Birgül Ayman Güler, Uğur Mumcu'yu anmaya gitmesin

Yirmi sene önce cümlelerini yarım bırakarak aramızdan ayrılan, onu katledenlerin omuzlarında yükselenlerin döneminde asla aydınlanmayacak bir suikastta yitirdiğimiz sevgili Uğur Mumcu’yu sizler gibi ben de hasretle anıyorum.

O çok sevdiği yurdun dört bir yanında, umudu emanet ettiği gençleri, ardından gelen adaşları ve onu hiç yarı yolda bırakmayan arkadaşları kendilerine kızacak bugün yine..

Aramızdan ayrıldığı günden bu yana değişen tek olgunun “zaman” olduğunu görecek yine sevgili Mumcu; fotoğrafını taşıyan, aydınlık isteyen insanların gözlerinden, kırılan ve kan bulaşan gözlüklerinin ardından..

Ve yine bakacak sevgili Mumcu keder içinde; ömrünü adadığı araştırmaların, altına imza attığı, uzun yıllarca çeşitli güç odaklarının tehditleriyle yaşamak zorunda kaldığı soruşturmaların peşinde koştuğunu görse de bilmeyen, yazılarını okumaktan dahi aciz, kendisini anmaya gelmeyi ritüel haline getirmiş ve düşüncelerini hiç ama hiç anlamadığı halde anlarmış ‘gibi yapan’ pek çok siyasetçinin, kameraların karşısında suratları asık; ‘benim’ diyen oyuncuları kıskandıracak bir şekilde poz vermelerine..

Dün gece çeşitli tartışmalar içerisinde Meclis Genel Kurulu’nda gerçekleşen “Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” görüşmeleri sonrasında anadilde savunma yapabilme hakkı yasal zeminine nihayetinde kavuştu.

Bahsi geçen kanun değişikliği ile artık iddianamenin okunması, esas hakkındaki mütalâanın verilmesi ve sözlü savunma sanığın kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği, Türkçe’nin haricindeki bir dilde yapabilecek.

CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler, Genel Kurul’daki o görüşmeler sırasında anadilde savunma yapabilme hakkının hak olmadığını düşündüğünü “Bana Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz” sözleriyle ifade etti.

Türk ulusu ve Kürt ulusu değil, Türk milliyeti ile Kürt milliyeti değil, Türkler ile Kürtler değil; Türk ulusu ile Kürt milliyeti.. O kadar eşit görmüyor yani, kıyaslarken dahi.

Artık saldırıya geçildiğini, meşru müdafaa hakkı için savunmaya geçtiklerini vurguluyor CHP’li Güler. Bir halkın diğer halk ile eşit değil ise biri üstün demek ki diyorum, düşünürken Güler’in sözlerini.

Anadilde savunma hakkına kavuşan Türkiye’de yaşayan her halktan, herhangi bir dili anlayan, konuşan herhangi biri bir “Türk” etmez, parlamentoda kavuşulan bu hak Türklere karşı yapılan bir saldırıdır ve meşru müdafaa ile karşılık verilmelidir demek ki diyorum.

MHP ve CHP sıralarından alkışlar yükseliyor Birgül Ayman Güler’in ırk ayrımı tavan yapan bu sözlerine. CHP Lideri’nin Grup Toplantısı’nda “Bizler ulusalcıyız” diye kürsüden bağırmasıyla “meşru müdafaa hakkı”nın meşru temsilcisi olarak kendisini tayin ettiğini görebiliyorum Güler’in.

Güler’in MYK’da görev yaptığı uzunca bir süredir, taban tabana zıt görüşlere sahip olduğu Sezgin Tanrıkulu gibi bir isimle çalışırken hiç ama hiç rahatsızlık duymayıp, bugün “ulusalcı” damarının kabarmasını anlayamayabilirim.

CHP’nin altı okundan birisi olan milliyetçiliğin özellikle CHP içerisinde çok farklı yorumlandığını görmüşlüğüm var. Türkleri diğer halklardan üstün görmek ise olsa olsa MHP’nin dokuz ışık doktrininden “Her şey Türk milleti için, Türk milleti ile beraber ve Türk milletine göre sözleriyle özetlenebilecek, Türk milletine bağlılık, sevgi ve Türkiye devletine sadakat ve hizmettir” diye özetleyeceğimiz “milliyetçilik” ilkesinin bir üst sürümü olsa gerek.

Sevgili Uğur Mumcu, aydın fikirleriyle yoluma daima ışık tutan değerli gazeteci, kendisinin ve Mustafa Kemal’in “milliyetçilik”ten ne anladığını pek çok yazısında net bir şekilde ifade etmişti.

Gelişmiş, sanayileşmiş ülkelerin pazarları olan proleter ulusların tek kurtuluşunun uluslararası kapitalizme karşı savaş vermelerine bağlı olduğunu belirten Uğur Mumcu, “Buna anti-emperyalizm’diyoruz. Gerçek milliyetçilik üretimi, yabancılara karşı sömürtmemektir” der.

Gerçek ve sahte olmak üzere iki tarz milliyetçiliğin olduğunu anlatan Mumcu, bu tarz milliyetçilik anlayışında ulusallık ve sınıfsallığın iç-içe olduğunu, Kurtuluş Savaşı’nın ve savaşın önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün proleter uluslara özgü milliyetçiliğin’ yirminci yüzyıldaki görkemli bir örneğini ortaya koyduğunu kaydeder, yoksul ülkelerdeki proleter uluslarda rastlanan sahte bir “milliyetçilik” anlayışının sermayenin elinde nasıl şekillendiğini vurgular.

Baştan tırnağa yabancı sermayeden yana olan “sahte milliyetçilik” anlayışının, ülke içinde ticaret burjuvazisine, dışında da yabancı kuruluşlara asla toz kondurmayan; işçiden, emekçiden değil, işverenden yana tavır alan, alabildiğine din sömürücüsü ve düşünce özgürlüğü düşmanı olduğunu belirtir.

Mustafa Kemal’in “Ezilen uluslar, bir gün ezenleri yok edeceklerdir” derken, Asya ve Afrika’da uyanan proleter ulusların anti-emperyalist bilincini, milliyetçilik duygularını harekete geçirmek istemesini ve onun milliyetçilik anlayışının Kurtuluş Savaşında bozuk düzenin kalelerine çekilen bayrak değil, anti-emperyalist bilincin ve bağımsızlık kavgasının sönmeyen bir meşalesi olduğunu vurgulayan Mumcu, sahte milliyetçilerin elinden bu bayrağı almanın bütün devrimcilerin ortak amacı olması gerektiğini söyler.

Proleter ulusların bağımsızlık bilincinin anti-emperyalist kavgadan geçtiğini, özünde ulusallık ve sınıfsallığı taşıyan gerçek milliyetçiliğin anti-emperyalist çizginin odak noktası olduğunu, egemen sınıfların yüzlerindeki milliyetçilik makyajını silip atmak, başta işçi sınıfı olmak üzere, yurdunu ve ulusunu seven herkesin görevi olduğunu yazar sevgili Mumcu’nun kalemi.

Bugün onu anmaya giderse eğer herhangi bir ilde CHP’li Güler, birisi daha kameralara poz vermeye gitmiş diyeceğim.

 

Yorumlar