Deniz olunmalı

Hoparlörden “Ben Belediye Başkanınız! Komünist Deniz Gezmiş, Gemerek’te. Silahı olan silahını alsın, av tüfeği olan av tüfeğini. Silahı olmayan da taşla sopayla saldıracak. Herkes hazırlansın! Yakalayacağız onu!” diye bağıran bir adam.

Silahların, çatışmaların arasından yürüyerek, Deniz’in elinden tutup, ona yardım etmenin sevinci ile Belediye Başkanı’nın evini gösteren çocuk.

Hangisi olunmalı?

Evinin kapısından bir omuz atarak içeri giren Deniz’in ayaklarına, korkuyla kapanıp; “Ben ettim, sen etme. Affet, ne olur!” diyerek yalvaran Belediye Başkanı.

Evde bulunan Belediye Başkanı’nın karısına ve çocuklara baktıktan sonra, Belediye Başkanı’na iki kelam ettikten sonra evi terk eden Deniz.

Hangisi olunmalı?

Büyük bir sevinç ve gururla verdiği idam kararları infaza dönüşürken, elleri arkada tutuşturulmuş, ağzında sigarayla gençlerin katlini keyifle izleyen mahkemenin başındaki darbeci.

Filistin’deki kampa çocuklar ölmesin diye, kendine dair her şeyden vazgeçerek, sonunun vicdanı ve vatan sevgisini hiç tatmamış bir savcının kalemiyle ya da uğruna dövüştüğü insanlar için doğru bildiğini haykırdığı meydanlarda bir kör kurşunla olacağını bilerek ve bundan hiç ama hiç tereddüt etmeyerek ölüme eyleme gider gibi yürüyen Deniz.

Hangisi olunmalı?

Kendine geldiğinde ilk sözleri “Kahrolsun Amerikan emperyalizmi! Biz, Amerikan emperyalizmine karşı dövüştük. Yaşasın bağımsızlık savaşı! Yaptıklarımdan da çok memnunum” olan Yusuf’un canına kast eden, resmi kurşunu eli titremeden sıkarak, Yusuf’u boylu boyunca yere seren bir adam.

Kapının arkasında olduğunu fark etmeden, istemeyerek tabancasıyla elinden yaraladığı kadın için, kaçarken rehin aldığı astsubayın eşinden yolda özür dileyen, “Korkma bunlar banka soygunundan değil, harçlığımdan” diyerek cebindeki 525 liranın 500 lirasını astsubaya veren; askerlerle çatışırken, askerlerin ya beş karış başlarının üstüne ya da beş karış ayaklarının önüne ateş eden, kaçırdıkları Amerikalı dört askere zarar veremeyen, hiç katil olmayan, can almayan Deniz.

Hangisi olunmalı?

Cellatların 40 yıl önce bedenlerini toprağa gönderdikleri çocuklar, idamları onaylandıktan sonra dahi Toprak ve Tarım Reformu Ön Tedbirler Yasa Tasarısı üzerine cezaevinden araştırmalar yapan, ölümü aşmış, yaşarken fikirselleşmiş, toprağı zaten kutsal gören olgulardı.

Onların boynuna yağlı ilmeği geçiren zihniyet; fakir, yoksul, insanca yaşama muhtaç bir halkın tam bağımsızlık şiarına duydukları özlemi yüksek sesle dillendiren ve insana dair onurlu bir hayat için alanlarda mücadele eden, bayraklaşmış yüreklerin yükselen çığlıklarından korkan, eli kanlı emperyalizmin yerli işbirlikçilerinin maşalarının dimağında idi.

Onların boynuna yağlı ilmeği geçiren zihniyet; kendi yaşamından vazgeçecek kadar vatanını seven, gözlerini kapatarak onursuz bir yaşamı seçmeyi reddeden gençlerin, emperyalizme karşı yaydıkları dalga dalga direniş rüzgarının kendilerini savuracağını çok iyi bilen acizlerin silahıydı.

Onların boynuna yağlı ilmeği geçiren zihniyet; katlettikleri gençlerin ölülerinden dahi korkarak, yan yana gömülmelerine dahi izin vermeyen zavallı erkin beyhude çırpınışlarıydı.

Alanlarda, Filistin’de, öğrenci yurtlarında acı bir kurşun sesiyle yere düşerek bayraklaşan yol arkadaşları gibi vurulsalardı bir arka sokakta sessizce, isimsizce, yine bir eyleme yürür gibi olurdu ölümleri ve aynı sözlerle olurdu yine son nefesleri.

Yan yana gömmekten dahi korktukları gençlerimizin bir mezarları dahi olmasaydı, bugün yine bu cümleleri yazardı kalemim.

Bedenler ölür zira.

Deniz olunmalı çünkü.

 

Yorumlar