Kılıçdaroğlu Eren Erdem'i yedirtecek mi?

CHP İstanbul Milletvekili Eren Erdem’in Meclis kürsüsünde sarin gazı iddianamesini mesnet alarak yaptığı konuşmanın ardından sular hiç durulmadı.

Çok konuşulan bu açıklamanın ardından tüm oklar, Rus televizyon kanalı Russian Today’e Meclis’te yaptığı açıklamayı tekrarlayan bir demeç veren CHP’li Erdem’e çevrildi.

Bu demecin ardından, AKP’ye yakın medya organları tarafından CHP’li Erdem hakkında “vatan haini”, “cemaat tetikçisi”, “İran ajanı” şeklinde manşetler atıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Erdem için “ihanet çukuruna batmış” ifadesini kullanarak, Kılıçdaroğlu’nu Erdem’i partiden ihraç etmeye davet etti. Bunun yanı sıra, pek çok AKP’li yönetici de benzer ifadelerle Erdem’e yüklenerek Erdoğan’ın açıklamalarına destek verdi.

Erdoğan meseleye müdahil olunca, haliyle CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu topa girdi. Kılıçdaroğlu, Erdem’in RT’ye verdiği demeçte Türkiye’nin Suriye’ye sarin gazı gönderdiği şeklinde bir ifadenin asla bulunmadığını belirterek, Erdoğan’ı özür dilemeye davet etti.

CHP’li Erdem, Rus kanalı RT’ye verdiği demecin işlenmemiş videosunu paylaşarak, RT’ye Türkiye’yi kötüleyen hiçbir açıklamada bulunmadığını ispat etti ve Kılıçdaroğlu’nu doğruladı.

Ancak yandaş basın CHP’li Erdem’e “İran ajanı” demeyi sürdürdü ve bunu da geçmişi kirli haberlerle dolu Akit Gazetesi’ne dayandırdı.

AKİT GAZETESİ’NİN “İRAN AJANI” YALANINI BİRKAÇ TELEFON GÖRÜŞMESİYLE ÇÖKERTMEK MÜMKÜN

Akit Gazetesi’nde Hasan Karakaya’nın köşesinde bir Tahran gezisinden söz ediliyordu. CHP’li Eren Erdem’in masraflarını İran Konsolosluğu Kültür Ataşeliğinin karşıladığı gezileri organize ettiğini iddia ediyordu Karakaya.

İddia dediysem, adı gibi emin bir şekilde yazmış köşesini. Geziye katıldığını söylediği gazetecilerin isimlerini vermiş ve “Eren Erdem İran İstanbul Başkonsolosluğu adına gezi organize etti” demiş.

Ajanların gezi organize etmesi komedisini bir kenara bırakarak, hiç ciddiye alınmaması gereken Akit Gazetesi’ni ve yazarını ciddiye aldım ve soruşturmaya başladım.

TAHRAN GEZİLERİNE İSMİ GEÇEN GAZETECİLER KATILMIŞ MIYDI?

Eren Erdem hayatı boyunca hiç İran’a gitmediğini ve bir gezi organize etmediğini söylemişti. Aradığım gazeteciler, farklı dönemlerde gezilere katıldıklarını ama bu gezilerin İrşad Bakanlığı tarafından Konsolosluk aracılığıyla davet edilen kültür gezileri olduğunu söylediler. Gazetecilerden anladığım kadarıyla, 2012 ve 2013 yılında olmak üzere iki kez Tahran gezisi düzenlenmişti. Israrla sordum, Eren Erdem’in geziyle ilgisi bulunmadığını belirttiler. Hangi gazetecinin aracı olduğunu sorduğumda, bazıları isim vermek istemese de bir isim edinmiştim.

Bununla yetinmedim, İran Konsolosluğu ile iletişime geçtim. Birkaç gün sonra, geziler organize edildiği sırada, İrşad Bakanlığı ile İstanbul Konsolosluğu üzerinden iletişimi sağlayan ve gezileri direkt organize eden ve şu anda İran’da bulunan Konsolosluk görevlisi Javad Amini ile görüştüm.

İRAN GEZİLERİNİ KİM ORGANİZE ETMİŞTİ?

Javad Amini, eğer İran’da herhangi bir siyasi ile röportaj yapmak istiyorsam ya da bir grup ile Tahran’a kültür gezisi düzenlemek istiyorsam yardımcı olabileceğini söyledi öncelikle. Tahran’a Konsolosluk aracılığı ile gitmek bu kadar kolaymış yani. Gerisi uluslararası bürokrasinin işi olacak.

Teşekkür ettim ve 2012 – 2013’teki Tahran gezilerini kimin organize ettiğini sordum. “Kenan Çamurcu mu?” diye de belirttim. Amini açık bir şekilde “Evet, Kenan Bey” dedi.

“KONSOLOSLUK: EREN ERDEM DEĞİL, KENAN ÇAMURCU ORGANİZE ETTİ”

Geziye katılan bazı gazetecilerden duyduğum isim olan Kenan Çamurcu’nun adını, Konsolosluk görevlisince teyit ettim yani. “Eren Erdem’in organize ettiği bir İran gezisi oldu mu hiç” diye sorduğumda; “Hayır, Kenan Bey düzenliyordu” dedi.

Bu durum Kenan Çamurcu’yu ajan yapmıyor tabi ki. Akit’e göre ise, olayla ilgisi olmayan Eren Erdem’i ajan yapıyor.

Yani ben gazetede arkadaşlarımı toplayıp, hadi gidelim Ahmedinejad ile röportaj yapalım, bunun için de Konsolosluk ile iletişimde olalım desem İran ajanıyım.

“Akit Gazetesi işte” deyip geçmek lazım gelirdi belki ama o gazetenin hedef gösterdiği sayısız insanın katledildiği gerçeğini göz önüne aldığımızda hassasiyet gösterilmesi gerektiğini de görmezden gelemiyorum.

AKP VE YANDAŞ MEDYA NE YAPMAK İSTİYOR?

Eren Erdem’in Meclis kürsüsündeki pek çok AKP’liyi rahatsız eden konuşması, kendisini hedef tahtası yapmaları için yeterliydi aslında.

Üstelik o kürsü konuşmasının uluslararası basında da geniş yer bulması rahatsızlıklarını kat be kat arttırmıştı.

AKP ve yandaş basının bu konu özelinde tavrına baktığımız zaman, “Erdoğan’ın Başbakanlığı dönemindeki stratejisini birebir kopyalıyorlar” yorumunu yapmak hiç de zorlama kaçmaz.

Çarpıttıkları bir konu üzerinden CHP’ye dair genellemeler yapan AKP ve yandaş medya, 13 yıldır anlattıkları “AKP iyi, CHP kötü” denklemini güçlendirecek hamleler yapıyorlar sadece.

Yani Eren Erdem’in kürsü konuşması ve RT’ye verdiği demeç, Erdoğan ve stratejisi devreye girdikten sonra içeriğinden bağımsız bir şekilde, AKP’yi yükseltecek bir kriz yönetimi için araç olmuş durumda.

Yani artık mesele Eren Erdem’in meselesi değil, CHP’nin ve Erdoğan’ın yönlendirmesi ile AKP’nin meselesi.

MİLLİ – GAYRI MİLLİ MESELESİ

Yukarıda kısa bir şekilde bahsettiğim AKP’nin denkleminin çözümüne, 13 yıldır farkında olmadan yardımcı olan bir strateji izleyen CHP’yi sürekli savunma pozisyonunda görüyoruz. AKP tartışmayı “milli – gayrı milli” kavramları üzerinden kurdu. Yani olayın sarin gazı ile, IŞİD ile, Suriye ile ya da Rus televizyonu ile hiçbir ilgisi yok bu noktada. AKP ve yandaş basın Rusya yerine İran da diyebilirdi.

CHP NEREDE HATA YAPIYOR?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya müdahil olmasıyla devreye giren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Eren Erdem eğer ki bu söylemde bulunduysa onu partiden atacağım” dedi, malumunuz. Kılıçdaroğlu’nun kendi partisinin milletvekiline, icraatlarına ve söylemine güvenmesi, destek olması gayet yerinde. Bu konuda hiç sıkıntı yok. Sıkıntı, Erdoğan’ın gönderdiği savaş davetiyesini, Erdoğan’ın kurallarını kabul ederek arenaya çıkması.

“Eren Erdem bunu söylediyse partiden atarım” demek, partinin disiplin organını yok saymanın yanı sıra, kendi partisinin milletvekilinin milliliğini tartışmaya açmak demek anlamına geliyor çünkü. AKP’yi milli ilan edip, kendi muhalefetine sınır çiziyorsun farkında olmadan bu söylemle.

CHP SAVUNMA STRATEJİSİYLE KENDİ BULUNDUĞU NOKTAYI TARTIŞMAYA AÇIYOR

CHP savunma pozisyonuna geçtiği bu durumda, AKP’yi değil; kendi durduğu noktayı tartışmaya açmış oluyor. Bu yüzden ilk rauntta kaybedip, ardından da şerefli bir mağlubiyet için bir gol atma derdine düşmüş olunuyor. Şeref golünü atmak için, yüzde 100 haklı olduğun davayı kaybetmek akıllıca bir strateji mi yani?

İFTİRAYI 10 MİLYON KİŞİ DİNLERKEN, SAVUNMAYI 300 BİN KİŞİ DİNLİYOR

Erdoğan ve rakip parti olan AKP, CHP’li bir milletvekiline “vatan haini” diyor. Ve bu rakip sınırsız bir güce sahip. Rakip bir yalan söylediği zaman, elindeki medya olanaklarıyla 10 milyon kişiye ulaşabiliyorsa, sen doğruyu anlattığında 300 bin kişiye ulaşabiliyorsun.

Böyle bir gücün karşısında, her olayı kendi dinamiği içerisinde ölçerek, doğru stratejiyle ilerlemek zorunluluğu bulunan CHP, ön seçimle gelen ve önce binlerce parti üyesinin, daha sonra da CHP’ye oy veren binlerce seçmenin tercihiyle Parlamento’ya gönderdiği milletvekilinin vatan sevgisini tartışmaya açtırmamalı.

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a “Benim milletvekilimin vatan sevgisini ölçmek senin haddine değil” demesini beklerdim. Umarım CHP Genel Merkezi, daha çok uzayacağı benzeyen ve AKP’nin elini ayağına dolandıran bu konuşmanın, daha fazla AKP’nin lehine dönmesine izin vermeden doğru stratejiyi kurabilir.

HAYSİYET CELLATLIĞI VE YANDAŞ BASKISI NASIL BERTARAF EDİLECEK?

Eren Erdem’in konuşmasını hiç söylemediği cümlelerle çarpıtmak gibi manipülasyonlara girişmek, AKP’nin ilk icraatı olmadığı gibi son icraatı da olmayacak.

Atılması gereken ilk adım, AKP’nin saldırılarına karşı alternatif iletişim kanalları yaratmak olmalı. Ne yazık ki CHP, kendi tabanını bile yandaş medyanın insafına terk ederek mücadeleyi imkansız hale getiriyor.

YARIN EREN ERDEM’İN YERİNDE BAŞKA BİR CHP’Lİ VEKİL OLDUĞUNDA…

Tam da bu yüzden son yaşananlardan da gözlemleyebileceğimiz gibi, Eren Erdem sürekli “Ben öyle bir şey demedim. Ben bunları anlattım” diye bağırmak zorunda bırakılıyor.

Yarın başka bir CHP’li milletvekili Eren Erdem’in başına geldiği gibi, AKP’nin iftirasına maruz kaldığında Erdem gibi kendini anlatmaya çalışmaktan başka ne yapabilir ki bu koşullarda?

CHP’nin bu çaresizlik öngören tutumu sebebiyle, AKP ve yandaş basın her fırsatta bu yöntemi kullanarak, krizi fırsata çevirmeyi başarıyorlar.

EREN ERDEM’İ YEDİRTMEYİZ DEMEK BU KADAR ZOR MU?

CHP her konuda AKP’nin söylemine bir cevap yetiştirmeye çalışarak, farkında olmasa da “yalana” bir değer kazandırıyor.

AKP’nin ve Erdoğan’ın vatandaşa açık bir şekilde “gavat” diyen Vali’yi bile savunurken bu kadar pervasız olduğu politik bir savaşta, “Eren Erdem’i yedirtmeyiz” demek bu kadar zor mu?

Siyasal iletişim diyor ki; ilk hamlede Kılıçdaroğlu; “Eren Erdem böyle dediyse eğer partiden atarım” derken, aslında bilmeden AKP’ye değer katıyor, konuyu AKP’nin penceresiyle ele alıyor.

Mesele bunu demek ya da dememek de değil aslında.

CHP “YEDİRTMEMEYİ” BAŞARAMIYOR

Mesele AKP’nin hiçbir mensubunu ya da yandaşını “yedirtmemek” üzerine bir siyaset kurgulaması ama CHP’nin kategorik olarak bunu yapamaması.

Cumhuriyet’e reklam arası diyeni AKP’den atmayan birileri, gerekçe ne olursa olsun CHP’li bir milletvekilinin partiden atılmasını isteyebiliyorsa burada bir sorun var demektir.

CHP’ye liderlik ettiğini varsayanlar, önce kendileri için mücadele eden insanı AKP tehdidinden korumakla mükelleftir.

Her CHP’li şunu hissedebilmeli demek istiyorum: “Ben AKP istedi diye feda edilmem! Partim ve Genel Başkanım bana sahip çıkar.”

Ama durum böyle mi?

Hayır.

Umut Oran’ın “Emre Uslu - Fuat Avni” meselesini hatırlayın… Düzmece konuşmalar hazırlanmıştı ve yazışmaların CHP’li Oran’a ait olmadığı ortaya çıkmıştı. Ön seçime girmesi engellendiği gibi, kontenjandan da aday gösterilmeyerek yandaşların önüne atıldı. O zamanlar Genel Başkanlık yarışı da yoktu üstelik.

Yani kısaca, bu zihniyet değiştirilmeden, doğru strateji kurulmadan CHP’liler de AKP’nin baskısından kurtulamazlar.

Belki yarın Eren Erdem’e yönelik yürütülen haysiyet cellatlığı son bulur ama bu yol açık kaldığı müddetçe yeni saldırılar kapıda demektir.

Yorumlar