Gezi'den sonra Sarıgül doğru isim mi?

90 yıllık bir siyasal partinin öz gücüne güvenmeyerek seçimlere girmesi nasıl bir beklentinin ve stratejinin sonucudur?

Yerel seçimlere az bir zaman kala iktidar partisi AKP neredeyse tüm adaylarını kamuoyuna açıkladı.

MHP herkesten evvel davranmıştı zaten.

CHP ise ‘Sarıgül üye olacak mıydı, affedilecek miydi, dosya verdi miydi’ tartışmalarında boğulduğu için, örgütün ‘bu kez kampanyayı erken başlatırız’ beklentisine yüz çevrirerek her zamanki gibi geç kaldı.

SARIGÜL TARTIŞMASI

CHP İstanbul ilçe örgütlerin tamamına yakınından cep telefonuma “Sarıgül’ün ilçe ziyaretinde bulunacağı ve aman aman katılım göstermem ricası” üzerine kısa mesajlar alıyorum. Konuya ilişkin olarak Gürsel Tekin geçtiğimiz hafta içinde Çağdaş Ses’e oldukça samimi açıklamalarda bulunmuştu.

(Tekin’in açıklamalarını buradan okuyabilirsiniz)

Mustafa Sarıgül daha önce sayısız parti üyeliğini, oluşum girişimini gerisinde bırakmış ve “çalışmalarını hala TDH çatısı altında sürdürdüğünden” partili kimliğini bir türlü hatırlayamayan bir isim. TDH'ın ilanında TDH olarak Ankara yoluna çıkalım derken "Acaba TDH'ta mı birleşildi diye düşünmemiş" değildim hani.

Bu fotoğraf da Sarıgül’ün taze seçim kampanyasından.

Hatırlayamıyor diyerek iyi niyetli bir eleştiri yapıyorum alsında. Hatırlayamıyor, çünkü hatırlasa ilçe örgütlerinde yöneticilik yapan ve kendisi üye olduğundan beri sevindirik bir şekilde açık taraf olan partili arkadaşlarına “Aman arkadaşlar, ne yapıyorsunuz? Tek aday adayı ben miyim? Bakın, Can Ataklı var, Semih Hocamız var, Gürsel Tekin var.. Onlara da aynı şekilde yaklaşın” diye uyarıda bulunurdu diye düşünüyorum. Gerçi “Mustafa Sarıgül aday olmaz, kazanır”dı ya, aday adayı bile olduğuna göre dillendirmeye çekiniyor sanıyorum.

Gerçi “Gidin kardeşlerim, komşularınıza Mustafa Sarıgül’ü anlatın. Nur yüzlü bir evladınız var deyin, oy isteyin” ifadeleri ile “nur yüzlü Sarıgül”e oy istenecek diye ilan ettiği “aday adaylığı” olmasa gerek.

Neyse.

Partililere dönelim.

Neredeyse üzerine tartıştığım her partilinin Genel Başkan’dan sonra en büyük oyu alarak örgüte ağabeyilik yapacağına dair tüm tabanın yüzünün dönük olduğu Adnan Keskin’e karşı yoğun bir hayal kırıklığı yaşadığını gördüm. Gelen eleştiriler çoğunlukla  ve ortalama olarak “Örgüt sana böyle bir kredi versin, sen yılların siyasetçisi ol ve tüm siyasi ikbalini bir ismin koltuk yatırımına bağla.. Yazık etti” şeklinde oldu.

Partililer tabi ki taraf olacaklar. Hangi görevde olurlarsa olsunlar hem de. Fakat kongreler döneminde her köşebaşını tutan belirli genel başkan yardımcılarının ucuz delege hesabının peşinde koştuğu bilindiği süreç içerisinde iki kez il başkanlığı yapmış olduğu ilde hiçbir ilçenin kongresine katılmayarak “taraf görünmek istemem” düşüncesiyle kendi arkadaşlarını dahi karşısına alan Gürsel Tekin’in bu örgütün –Sarıgül kadar “nur yüzlü” mü bilmem ama- evladı olduğunu unutmamak gerekliydi.

Gürsel Tekin senelerce İstanbul’da İstanbul için mücadele veren bir siyasetçi. Nasıl başarılı bir İl Başkanlığı sürecini ekibiyle birlikte yürüttüğü de dostu – düşmanı herkesin malumu.

Hal böyleyken, daha önce de İstanbul’u yönetmeye talip olmuştu, kim bunu garipseyebilir? Otuz senedir örgütlü mücadelenin içinde kendini yetiştirmiş, kıblesini bir gün bile Cumhuriyet Halk Partisi’nden öte yana çevirmemiş, kim bunun aksini iddia edebilir?

O Gürsel Tekin ister aday yapılsın, ister yapılmasın. Bu İstanbul’un sorunu. Parti yarın iç muhasebeye çekildiğinde herkesin aklında iki kare kalacak.. Birincisi Gürsel Tekin aday adaylığını açıklayacağı zaman kendi ilçesi dahil olmak üzere hiçbir ilçeden duyuru SMS’i geçilmemesi ve İstanbul İl Başkanlığı’nın özellikle o ana “eğitim toplantısı” organize etmiş olması. İkincisi ise Gürsel Tekin’in aday adaylığını açıklarken kendisi gibi İstanbul’u CHP’nin belediyecilik anlayışı ile yönetmeye talip olan ve o an alanda bulunan Can Ataklı’yı kürsüye davet etmesi. O muhasebeye Sarıgül’ü dahil etmiyorum. Bu da partinin sorunu. Süreç kendini çok farklı örgütleyecek çünkü. Gerisi örgütün vicdanına kalmış.

ÖRGÜT NE DİYOR?

CHP tabanı sakindir, bekler. Onlar kadar “kredi veren ve gözlemleyen” bir örgüt daha yeryüzünde var mıdır, bilmiyorum. Tüm dinginliği seçim startı verildiğinde biter, unutur tüm liste pazarlıklarını, çirkinlikleri; çeker çizmesini, iner sokağa. Ama seçim gününün ertesi günü geldi mi, hüsran onların çilesi olur, zafer adayların neşesi. Örgüt işte o zaman açar defteri. Görülür herkesin hesabı, bir bir.

SARIGÜL ADAYLAŞIRSA İSTANBUL AKP’DEN KURTARILABİLİR Mİ?

Bundan bir sene önce sorsanız, “Evet, Sarıgül ile İstanbul kazanılabilir” derdim. Bugün emin değilim. Zira bir saatte bile ülke siyasetinde nelerin değişebileceği hepimizin malumuyken, o bir yıl içerisinde bir direniş geçirdi yurdum insanı.

CHP GEZİ’Yİ NEDEN GÖRMEZDEN GELİYOR?

Sarıgül “düzenlemediğim mitinge gitmem” diyen bir siyasetçi. Gezi’de bulunmasının tarafsızlığına gölge düşüreceğine inandığı için katılmadığını açıklamıştı. AKP karşıtı gösteriler olarak başlayan ve dinamizm içinde kendisini örgütleyen Gezi’nin tozunu yutmayan Sarıgül’ün en güçlü alternatifi, TOMA yumruklayan Gürsel Tekin iken, siyasetsiz seçmenin (kararsızlar) mutasyona uğradığı ve politize olduğu bir toplumsal hareketi analiz etmeden aday belirlemek ne kadar doğru?

Gezi analiz edilmedi, evet. İlginçtir ki, Gezi hakkında tek araştırma yapan ve analizlerini Genel Başkan Kılıçdaroğlu’na rapor halinde sunan Gürsel Tekin’in çalışma ekibiydi. Genel Başkan raporlar için sadece “çalışmalarınız için teşekkürler arkadaşlar” dediği için gerisi gelmedi. Böyle yorumluyor çalışmaya emek veren arkadaşlar. Bu rapor basına dahi yansımadı.

(Ulaştığım raporu buradan okuyabilirsiniz.)

(CHP’nin genç PM üyelerinden Umut Akdoğan ve arkadaşlarının hazırladığı analizi farklı kulvarda olduğu için örneklememin içine katmadım)

Kadıköy’de gerçekleştirecekleri mitingi iptal ettikten sonra Taksim’e yürümek için Vali’den izin alan CHP’li il yöneticileri, yürüttükleri yerel seçimlere hazırlık sürecini toplum mühendislerin çalışmalarından soyut tutuyor olmalılar ki, onlar da Sarıgül hususunda pek bir hevesli.

SİYASETSİZ SEÇMEN ÖLDÜ

Etrafınızda gördüğünüz ve iletişim halinde olduğunuz herkes en az birkaç Bakanın adını biliyor, AKP’nin yaşamsal alana müdahalesine karşı çıkıyor ve HES’lere karşı, nükleer santrallere, özelleştirmelere karşı verilen mücadelenin varlığı ile tanışıyor, direnişte tanıştığı arkadaşları ile mahalle forumlarında ‘yarın’a dair fikir üretiyor.

Ve evet ki, bu insanlar Frankfurt Okulu’nun eleştirel teoride vurguladığı; kapitalizmin kültürü kâr sağlamak amaçlı metalaştırarak pazarlanmasının sonucunda düşünmesinin ve sorgulamasının önüne geçilmesinin amaçlandığı, AVM’lerde yaşadığını iddia ettiğiniz ve ‘şimdiki gençler dünyadan habersiz’ diye sürekli kızdığınız; 12 Eylül’ün üzerinden geçen bir neslin korkakça yetiştirdiği ailelerin 90’lı çocukları. Devrimci pratikten gelmeseler de pratiğin silahsız bir şekilde eylemselleşebileceğini hepinize ispatlayanlar gençler.

GEZİ DİRENİŞİNDEN SONRA NEDEN SARIGÜL?

Tek eksikleri siyasi ve ideolojik bilinçten uzak olmaları. İdeolojinin olmasa da siyasal bilincin gelişmesi süreç alacak ve istenilse de istenilmese de gerçekleşecek. İlk ateş düştü bir kere yüreklerine. Artık toplumsal eylemselliğin dışında düşünemezler ve oy kullanma ehliyeti bulunan bu gençler 99’dan beri toplanan deprem vergileri ile duble yol yapıldı diye AKP’ye oy vermeyecekler.

Niye sadece düğünlere ve cenazelere çelenk gönderiyor ve sabah namazlarına katılıyor diye Sarıgül’e oy versinler?

Niye ‘Topbaş benim ağabeyimdir, Emine Hanım benim ablamdır, Tayyip Bey harika bir insandır, Melih Bey müthiş bir belediyecidir, Hocaefendi tam bir yardımseverdir, Binali Bey adamın dibir’ modundan öteye bir adım gidemeyen Sarıgül’e oy versinler?

Niye ‘AKP yanlış yaptı’ diyemeyen Sarıgül’e oy versinler?

Sarıgül bu insanları mutlu edebilir mi?

İstanbullu daha iyisini hak etmiyor mu?

90 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi daha iyisini hak etmiyor mu?

MHP dahi Gezi’yi gözardı etmemişken CHP’nin eder mi?

BODRUM MESELESİ

Bodrum’a DP’den CHP’ye geçen Mehmet Kocadon aday olarak açıklandı. Ajanslarda ve açık oturumlarda sürekli olarak “CHP’nin yerel seçimlerde sağa yönelmesi” içerikli konuşmalarla karşılaşıyorsunuz. Ben bu konuya girmeyeceğim. Benim meselem “emek” temalı.

Size açık veri vereceğim, 2009 yerel seçimleri.

Bodrum’da oyların genel dağılımı neticesinde DP %45,4 oy ile %44,6 oy alan CHP karşısında seçim kazanıyor. Ve DP’den belediye başkanı oluyor Kocadon. Seçimlere şuncacık bir süre kala CHP’ye geçiyor ve CHP’nin Bodrum adayı oluyor.

Hiçbir toplumsal gerçeklik CHP’nin %0,8 gibi hiç de fahiş olmayan bir oy oranı ile DP’li bir adaya yenildiği gerçeğini değiştiremez.

Hiçbir toplumsal gerçeklik bu ismin bu seçimlerde adaylaştırılarak örgütün emeğinin hiçe sayıldığı gerçeğini de değiştiremez ne yazık ki.

Bodrum’da bu kez seçimi CHP tabanı belirleyecek, o kesin.

ANKARA FİYASKOSU

MHP’nin sevilen isimlerinden Mansur Yavaş CHP’ye üye oluyor. Genel Başkan ile gerekli görüşmelerin gerçekleştiği ve Ankara’dan aday yapılacağı yazılıyor. Gerçi biz Twitter kullanıcıları olarak konuyu Genel Başkan’ın DYP kökenli danışmanı Şükrü Karaca’dan öğrendik. Parti geleneğini bilmemek gibi düşüncelerin arkasına sığınılamayacak kadar mühim aslında bu fiyasko. Kendisi de zaten bu ayıbı istifa ederek örteceğini açıkladı. Mansur Yavaş’ın adaylığı ne derece doğru olacak, buna da örgüt karar verecek.

Danışman Karaca’ya en yoğun tepki ismi Ankara için geçen Muharrem İnce’den geldi. İnce Ankara için çok hoş bir aday olabilirdi. Fakat aday adayı dahi olmadı. İstediğini açık bir şekilde ifade etse de adaylık için koşturma tarzı benim hiç hoşuma gitmedi. Pek çok partilinin de gitmediğini net bir şekilde gördüm.

‘Aday adayı olmam, adaylaşırım’ demişti. ‘Niye’ diye sormadı kimse. Bu tarz niye? Ne fazlanız var diğer partililerden? Ben sorayım hadi.

Şükrü Karaca bu talihsiz tweet ile Ankara adayını değil de Yalova adayını açıklasa böyle tepki verir miydi? Daha önce parti içi pek çok meselede haklı ve sert tepkilerini gördüğüm İnce’nin uzunca bir zaman sessizliğe bürünüp, Ankara’ya talep açtığı vakit sesini yükseltmesi canımı sıkmadı değil.

“Nihayetinde sevdiğimiz bir partilimizdir” deyip geçiyor örgüt bu arada. Kendisine de buradan belirtelim, daha fazla üzülmesin.

MANİSA’YA ÖZGÜR ÖZEL

CHP’nin canavar gibi işleyen komisyonu CK’nın neferlerinden olan Özgür Özel, insan haklarını gözettikleri çalışmaları, her kesimin sesi olabilmek için verdiği mücadelesi ve göz dolduran çalışkanlığı ile dikkat çeken genç bir partili.

Genel seçimlerde Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun ön seçim yaptırdığı illerden birisi olan Manisa’dan kontenjan olarak seçilse de milletvekilliğinin hakkını veren az sayıdaki vekilden biri olmayı ve örgütle birlikte ezilen pek çok kesimin sevgisini kazanmayı başardı.

Manisa’daki partili arkadaşlarımla konuştuğumda örgütün Özel ile birlikte yerel seçim sürecini yürütmek fikrine sıcak baktıklarını sıklıkla duydum. Kamuoyu yoklamalarında da isminin yukarılarda çıktığını biliyorum. Zaten Manisalı, orada yaşıyor. Yerel gündemden de kopuk değil. Açıkça ifade etmekten çekinse de gönlünün Manisa’ya CHP’nin belediye başkan adayı olmak istediğinden yana olduğunu anlamak güç değil. Olursa eğer Manisa için iyi, meclis için kötü. Malatya Milletvekili Sevgili Veli Ağbaba ile bu kadar uyumlu bir çalışma arkadaşlığını bozmak iyi mi, bilmiyorum. Ben Genel Başkan olsam Manisa’ya başka aday düşünürdüm. : )

İZMİR ARTIK “ÇANTADA KEKLİK” DEĞİL

İzmir pek çok partilinin sandığı gibi “çantada keklik” değil. Yerel seçimlerde yerel hassasiyetle oy kullanılmasına karşın politik tavrı ve bilinci yüksek olan bir demografik yapısı olan İzmir genel seçim hassasiyetinde oy kullandığı için İzmir’de CHP’den başkası kazanamazmış gibi görünüyor.

Oysa İzmir sosyalizm peşinde koşan gençlerin karargâhı filan değil, sağ eğiliminin ve liberal kesimin çoğunlukla yaşadığı olgusunu sosyolojik araştırmaların kavramsal gerçekliğini elinde bulunduran bir şehir. Erdoğan’ın ise 2009’dan beri seçim çalışmalarını partililer aracılığı ile İzmir’de sürdürdüğünü biliyoruz. Zaten “seçim başarısı”nda uç noktayı İzmir olarak gördüğünden şahsi olarak uğraşıyor. Yoksa denizcilik, haberleşme ve ulaştırma gibi üç koca bakanlığı tek adamda toplayan Erdoğan, gözbebeği Binali Yıldırım’ı İzmir’e gönderir miydi?

Binali Yıldırım’ın da AKP kulislerinde “Bu kadar çalışmaya ve projeye imza atmış bir Bakan olarak, İzmir’de kaybeden siyasetçi olarak anılmak istemiyorum” diyerek Başbakan’a karşı çıktığı ama ikna edemediği konuşuluyordu. Her ne kadar bu talebinde haklı olsa da kendi siyasi ikbali için de özel olarak koşturacağını unutmamak gerekir.

Aziz Kocaoğlu’nun yıpranmışlığı ve örgütün “nasılsa kazanacağız” rahatlığı karşısında AKP’nin iletişim tekniklerini sonuna kadar zorladığı ve bolca para akıttığı bir İzmir karşısında pek de rahat olunmamalı derim ben.

Genç ve dinamik, çalışkan bir “partili” ile yola çıkılırsa İzmir rüyası neden sürmesin?

GENEL BAŞKAN ÖRGÜTE NE ZAMAN GÜVENECEK?

Kendisine Mustafa Kemal’den sonra en yüksek krediyi veren Cumhuriyet Halk Partisi ögütü Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na “İkinci Kemalimiz” dedi ve gerçekten çok güvendi. Güveninin karşılıklı olmasını istiyor sadece. “Ben de varım ve başarabilirim” diyor. “Seçim kazanmak için AKP’lileşmeye ya da MHP’lileşmeye ihtiyacımız yok, iletişim tekniklerini doğru kullanalım ve içimizden doğru isimlerle yola çıkalım” diyor.

Dilerim Sayın Genel Başkan örgüte kulaklarını tıkamaz da bu yerel seçimden alnımızın akıyla çıkabiliriz.

Dilerim Genel Başkan örgüte kulaklarını tıkamaz da insanlardan adaylarımız için gönül ve vicdan rahatlığı ile oy isteyebiliriz. Yoksa “mecburen verdim” denilecek oy sayısı hayli yüksek olacak gibi görünüyor.

 

Yorumlar