AKP - Cemaat savaşını 'Gezi' bastırmıştı

AKP’nin iktidara geldiği ilk yıllarda “hukukun üstünlüğüne karşı sarsılmaz inancımız” ile başlayan cümlelerin iktidarını tamamlamaya yaklaştığı bu yıllarda “bu ülkede hukuka inanmıyorum” cümlelere dönüşmesini tarihe not düşelim.

Salih Zeki Yiğit.

Bugun TBMM’nin Dikmen kapısında kendini ateşe verdi.

Bir insan ömrünü neye vermeli?

O ateşe verdi.

17 Aralık’ın yoğun gündeminin arasında ve Ankara’nın puslu havasının ayazında Genel Kurul’da sesini duyurmaya çalıştığı vekillerinin dikkatini çekebilmek için ateşleyiverdi elindeki çakmağı bir anda.

Sen yapabilir misin? Bir an için düşünsene. O yaptı ama.

Kimseye anlatamadı neden bu raddeye geldiğini, o çakmağın nasıl ateşlendiğini yazmadı hiçbir ajans.

“S.Z.Y (50) hastaneye kaldırıldı” diye biten ve az okunan haberlerin arasında solup gitti benim dahi bilmediğim nedenleri, kavrulan teni gibi.

Kendisini temsil etmeleri için oy vererek Meclis’e gönderdiği vekillerin çoğunluğu  Genel Kurul’da değildi bile.

Olanları ise açlık grevinde.

Başvekil’in “Ankara’nın derin dehlizleri” diyerek açıkladığı kirli ilişkiler ağının nihayetinde “benim de oğlum” korkusuyla terk etmişlerdi Meclis’i.

Salih’in de oğlu var mıydı acaba?

İki düşünce belirdi dimağımda...

Ya oğullarının yolsuzluklara bulaştıklarının bilincinde olduklarından telaşa düştüler ya da cemaat – hükümet kavgası içerisinde “delil üretme ustası” olan “hukukçuların” sahte delilde hususunda ne denli iyi olduklarını bildikleri için etekleri tutuştu.

Neticede sebepleri ne olursa olsun, işin içinde parmakları var ve o parmaklar kanla kirli, rüşvetle kirli, bir gecede geçirdikleri ve benim kızımın geleceğini tayin ettikleri KHK’lara attıkları imzalar ile kirli.

On bir senedir yolsuzluklarla mücadele verilmesi için savcıları göreve davet ettik.

On bir senedir devlet içerisinde cemaatçi yapılanma var diye feryat ettik.

On bir senedir “yandaşa, akrabaya rant; sana işsizlik reva” dedik.

On bir senedir mağdur edebiyatı ile gözyaşı döken “iktidar – cemaat koalisyonu”nun insafında yönetilen ülkemde mağdur edilen sensin, gör bunu dedik.

On bir senedir biz bunları haykırdığımız için sürgün edildik, evlerimiz başımıza yıkıldı, uydurma delillerle senelerce hapis yattık, tecrit edildik, işkence gördük, başımıza TOMA yağdı.

CEMAAT – AKP SAVAŞINI GEZİ DİRENİŞİ ERTELEDİ

Cemaat hep hükümetin gönlünü okşadı, hep türlü ricasına olur verdi. Ama yine de onlar devlet içerisinde köklerini salarken Erdoğan’ı rahatsız eden bir şeylerin olduğu çıplak gözle dahi görülebiliyordu. 2011 genel seçimlerinde milletvekili listelerinde köklü bir değişikliğe giden Erdoğan’ın yalnızlaşma ve yalnızlaştırılma tavırları Pensilvanya’nın da dikkatini çekiyordu.

Bugünse hükümet ricasıyla senelerce tutsak ettikleri isimlere bir bir hürriyet veriyorlar. İpler kopma raddesine geldiğinde onları birbirine bağlayan yenage ip Gezi direnişi olmuştu.

Evet, bunu söylediğim için bana kızan çok arkadaşım oldu fakat gerçeği dillendirmek benim işim, benim vicdanım.

ERDOĞAN’IN GEZİ OYUNU

Sence Erdoğan kendisinin yaşamsal alana müdahale ile başlayıp, iktidar karşıtı protestolarla büyüyen ve Erdoğan’ın kini ile güçlenen direnişi kırmak adına “ılımlı yaklaşamayacak” kadar aptal bir adam mı?

Senin arkadaşlarınla, komşunla birlikte TOMA yumruklaman, daha fazla sesini yükseltmen ve ona alanlarda “birlik ve kardeşlik –tabi sadece onlar için- nidaları” atmak için bahane vermen kendisi için bulunmaz bir güzellikti. Hem de girdileri olan tüm ülkelerden parasını çeken Yahudi ailelerin yaratacağı krizi komşuna açıklayamayacağı için suçlu seni gösterebilecekti. Ülkenin refahını(!) bozmuştun.

KAVGA NE ZAMAN SAVAŞA DÖNÜŞTÜ?

Gezi direnişi ile cemaat ve AKP arasında gerilen hat kısa devre yapıyor ve tüm sıkıntılar yok olmasa da hesaplaşma zamanlamanın uygun olmadığı gerekçesiyle erteleniyordu fakat muallakta kalan yurt meselesi cemaatin canını bir hayli sıkıyordu.

Erdoğan’ın daha da üzerine gelmesi ve bağır çağır seni tahrik etmesinin yegane sebebi de buydu zaten. Sokakta memleketin düzenini bozacak çapulcu teröristler kol geziyordu, camilere ayakkabıyla girip bira içen dinsizler ordusunun darbeci girişimlerine karşı AKP iktidarı desteklenilmeye devam edilmeli ve hesap kitap sonraya bırakılmalıydı.

Ve evet, sen yine hesap sormaktan vazgeçtin.

Unuttun, sıkıldın, anlamsız buldun, arkadaşın sinemaya çağırdı, filan.

Defter yeniden açıldı.

Erdoğan yine tahrikkâr davransa da sen önceki kadar sert çıkamadın. Örgütlü değilsin çünkü.

Hatırla, Erdoğan öğrenci evlerine “kızlı erkekli” denetim dediğinde yine şakayla yanıt verdin, yaşam biçimime karışıyorsun diye kızdın, kızlı erkekli fotoğraf çektin, tweet attın.

Aslında Erdoğan’ın gündemi sen değildin, zaten hiç olmadın ki. Onun gündemi başka fakat senin gündemin onun belirlediği.

ERDOĞAN KIZLI – ERKEKLİ DERKEN CEMAAT EVLERİNE DENETİME ORTAM HAZIRLADI

Erdoğan Gülen cemaatinin en belirgin örgütlenme ağının hakim olduğu dershaneleri kapatacağı söylemlerinin ardından işaret ettiği cemaat evleriydi. O sözü söyleyerek hem Gezi direnişinin pasivize olan kanadını kışkırtarak tabanını canlı tutuyor hem de cemaate “hazır ol, örgütlendiğin evlere, yurtlara denetim kapında” mesajını veriyordu. Erdoğan gayet zeki bir adam ve tek başına oynuyor.

ZEKERİYA ÖZ GÖREVDEN ALINACAK MI?

Savcının görevden alınması için girişimlerin başlatıldığı Zaman Gazetesi kanadınca dillendirildi. Yapmadıkları iş değil, Deniz Feneri savcılarını rahatlıkça almışlardı. HSYK’nın ışıkları sabaha kadar açık kalacak. Sürecin nasıl ilerleyeceğini hep birlikte göreceğiz.

CHP’DEN İLK TEPKİ TEKİN VE ORAN’DAN

Işıklarını açık tutan diğer bir kurum ise Cumhuriyet Halk Partisi. Gerçekleştirdikleri basın toplantıları ile CHP Genel Başkan Yardımcıları Gürsel Tekin ve Umut Oran yolsuzlukların ivedilik ile takip edilmesini belirttiler.

Evet, Sayın Tekin ve Oran her zaman bunu talep ettiler ve yolsuzlukların takipçi oldular zaten ama benim dikkat çekmek istediğim farklı hususlar var bu alanda.

CHP’li belediyelere baskın çekip, “Nasıl Şevval Sam’a konser verdirtmek için ihale açmazsın” diye soran adamlar Kayseri soruşturması kabak gibi ortadayken delil karartan ve görmezden gelenlerin takipçisi.

CEMAATTEN GELEN HUKUK HUKUK MU?

Bu zihniyetin hukuk anlayışından adalet beklemek mümkün mü?

Operasyonların sebebinin yolsuzluklar olmadığı gayet açık. AKP’li Bakanlara ve çocuklarına bulaşılıyor diye çocuk sevinci yaşayan genel bir topluluğun aksine, “bazı” CHP’li yetkililerin “cemaate yakınlaşmak” yerine daha bir temkinli ve oturaklı bir şekilde sürece hukuki bir pencereden bakacaklarını umut ediyorum.

KILIÇDAROĞLU CEMAATÇİ YAPILANMAYA ARTIK İNANIYOR MU?

Sayın Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun daha önce “Devlet içerisinde cemaatçi bir yapılanma olduğuna inanmıyorum” şeklinde bir açıklaması olmuştu. Üzerine cemaatle ilgili açıklama yapmaktan çekindi. Kendisinin hala bu yapılanmanın varlığına inanıp inanmadığını merak ediyorum. Buradan sormuş olayım. Zira vereceği yanıt, konuya ilişkin olarak yapacağı açıklama CHP’nin süreç karşısında izleyeceği tutum için hayati öneme sahip.

CHP içinde yeni üye Mustafa Sarıgül ve Kılıçdaroğlu’nun resmi danışmanı olmadığı halde gazeteleri “danışman oldum” diyerek arayan Aydın Ayaydın gibi cemaate yakınlığı pek de gizli olmayan pek çok isim var. Onların süreç karşısında takınacakları tavrı daha bir dikkatle izleyeceğim.

CHP her ne sebep ve sonuçla olursa olsun, gözaltına alınan isimlerin “hukuk” aracılığı ile yargılanmasını istemelidir ve cemaatin yürüttüğü şantaj, tehtit, kaset ve sahte delil ağından ibaret hukuk anlayışlarının karşısında sessiz veya tarafgir bir tavra bürünmemeli ve AKP’nin bu yolla gitmesinden medet ummamalıdır.

Seçimde zafer kazanmaya hasret kalan bir örgüt, “başkasının başarısızlığından kendilerine başarı çıkarmak için savaşanların başarısız olmaya mahkûm olacaklarını” çok iyi bilir zira.

 

Yorumlar