Kadın olmak kadar büyük kusurdu engelli olmak

Listelerdeki yerlerini beğenmeyenler, yer alamayanlar, sürprizler ve beklenen isimlerle, dolu dolu bir seçim sürecine girmiş bulunuyoruz. Herkes için çalışacak ve ne kaçıncı sırada olduğunu ne de listeye girip giremediğini umursamadan, partili bilinciyle hareket edecek kadroların, bu saatten sonra sadece iktidar koşusunda yer alacağını listelerin açıklanmasıyla gördük.

Ayrıca dergimizin Yayın Kuru Başkanı sevgili Reşat Şahin ÖZTÜRK İstanbul’dan, yine yazarlarımızdan Erol SARIAL da Zonguldak’tan CHP milletvekili adayı oldular. Çok başarılı bir seçim kampanyası yürüteceklerine eminim.

Bu dönem mecliste kadın ağırlığını geçtiğimiz döneme göre biraz daha fazla hissedeceğiz gibi bir izlenim oluşmuş olsa da, kadın dernekleri kadar karamsar olmamakla birlikte atılan adımların da karınca boyunda olduğu gerçeğini görmezden gelmeyenlerdenim. YSK’ya sunulan listelerde; AK Parti 78 (% 14,2), CHP 109 (% 20), MHP 68 (% 12,4) kadını aday gösterdi. BDP ise 13 kadını bağımsız aday olarak tanıttı. Sıkıntı ise, kadın adayların seçilme ihtimali düşük yerlerden listeye yerleştirilmiş olması. Seçilme ihtimali yüksek olan 38 yerden kadın aday gösteren CHP Genel Başkanı Kemal KILIÇDAROĞLU ’nu kutluyorum.

Bu dönem adına en çok üzüldüğüm konu ise, tüm partilerin engelli vatandaşları listelerinde geri planda bırakmış olmaları. Yine parlamentoda kendilerini ifade edebilecekleri çoğunluğa ulaşmasına imkan verebilecek sıralarda yer bulamadı engelli yurttaşlar. Bu alanda en dikkat çeken parti ise AKP görünüyor. 356 engelli aday adayı içerisinden sadece 11 aday AKP listesinde yer buldu. Onlar da son sıralardalar.

Toplumumuzda, bedenlerini sıradan insanlar kadar iyi kullanamayan, sıradan insanların sahip oldukları duyulardan mahrum olan vatandaşlarımızın engellerinin, kusurlarının bedenleri olduğunu sandık hep biz. Oysa tek kusurlu olan bizlerdik. Tek engel bizdik o yurttaşlarımıza, tıpkı listelerde gördüğümüz gibi. Kadın olmak kadar büyük kusurdu engelli olmak... Dışladığımız ve kaçtığımız gerçeklerle yüzleşmeden, listelere de kızmanın da bir anlamı yok bu yüzden. Toplumdan, doğduğu günden beridir, hiçbir kabahati ya da “kusuru” olmadığı halde izole edilen bu yurttaşlarımıza veya kadınlarımıza pozitif ayrımcılık göstermek yerine ayrım yapılacak anormal varlıklar değil de, “diğerleri” nasıl bakılıyorsa öyle görmek ayrıcalığını tanısaydık, bugün hayata tutunmaktaki “engel”in kendisi olmaktan da kurtulurduk.

Bir an olsun ne demek istediğimi anlamaktan öte, hissetmek isterseniz eğer, birkaç sayfa çevirdikten sonra Beril’in ve arkadaşlarının perdesinden araladığımız pencereden bir göz atmanızı tavsiye ederim.

“Doğuştan şanslı olmak” tabirini toplumca severiz, ballandıra ballandıra kullanırız. Sokakta yalınayak bir çocuk gördüğümüzde, klasik araba koleksiyonuna bir yenisini kattığını kameralara sırıtarak anlatan adamı izlediğimizde beyaz ekrandan, hep aynı yola çıkan, farklı versiyonuyla dile getiririz o cümleyi. Şans tartışılır belki ama hayatın bizlere doğduğumuzdan beri sunduğu her şeyi kabullenmek yerine, kötü koşulları değiştirmenin kendi elimizde ve bunun kolay yolunun da yardımlaşma ve paylaşımla olduğunu bilmekle işe başlasak mesela… Ve hayatın sunduklarına başkaldırıp, umut ederek mücadele edenlere bir çiçek uzatarak ilk adımı atsak.

Eğer zorluyorsa yüreğiniz dimağınızı, yardımcı olayım size: İmkansızlık içerisinde doğan çocukları düşlemenizi istiyorum sizden... Bayramlarınızı anımsayın, başucunuza koyduğunuz pabuçlarınızı... Tekrar giymeye kıyamadığınız gömleğinizi, pantolonunuzu. Doğu Anadolu’daki, Güneydoğu Anadolu’daki yoksul çocuklarımızı düşünsenize şöyle bir... Bayram sabahları elleri boş camiden gelen babalarının hüznünü düşünün lütfen, çocukların hep paramparça kalan hayallerini… Annelerin boş tencerelerindeki onulmaz kahrını. Ve her gece yatağa girdiklerinde aç karınlarıyla düşledikleri pabuçları, kırmayı istedikleri makus talihlerine atacakları çelmeyi…

O çocuklarımıza emanet edeceksek geleceğimizi, çocuklarımızın yarınlarını… Bizim çocuklarımız ise eğer onlar, Mavi Marmara’lar görememişlerse hala onların haykırışlarını… Her seçim makarnalarla, bulgurlarla avutulmuşsa eğer anneleri, babaları… Kaderleriyle birlikte, karanlık yarınlarına atar gibi taşlamışlarsa eğer nedenini bilmeden panzerleri, sicillerini… Şanslı doğanlardan olmamışlarsa eğer, uzatılacak el bizlerin olmalıdır…

Sizlere “UMUDA DOKUNUŞ” projesinden bahsetmek istiyorum. CHP Gençlik Kolları Genel Merkez ve Çağdaş Ses Dergisi öncülüğünde başlattığımız bu kampanya ile “doğuştan şanssız” dediğimiz ve öğretmenini, polisini, askerini, memurunu sürgüne diye gönderdiğimiz yerlerde doğan ve bembeyaz yüzleriyle gelecek düşleyen bizim çocuklarımızın umuduna dokunmayı hedefledik. Yayın Kurulu Başkanımız Reşat Şahin ÖZTÜRK ile birlikte Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölge’mizdeki 1000 çocuğumuzu giydirerek ilk tuğlayı biz yerleştiriyoruz.

Her uzatacağımız elin, geleceğe başkaldıran fidanların vereceği sürgünlerin can suyu olduğunu unutmayın. Kampanyaya destek olmak isteyen yurttaşlarımız Cumhuriyet Halk Partisi Gençlik Kolları Genel Merkezi ve dergimiz aracılığı ile bizlere ulaşabilirler.

Ellerinizi yüreklerimizden esirgemeyin!

 

Yorumlar