Soma'nın en acı yılı: "Artık Enes bebek de yok..."

Zemine Baygül...

O kadar güzel ki...

“300 emekçi kardeşi ve kocası Hayrullah” demekti 13 Mayıs onun için.

Facianın ilk gününden beri sürekli görüşüyorduk. Çok hasta bir bebeği vardı; dünyalar tatlısı.

“En çok onu kaybetmekten korkuyorum” diyordu.

Eşi Hayrullah madende üç kuruşa çalışırken, kazandığının üçte birini Enes’in tedavi masraflarına ayırıyordu.

Eşi ocaktan çıkamayınca bebeğini hastanede bırakıp gitmek zorunda kalmıştı madene.

“Ne yapacağım şimdi abla” dedi bana; “Nasıl karşılayacağım bu masrafları?”

Hemen araştırmaya koyuldum, ihtiyaç olan medikal ürünlerin isimlerini aldım.

Ve çok acı bir durumla karşılaştım. Bu ürünlerin pek çoğunu devlet karşılıyordu. Ama 20 yaşındayken, 2.5 yaşında hasta bebeğini hayata tutunma sebebi olarak gören bu güzel kızın ve rahmetli eşinin bu durumdan haberi yoktu. Son 1.5 yılları öyle bir sıkıntı içinde geçmişti.

Müracaat etmesi gereken yerleri söyledikten sonra, Zemine’nin maddi yükü bir nebze olsun hafiflemişti. Manevi yükü ise her geçen gün daha da artıyordu.

Babasının sene-i devriyesine birkaç gün kala kaybetti Zemine, Enes bebeği. Benim de bir yanım eksildi. Babasına kavuşmuştu artık Enes. Akşamından 38.5 olan ateşi endişelendirmekte haklıydı Zemine’yi. Daha küçücük bebeğinin cenazesi kaldırılmadan, eve medikal aletleri almaya geldiğinde gördü devletin o soğuk yüzünü Zemine bir kez daha.

Bugün Enes’i anmak istedim.

Gücüm yok bu kadar acının üzerine söz söylemeye.

Ne çok konuşmuştum bir yıldır oysa, ne çok öfkeliydim.

Bugün bizim konuşma zamanımız değildi.

301 Zemine vardı Soma’da, Savaştepe’de, Kınık’ta... 301 Zemine vardı, yollarının üstünde kamyonlarla tabutlar taşınan Manisa’da.

Eski zamanlardan kalma acı bir destanın başlangıç dizelerine dönüyordu bu acının üzerine edilecek her cümle.

Zemine yalnız değildi ve hesap vermek zamanıydı artık.

Hesap üzerine söyleyecek çok sözümüz vardı fakat.

Olmaya da devam edecek.

Ama ben sözü Zemine’ye bırakmak istiyorum. Soma için hazırladığım kitapta onun hislerine, onun gözünden yer vermek istemiştim. Yaklaşık iki ay önce, henüz Enes’i kaybetmemiş olan Zemine beni kırmayarak, bu sözleri kaleme almıştı:

Oğlumun acısıyla uğraşıp, üzülürken başımıza bu acının da geleceğini aklımın ucundan bile geçirmemiştim.

Maden ne kadar zor ve tehlikeli olsa da çalışmak zorundaydı benim eşim ve onun gibileri...

Maden olayını ilk duyduğumda Manisa’da oğlumun yanındaydım. Canımın parçasını hastanede bırakıp Soma’ya gelmek zorundaydım. Çünkü burada canımın yarısı hayat mücadelesi veriyordu.

Otobüse atlayıp geldim. Sabah yüzünü gördüğüm aşkımı göremedim. Her yerde onu aradım ama yoktu. Tüm ümitlerimle bekledim onu, çıkıp gelecek diye. Oğlunu, aşkını bırakıp gitmez dedim. Onun yanımızda olması için neler vermezdim ki... Ama olmadı işte, gelemedi. Manisa’dayken haberi duyduğumda Enesimi doktorlara emanet edip, Soma’ya geldim. Bir gün sonra cenazemizi alacağımız sırada Enes’in doktoru aradı; “Enes’in yanına gelin, biz bir şey olduğunda sorumluluk kabul edemeyiz” dediler. Ben de Balıkesir’deki arkadaşımı göndermek zorunda kaldım. Onun acısını duyduğumda dünyam başıma yıkıldı. Bütün hayallerim, her şeyim onunla birlikte gitti. Ne hayallerimiz vardı bizim. Enesimle iyileştiğinde neler yapacaktık... Ama olmadı... O bizi bırakıp gitti; beni bu ayrılık yıktı, bitirdi...

Onun yokluğunu her saniye, her dakika, her geçen gün daha çok hissediyorum. Bu benim canımı çok acıtıyor işte. Keşke geri gelse... Onun öldüğünü hala kabullenemiyorum. Benim aşkımın çok farklı hayalleri, yaşama hevesi vardı. Ona ölümü yakıştıramıyorum.

Evim soğuk, yatağım soğuk benim artık. Bir yanım hep eksik. Artık o yok. Ama bana emanet dünyalar tatlısı Enesime bıraktı. Acım bir tane değil benim, iki tane. Oğlumun çektiği hastalık, acılar da beni bitiriyor. Onun yaşında her çocuk gördüğümde aklıma Enesim gelir... Ne olurdu oğlum da iyi olsaydı; koşup oynasaydı... Ama olmuyor işte. Babası da oğlum da beni yalnız bıraktılar. Artık aşkım, canım, her şeyim yok ama tek istediğim bebeğimin sağlığına kavuşması...

Yorumlar