacağız” sloganıyla ilan eden HDP’nin diktanın anayasallaşmasından endişe eden kesimlere doğru genişleme stratejisi, CHP’yi geride kalan 12 yıllık süreçteki genel seçimler içinde ilk kez kendi sahasında tehdit eden bir başka aktörle baş başa bıraktı. CHP bu iki faktörü doğru okumuş görünüyor. Hem 10 Ağustos’ta tabanla arasına giren soğuk mesafeyi kapatmak, hem de sol-Alevi-demokrat kesimlerin HDP’ye kaymasını önlemek adına “ön seçim” kararı alındı diyebiliriz. Yeter mi? Yetmez. Zira tek başına “önseçim”, bir partide parti içi katılım kanallarının demokratik olarak işlediğine dair gösterge değil; buna karşın tabanı seferber ettiği ve yabancılaşmayı kısmen giderdiği de ortada.  Bir yandan İlhan Cihaner gibi isimlere tabanın gösterdiği ilgi; diğer yandan kontenjan adaylarının bu kez genel hatlarıyla sağcılaşma ve cemaat stratejisiyle uyumlu olarak kullanılmamış olması (istisnaları biliyoruz), 10 Ağustos’a göre CHP tabanında “ihtiyatlı bir iyimserlik” yaratmış görünüyor.  Hemşerilik ve inanç bağlarının da listelerde yeterli temsile kavuşması; tabanın seçim sürecinde ve sandıkta daha aktif bir seferberlik göstereceğine işaret olabilir.

Buna karşın sadece kişiler gösterge olamaz. CHP’nin Kemal Derviş’e olası bir koalisyon için bakanlık teklifi götürmesi, yine Derviş programının izinde, “güleryüzlü neoliberalizm”in temsilcisi Selin Sayek Böke’nin İzmir’de kontenjan adayı olarak liste başı yapılması, İlhan Kesici faktörü birlikte düşünüldüğünde; CHP’nin halkçı bir programa yaklaşmak yerine neoliberalizmde ısrarlı olacağını söyleyebiliriz. CHP tabanı sadece vekil belirlemek için değil, partinin izleyeceği ekonomik-sınıfsal hat için de katılım kanallarını işletmek, müdahale etmek zorunda.

HDP: 'GEL GEL NE OLURSAN OL YİNE GEL' LİSTESİ
CHP listesinin partiyi CHP dışına doğru genişletip genişletmeyeceği tartışmalı; buna karşın CHP’deki kan kaybını durduracağı; barajı aşmak için CHP tabanına doğru genişlemeye çalışan HDP’nin ise baraj için AKP tabanına daha fazla yönelmek zorunda kalacağı aşikar. İşin ilginç yanı; seçim simülasyonlarına göre RTE’nin Başkanlık Anayasası için ihtiyacı olan en az 330 vekile ulaşması da, HDP’nin baraj altı kalmasına bağlı. Dolayısıyla önümüzdeki iki ay boyunca; HDP’nin barajı aşmasının AKP’den alacağı oylara daha da bağlı hale geleceği; AKP’nin de 330 vekile ulaşmak adına HDP’nin baraj altı kalması için çabalayacağı ve muhtemelen buna uygun “adımlar” atacağı bir seçim süreci izleyeceğiz.

Listeye gelince. HDP’nin aday listelerinin belirlenmesinde “Türkiyelileşme” stratejisinin ve bu stratejinin içini doldurmak amacıyla üretilen “demokratik ulus” formülasyonunun etkileri görülüyor. Buna göre HDP listesi, bir yandan Kürt illerinde AKP ile yarışta etkili olacak temsiliyete de sahip, PKK’nin ulusal hareketin bölgedeki hegemonik temsilcisi konumunu pekiştirecek isimleri; bölge dışında kalan şehirlerdeyse “ulus devlet” sürecinde dışlanan, “ötekileştirilen” kimliklerin ve toplumsal kesimlerin temsilcilerini öne çıkarıyor. Böylece liste “ulus devlet”e karşı “demokratik ulus” formülasyonunu HDP çatısı altında inşa ve temsil etme iddiası sergiliyor.

Bir diğer göze çarpan faktör de, çeşitli şehirlerde listenin başına HDP koalisyonunda yer alan sosyalist parti ve hareketlerin temsilcilerinin yerleştirilmesi. Bunun yine çeşitli şehirlerde özellikle Devrimci Yol geleneğinden gelen isimlerle bütünlendiği de görülüyor.  Bir yanda ulusal hareketin temsil kabiliyetinin genişletilmesi, diğer yandan da kimlik temelli soldan Türkiyelileşme siyasetinin inşasına dönük arayışları yansıtan HDP listesinin özellikle CHP’deki gelişmeler sonrasında, barajı aşabilmesi için hem bölgede hem de metropollerde AKP seçmeninden de önemli oranda oy alması şart. Listenin sola,  AKP tabanına ve farklı kimlik kesimlerine aynı anda seslenen karakterde olması; HDP’nin bu seçimle birlikte, daha önce AKP’nin izlediği genişlemeci hegemonya stratejisini izlemeye aday olduğuna da işaret.  Hüda Kaya, Altan Tan ve son CB seçimlerinde Demirtaş’ın beklenenin altında oy aldığı Mersin’de liste başı yapılan Dengir Mir Mehmet Fırat tercihlerini de bu çerçeve içinde yorumlamak mümkün.   

İzlemeyi sürdüreceğiz.

Yorumlar