Masa başında delege yazıldığının ispatını açıklıyorum: Diyarbakır İl Kongresi

CHP’de olağan – olağanüstü kurultay tartışmaları süredursun, bir de kongre takvimi işlemeye devam ediyor, biliyorsunuz.

Olağanüstü kurultayın yapılmasını isteyenler; “Genel Merkez kendilerini Kurultay’da seçtirecek delegeleri yazıyor” eleştirisini yöneltiyor.

Genel Merkez de kongrelerin çok sağlıklı bir yapıda ilerlediğini, bol demokrasi içerikli “süslü cümlelerle” anlatarak, muhalefetin eleştirilerini içi boş olmakla suçluyor.

Gelin, kim bardağı boşaltıyor, kim dolduruyor birlikte bakalım.

1 Kasım seçimlerinden önce yapılan Diyarbakır İl Kongresi’ni anlatacağım bugün size.

Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır İl Kongresi’nin iptal edilmesi için açılan davayı “Genel Merkez kazandı” başlığıyla takip ettiniz ana akım medyadan.

O haberlerde “Genel Merkez kongrenin iptal edilmemesiyle rahat bir nefes aldı” diyordu aynı zamanda.

Bu yazıyı okuyunca, CHP’lilerin neden kongre ve kurultay sürecini Çağdaş Ses’ten takip ettiğini anlayacaktır sanıyorum bu haberleri yazan arkadaşlar.

Hukukun katledildiğine defalarca şahit oldum ama CHP lehine yok sayıldığına bu süreçte ilk kez tanıklık ediyorum, buyurun siz de edin.

***

Yaşanan hukuk skandalını sırasıyla anlatacağım. Özellikle hukukçu dostlarımın elini vicdanına koyarak okumasını istiyorum aktaracaklarımı.

5 Eylül 2015’te Diyarbakır İl Kongresi yapılıyor.

Kongreye Divan heyeti seçiliyor. Divan Başkanı Ankara Milletvekili Murat Emir olurken, Divan Yönetimi de İlhan Baran, Vahit Yiğit ve Veysi Ağhan’dan oluşuyor.

Öncelikle bu bilgiyi ve yazdığım isimleri aklınızda tutun.

Hatta bu fotoğraflar kongreden, Ankara Milletvekili Murat Emir de kendi internet sitesinden Kongre’de Divan Başkanı olduğu haberini paylaşıyor.

Buraya kadar tamam.

Her kongrenin olmazsa olmazı Divan tutanağıdır. Kongrede olup biten her gelişme orada not düşülür. Divan tutanağı olmazsa kongre yapılmış dahi sayılmaz.

Bakın, çok basit anlatmaya çalışıyorum.

Divan tutanağını okuyalım şimdi, buyurun.

İsimler garip geldi mi size?

Bana geldi.

Divan Başkanı’nın Veysi Ağhan, Divan Başkan Yardımcısı Ali Arslantaş, Divan Yazmanlığına da Muzaffer  Esin’in seçildiği yazıyor Divan tutanağında.

Bu tutanağı mahkemeye sundu parti yönetimi.

Sayın Murat Emir’e soruyorum;

Sizin başkanlık yaptığınız Divan’da nasıl oluyor da bu üç isim Divan tutanağını oluşturabiliyor?

Bunun adı sahtecilik değil de nedir? Haberiniz oldu mu bu sahtecilikten? Hesabını soracak mısınız?

Bakın sadece sahte Divan tutanağı bile kongreyi iptal gerekçesidir.

Bu bilgiyi de aklınızda tutun, şimdi başka bir noktaya dikkat çekeyim.

***

Sahte Divan tutanağında ismi yazman üye olarak geçen Muzaffer Esin önceki ve şimdiki kongrede Disiplin Kurulu üyesi aynı zamanda.

Disiplin Kurulu üyesi divanda görev alamaz. Bu da tek başına kongreyi iptal gerekçesidir.

Birileri sahte divan tutanağı düzenlerken bu bilgiyi atlamış sanıyorum. Bu bilgiyi de aklımızda tutalım.

***

Şimdi gelelim diğer bir hususa..

Partinin Anayasası olan CHP Tüzüğü diyor ki, Kongrelerde “Aday olmayanlar” seçilemezler. Bunu bilmeyen yoktur sanıyorum, hukukçu olmaya gerek yok.

Bir de şöyle teknik bir mesele var…

Yine Tüzük der ki, aday olabilmek için kongre üye tam sayısının en az %10’unun imzasıyla ismin Divan’a sunulmak zorunda.

İl Başkanı “seçilen” arkadaşımız adaylık başvurusunda bulunmadığı gibi, delegelerin imzasıyla Divan’a da önerilmiyor. Bu iki husus bile tek başına kongreyi iptal sebebi.

Hemen bunu da aklımızda tutuyoruz.

***

Kongrenin %100 iptal edilmesi gerektiğini gösteren sadece üç husustan bahsettim size. Sahte Divan tutanağı, Disiplin Kurulu Üyesi’nin Divan üyesi gösterilmesi, İl Başkanı seçilen şahsın adaylık başvurusunun olmaması ve aday gösterilmemesi.

%100 iptal edilmesi gerekiyor diyorum, çünkü bunlardan sadece birisinin gerçekleşmesi sebebiyle iptal edilen sayısız kongre var, dileyene örnek kararları gönderebilirim.

Kafalarına göre İl Başkanı seçiyor, kafalarına göre kurultay delegeleri belirliyorlar yani Diyarbakır’da.

Genel Merkez neden “olağan kurultay” diye bastırıyor, anladınız mı şimdi? Bu kongrelerde “yazılan” (bakın seçilen demiyorum) kurultay delegeleri Genel Başkan’ı ve parti yönetimini belirleyecek çünkü Olağan Kurultay’da.

“Masa başında delege yazmak ne anlama geliyor”, anladınız mı?

***

Şimdi gelelim “Genel Merkez kazandı” denilen kongrenin iptali davasına.

Aslında doğru, Genel Merkez kazandı. Bu davanın dosyalarını okuyunca gözlerime inanamadım.

Şimdi davayı özet geçiyorum.

Kongredeki bu hukuksuzluğa birebir şahit olan partililer 3. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne giderek, CHP Genel Başkanlığı’na ve Diyarbakır İl Başkanlığına dava açıyorlar.

Ve bu yukarıda saydığım hukuksuzlukları bir bir anlatıp, kongrenin iptal edilmesini istiyorlar.

Diyarbakır İl Başkanlığı, mahkemeye sahte Divan tutanağını sunuyor. Seçilen (!) İl Başkanı’nın adaylık başvurusunu ve kongre üyelerinin %10’unun imzalarını içeren adaylık önergesini de sunamıyorlar, yok çünkü.

Bu tarz açılmış yüzlerce dava var, onlarcasını inceledim. Yasa açık, tüzük açık, direkt iptal edilmesi gerekirken edilmiyor.

CHP Genel Merkezi’nin saygıdeğer hukukçuları “Bu davaya sizin mahkemeniz bakamaz” diye buyuruyor.

CHP Genel Başkanlığı’ndan mahkemeye gönderilen savunma neyi emrediyorsa onu yapıyor mahkeme.

Nasıl mı?

Anlatayım.

Sayın Hakim kongreyi tartışmasız bir şekilde iptal etmesi gerekirken, Bilirkişi Raporu istiyor. Hukuki bir konuda, (dikkatinizi çekiyorum, teknik bir konu değil) üstelik sayısız örneklerinin olduğu bir dava konusunda Hakim Bilirkişi’nin görüşüne başvurunca, Bilirkişi de 5 sayfalık bir rapor hazırlıyor.

Raporda özetle diyor ki; “Kardeşim, insanlar haklı. İşte dosya ortada. Ayrıca bu konuda yetkili mahkeme sensin, sen de kongrenin iptali yönünde karar vermelisin.”

Hakim kongreyi iptal etmiyor, davayı usulden reddederek Yargıtay’a topu atıyor.

Bu da “Genel Merkez davayı kazandı” diye haberlerde yer buluyor işte.

Bu nasıl iştir?

Buna isyan etmek için hukukçu olmaya gerek yok, tane tane anlatmaya çalıştım dilim döndüğünce.

Bakın, Bilirkişi Raporu’nda yer alan, özellikle CHP Genel Başkanlığı’nın savunmasına ayrıca dikkatinizi çekmek istiyorum:

“Dava konusu adli yargı konusu değil” diyor çok Saygıdeğer Genel Merkez’in avukatları. Ben Sayın Bülent Tezcan’a kongreler ve aday belirleme sürecinde yaşanan hukuksuzlukları sormak için sayısız kere ulaşmaya çalıştım ancak bana dönmüyor, yetkili herhangi bir avukat arkadaşımızın da cevabını köşemde yayımlamaya hazırım.

Kendilerine bu davanın adli yargı konusu olduğunu ve ilçe seçim kurulunun ilçe kongrelerindeki itirazları kesin karara bağladığı yönündeki “komik” savunmalarını çürütecek sayısız karar gönderebilirim.

Bakın hukukçu değilim, ona rağmen göndereyim diyorum. O kadar “komik” yani durum.

Bir de şu kısma değinmeden geçemeyeceğim…

CHP Genel Başkanlığı yine savunmasında diyor ki; “Kongrelere ilişkin karar alma yetkisi MYK’dadır.”

MYK, parti yönetim organıdır, PM ise partinin karar organı. Tüzüğün 38. Ve 40. Maddelerinde ifade edildiği üzere; PM'nin devredilemeyecek yetkileri ve görevleri mevcut. Bu konu da onlardan bir tanesi. Bu görev PM’nin varlık nedenleri arasında çünkü.

Yani özetle; MYK, PM'nin yerine karar alamaz, PM'nin aldığı kararları uygular. Partide, bir MYK vesayeti yaratıldığı gün gibi ortada.

Kurultay’dan sonra en yetkili organ olan Parti Meclisi’nin, Genel Başkan’a yasal olarak devredemeyeceği konularda bile “tam yetki” verdiğini, PM’nin karara bağlaması gereken seçim beyannamesinin bile PM’ye hiç uğramadan MYK tarafından kararlaştırılmasını, benzeri yaşanan pek çok konuda Parti Meclisi’nin saf dışı bırakılarak Genel Başkan’ın tek başına kararlar aldığı ve parti organlarına bu kararları “dayattığı”nı anlatınca ben kötü oluyorum.

Olayım.

Hiç sıkıntı değil.

Parti içi demokrasiden ve her görüşün özgürce dillendirilmesinden başka bir beklentim yok ki partiden.

Masa başında delege yazılmasın, delegeler baskı altına alınmasın, birileri kendi çıkarları için o koltuğa yapışmasın demekten başkası gelmiyor dilimden.

O çıkarlar gözetilmese, Diyarbakır’da kongrenin iptali için dava açan partili Beşir İpekçi, bir konuşmasında Kılıçdaroğlu’nu ve Sezgin Tanrıkulu’nu eleştirdiği, ayrıca AKP’li adayın tanıtım toplantısına gittiği gerekçe gösterilerek, kesin ihraç istemiyle disipline sevk edilir miydi?

O da çok ilginç mesela.

Kongreye iptal davasını açınca disipline gönderiyor İpekçi. “Hukuksal hak arayışı mı engellenmek isteniyor” sorusu düşmüyor mu sizin de aklınıza?

CHP’li İpekçi, kendisine yöneltilen suçlamaların iftira olduğunu belirterek, 40 yıl boyunca CHP’ye üye olduğunu söylüyor savunmasında.

Görüyorsunuz işte.

Kongrelerin hukuka uygun yapıldığı mahalleler de var, yok değil. Ne yazık ki, CHP’lilere sadece AKP’nin hukuksuzluğuyla değil, bir de partide “bazı erk”lerin hukuksuzluklarıyla uğraşmak zorunlulukları düşer oldu şu dönem.

Başarabilenlere helal olsun.

Başaramayanlara; hukuksuzluklara maruz kalanlara bu köşe açıktır.

Bu hafta Diyarbakır’a açtım köşemi.

Ve bir kez daha bu dava aracılığıyla gördüm ki…

Güç “zehirli” bir silah.

Hakimin davalının istediğini yaptığı, davalının parti içi hukuku yok sayan savunmasının Bilirkişi’nin raporundan daha değerli olduğu; davalının davayı karara bağladığı bu skandalı Aziz Nesin olsa nasıl anlatırdı bilmiyorum ama Ziya Paşa çok güzel özetlemiş:

"Kâdı ola da’vâcı ve muhzır dahî şâhid,
Ol mahkemenin hükmüne derler mi adâlet?"

(*Hakim hem davacı, hem mübaşir hem şahit oluyorsa,
O mahkemenin verdiği karara adalet denir mi?)

Yorumlar