CHP'li Belediyeler kurultay delegelerine neden baskı yapıyor?

CHP’de genel başkanlık ve kadro tartışması, bugünlerde “olağan kurultay” mı yoksa “olağanüstü kurultay” mı toplanacak sorusuna yerini bıraktı.

Genel Merkez yönetimi olağan kurultay konusunda ısrarcı olsa da, muhalifler olağanüstüyü toplamaya kararlı.

Bu doğrultuda da imzalar toplanmaya başlandı zaten.

Ancak şöyle bir sıkıntı var...

Dilinden “CHP demokrasiyi içselleştirmiştir, şöyle ön seçim yapmıştır, böyle kongre yapmıştır” cümlelerini düşürmeyerek, “olağan kurultayı” işaret eden Genel Merkez yönetimi, nedense olağanüstü kurultay için imza veren kurultay delegelerine yapılan baskıyı görmezden gelmeyi tercih ediyor.

Değerli yöneticilerin demokrasiyi nasıl “içselleştirdiklerini” anlatacağım şimdi sizlere.

Olağanüstü kurultayın toplanması için başlatılan imza çalışmalarına ilk katkıyı sunanlar, 30 yaş altı 7 genç partili oldu.

Muhabirimiz ilk imzaları haberleştirdi ve gençlerin yaptıkları açıklamadan şu satırlara yer verdi haberinde:

“Bizler, görev emrini Gençliğe Hitabe ve Bursa nutkundan almış, Cumhuriyete ve kazanımlarına sahip çıkma bilinci içinde mücadele eden genç Kurultay Delegeleri olarak,

Türkiye'nin dört bir yanında, AKP faşizmine karşı mücadele eden bizler, genç kurultay delegeleri; partimizin üzerine düşmüş olan umutsuzluk ve yılgınlık bulutunu dağıtmayı kendimize görev biliyoruz. Bu sebeple, seçim politikalarının değerlendirilmesi, başarısızlığın özeleştirisinin yapılabilmesi için olağanüstü kurultayın bir an önce toplanmasını talep ediyoruz.”

Ve haberin altında da gençlerin imzası yer alıyordu.

Haber oldukça dikkat çekti, imzaların artmaya devam ettiği bilgisi haber merkezine ulaştı derken, muhabir arkadaşım odama geldi.

Kendisini Maltepe Belediyesi Özel Kalemi Melih Morsümbül’ün aradığını söyleyerek, haberde ismi bulunan bir delegenin imza vermediğini, haberden ismini çıkarmamızı söylediğini belirtti.

“Belediye’nin Özel Kalemi’ne ne? Onu niye ilgilendiriyormuş” diye sordum, “Bilmiyorum” dedi, o da anlamamış haliyle durumu. “İmza vermemiş mi peki delege?” deyince bozuldu; “Olur mu öyle şey, niye imza vermeyeni verdi diye yazayım. Zaten imzalar da elimizde” dedi.

Eee, haklı çocuk.

Dedim ki, “Tamam. Haberinden asla geri adım atmıyorsun. Hiçbir belediyeden hiçbir “memur” telefon açıp da sana talimat veremez. Meseleye ben el atıyorum.”

İsmi geçen delegenin telefonuna ulaştım. Noterden dönüyormuş. “Hayır, tabii ki imza verdim. Ben CHP’nin iktidar olduğunu görememişim bunca yıldır, artık görmek istiyorum. Şimdi imzamı verdim, Olağanüstü Kurultay’da da oyumu vereceğim” dedi.

Belediyeler taşeron kılınarak; Olağanüstü Kurultay için imza veren kurultay delegelerine, daha imzanın toplanmaya başladığı günün sabahında kurdukları baskı işe yaramayınca gazeteleri arayıp, talimat vermeye kalkan “memurlara” sesleniyorum...

Bizler gazeteciyiz, sizler “memur”.

O belediyede memurluktan başka işiniz yok.

Kurultay delegelerine baskı kurmak da sizin işiniz değil, gazeteciyi arayıp “o ismi oradan kaldır” demek de.

“Erdoğan’ın AKP’si devletin olanaklarını kullanarak seçim kampanyası yürüttü” diyerek çok haklı bir tespiti ortaya koyan Kılıçdaroğlu ve Genel Merkez yönetimi şapkasını önüne koysun ve düşünsün şimdi...

Sadece koltukta kalmak için, gerçekten tüm bunları yapmaya değer mi?

CHP’li bazı belediyeler aracılığıyla kurultay delegelerine yaptırılan baskı hangi tarafsız seçim kaidelerinin unsuru olsa gerek?

Çağdaş Ses bağımsız bir internet haber portalıdır ve 5 yıllık ömrü boyunca da gazetecilik etik ilkelerini savunmaktan geri adım atmamıştır.

Hiçbir belediye başkanının veya personelinin, Çağdaş Ses’in hiçbir muhabirine “o haberden o ismi kaldır” demeye hakkı da yoktur, haddi de yoktur.

“Kılıçdaroğlu ve Genel Merkez yönetiminin bu telaşı nedir” diye merak etmeden duramıyor insan.

Bu mu “içselleştirdik” dedikleri demokrasi anlayışı?

İmza veren delegelere baskı kuralım, imzayı toplasalar bile il kongrelerini öne çekelim, masa başında yazdığımız delegelerle yeniden kendimizi seçtirelim.

Kulağa çok “demokratik” geliyor gerçekten.

Yine de, istedikleri kadar kovalasalar da, tüzüğün etrafından dolansalar da, hukuki olarak olağanüstü ve olağan kurultay takvimini birleştiremiyorlar.

İmzaların teslim edilmesi için gerekli olan 15 günlük süre zarfına ne ilçe kongrelerini ne de il kongrelerini sıkıştırmayı başaramayacakları için mevcut kurultay delegelerini, henüz seçilmemiş olan yenileriyle de değiştiremiyorlar.

Yani olağanüstü kurultay toplanınca sıkıntıya gireceklerini biliyorlar. Önceki yazımda Kılıçdaroğlu’nun Baykal’ın evine giderek destek istediğini yazmıştım, malumunuz. Bu durum Kemal Bey için de çok zor, anlıyorum.

Fakat kendisini seçen kurultay delegelerinin olağanüstü bir kurultay toplayarak başarısızlığı sorgulamalarının önüne geçebilmek için bu kadar çırpınılmasına anlam veremiyorum.

Madem bu kadar kendinize güveniyorsunuz, neden demokrasinin etrafından dolanıyorsunuz?

Yorumlar