CHP Kurultayı'nı bir de benden dinleyin

CHP’nin 35. Olağan Kurultayı’nı yakından takip etmek için bir hafta öncesinden Ankara’nın yolunu tuttuk.

Her Kurultay öncesi olduğu gibi; Ankara’nın resmiyet kokan sokakları, CHP’nin büyük “Demokrasi, değişim ve kardeşlik kurultayı”na tanıklık edecek olmanın verdiği heyecanla, Anadolu’nun dört bir yanından gelen delegeler etrafında esen kulis rüzgârıyla kaplanmıştı bile...

Kurultayı değerlendireceğim bu yazıyı yazmak için ilk Parti Meclisi’nin toplanmasını ve MYK’nın belirlenmesini bekledim.

Çünkü kurultay delegelerinin iradelerinin sandıklara nasıl yansıyacağını ve oluşan PM’nin ardından Kılıçdaroğlu’nun belirleyeceği MYK’nın bu yapıda ne gibi kriterlerle şekilleneceğini gözlemlemek ve sığ bir analiz yapmamak için sabretmeyi tercih ettim.

Bu yazıyı bekleyen okurlarımdan, bu sebeple gerçekleştirdiğim gecikme için özür dileyerek, Kurultay notları ile girişimi yapayım. Bu arada Genel Merkez kaynaklarımdan teyit ettiğim önemli bir bilgiyi de paylaşacağım birazdan.

***

“Kurultay’da ne demokrasi vardı ne kardeşlik ne de değişim”

Kılıçdaroğlu’nun eski bir cümlesini anımsadım salonda: “CHP’de sevgisizlik sorunu var” demişti. Evet, birbirilerini sevmiyorlardı partililer.

Birbirilerine ideolojik bir bağla değil de, menfi ilişkilerle birliktelik kurmaları için kurulan ve katılaştırılarak sürdürülen sistem içerisinde, liste savaşlarında boğulan erkekleri, kadınları ve gençleri gördükçe, Kurultay’a adını veren ilkelerden biri olan “kardeşliğin”, kopan halkalardan en büyüğü olduğunu gözlemlemek hiç de zor olmadı.

***

Erkeklerin belirlediği %33 kadından biri olabilmek için mücadele eden kadınları, kendi kadınları seçilsin diye mücadele eden erkekleri ve onları destekleyen kadınları, listelerde “kadın” olmanın avantajıyla yer bulan ve asla altından kalkamayacakları kadar ağır yükleri, sadece koltuk amacıyla geldikleri bu partide sırtlandırılan “kadınları” gördükçe, “demokrasinin” kopan diğer bir halka olduğunu anlamak en kolayıydı.

“Kadın” demişken, yazının başında bahsettiğim özel bilgiyi de aktarayım. İlk kez Çağdaş Ses’te okuyacağınız bu gelişme, erkek egemen bakış açısının, “kadınların” siyasete etkisini dolgu maddesi olarak algılamaktan öteye taşıyamadıklarının bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.

HİLAL DOKUZCAN, KADIN KOLLARI GENEL BAŞKANLIĞI GÖREVİNDEN İSTİFA ETTİ

Genel Merkez kaynaklarından edindiğim ve teyit ettiğim bilgiye göre, 23 Ocak Cumartesi günü, Kadın Kolları Genel Başkanı Hilal Dokuzcan, Kılıçdaroğlu’na görevden istifa dilekçesini sundu.

Konuya ilişkin ayrıntılı bilgiyi, daha sonraki yazımda aktaracağım.

***

“TEK ADAYLI SEÇİMİN SONUCUNU BU KADAR MERAK EDECEĞİM AKLIMA GELMEZDİ”

Kurultayın ilk günü gerçekleşen Genel Başkanlık seçimine tek adayla giden CHP’de, o salonda, ilk defa gecenin bir yarısına kadar merakla sonucu bekledim. Muhalefetin örgütlendiğini ve çıkacak olan boş oy sayısının yarınki listeleri ve PM’yi belirleyeceğini biliyordum çünkü.

Kılıçdaroğlu’na verilmeyen 248 oy çıktı o salondan, tam da o gece.

“Yönetim değişmeli” diyenlerin yarın kanlı bıçaklı bir liste savaşına hazır olacakları çok barizdi.

Kılıçdaroğlu’nun kendi listesinde de “değişim” diyeceğinin sinyali dünden gelmişti aslında.

***

“DİVAN’DA ‘BU MİLLETİN A... KOYACAĞIZ’ DİYEN MEHMET CENGİZ’İN AVUKATI OTURDU”

Ve ertesi gün...

Murat Karayalçın’ın başkanlığında oluşturulan Divan’a önerilen ilginç bir isim vardı; Antalya İl Başkanı Semih Esen. Yaklaşık 1.5 sene öncesine kadar kimsenin adını duymadığı bu partili, Eski Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın eleştiri oklarına hedef oldu.

Attığı bir Tweet üzerine salondayken aradığım ve Antalya’da olduğunu öğrendiğim CHP’li Sapan’a, Esen’le ilgili sıkıntının ne olduğunu sordum. Bana oldukça ilginç meselelerden bahsetti:

“Ece Hanım, bu arkadaşı önceden kimse tanımıyordu. Muratpaşa Belediye Başkanı Ümit Uysal bu arkadaşı aldı, partinin içine soktu. Onu İl Başkanı yapmak için maddi manevi her desteği verdi ve delege üzerinde ciddi bir baskı kurdu, işten atmakla tehit etti. Mehmet Cengiz’in CLK Enerji isimli bir firması var burada. Akdeniz Havzası’na elektrik veren bir firma. Buradaki ihaleyi usulsüz bir yöntemle 2012’de aldılar. 1 milyar 150 milyona daha önce verilen yeri 550 milyona filan aldı CLK. Ortalama 600 milyon Dolar devleti zarara uğratan ve usulsüz bir şekilde ihale alan Mehmet Cengiz’in firması CLK’nın avukatlığını yapıyordu İl Başkanı. Bu arkadaşın İl Başkanı olması yanlış zaten, Divan’a oturtmak da yanlış değil mi? “Bu milletin a... koyacağız” diyen biri CHP’de yönetici olabilir mi? Üzerine bir de Kurultay’da Divan üyesi oluyor. Biz giderek AKP’lileşiyor muyuz? AKP’li olan kurumlara, kişilere yandaşlık yapanları kendi içimize alarak, onlara yöneticilik payesi vererek neyi amaçlıyoruz?

İddialar vahim. CLK Enerji ve Semih Esen’in bu firmayla olan bağlantısına ilişkin Sapan’ın iddialarının takipçisi olacağımı belirteyim.

***

Gelelim Kurultay’ın sloganının en önemli maddesi olan “değişim”e...

Erdoğan iktidara geldiğinden beri “değişim” lafını hiç dilinden düşürmezdi. Kılıçdaroğlu göreve geldiğinden beri de aynı yolu izledi. Yeni CHP, Eski CHP tartışmaları arasında ayrıştırılan partililerin üzerindeki etkisi konusunda da oldukça başarılı oldu. Hakkını da teslim etti yani Kılıçdaroğlu söylemlerinin, inkâr etmeyelim.

Ama ben “değişim” lafına İl Başkanları özelinde takılmak istiyorum, ideolojik tartışmalara sonra gireriz. Pek çok İl Başkanı, Kurultayın öncesinde “Genel Başkanlık sorunumuz yok” dedi, “Yönetim değişmeli” diye seslendi malumunuz.

Peki gerçekten Genel Başkanlık sorunu yok muydu?

Tartışmanın o boyuttan ele alınacağını, kısa bir süre sonra siz de göreceksiniz. Hele bi sular durulsun.

***

ERDOĞAN TOPRAK NEDEN ADAY OLMADI?

Hemen kısa bir hatırlatmanın ardından, yaşanan kritik toplantı ile Erdoğan Toprak’ın neden PM’ye aday olmadığını ve Kurultay’ın hazırlık görevinin emanet edildiği Gürsel Erol’un neden Kılıçdaroğlu’nun anahtar listesinde yer almadığını kendi gözlemlerimle kulislerden aktarayım...

İstanbul İl Kongresi’nde “kimseyi desteklemeyeceğim” dediği halde, Gökhan Zeybek’e oy vermeleri için milletvekillerine haber gönderen Kılıçdaroğlu, Cemal Canpolat’ın seçimi kazanmasının ardından, dolaylı yolla olsa da İstanbul’dan kurultay delegesi olmasını istediği pek çok partiliyi de Kurultay’da söz sahibi olmaktan mahrum bırakmıştı.

Elitist söylemlerin karşısında, sol değerler üzerine kurduğu konuşmasını, Sultanbeyli’den başlattığı çalışmalarla taçlandırıp, Diyarbakır’a giderek sürdüren Canpolat; “Belediye başkanları örgütün emrine girecek” diyerek, ipi esaslı bir şekilde göğüslemişti.

Kılıçdaroğlu’nun talimatına rağmen, pek çok İstanbullu milletvekili Kılıçdaroğlu’nu dinlememiş ve Cemal Canpolat ile yönetimine oy vermişti. Erdoğan Toprak kongre salonunda Gökhan Zeybek’in seçilmesi için yoğun bir çaba harcasa da başarılı olamamış ve Kılıçdaroğlu ile birlikte kaybetmişti.

İlginçtir ki, Grup Başkanvekili Engin Altay, Canpolat’ı desteklemişti. “İstanbul’u alan, Kurultay’ı alır” derler eskiler, ne kadar da haklılarmış. Kurultay’ın en büyük kazananlarından birisi İstanbul oldu hakikaten.

İstanbul, İzmir, Ankara İl Başkanlarını ve Tunceli Milletvekili Gürsel Erol’u bir masada toplayan Kılıçdaroğlu, 52 ve 104 kişilik listesinin şekillenmesi için uğraşırken, Erdoğan Toprak’tan ilk vetosunu yedi.

Kulisler der ki:

Erdoğan Toprak; “Kemal Bey, bana İstanbul’da Gökhan Zeybek’in çıkması için talimat verdiniz. Ancak kaybettik, ben zor duruma düştüm. Şimdi oturmuşsunuz, Cemal Canpolat’la, Canpolat’ı destekleyen Engin Altay’la liste yapıyorsunuz. Ben daha fazla yokum” diyor ve delege nezdinde pek bir karşılığı da olmadığı için adaylıktan çekiliyor.

Engin Altay’a da Parti Sözcülüğü teklifinin gittiğinin ama kabul etmediğinin kulisini de not düşeyim hemen.

***

GÜRSEL EROL NEDEN KILIÇDAROĞLU’NUN ANAHTARINDA YER ALMADI?

Gürsel Erol’a gelince...

Gürsel Erol ilginç bir adam.

Kurultay salonunda, alanın sahibi gibiydi. Kılıçdaroğlu adaylık konuşmasını yaparken bile konuşmayı dinlemeyen delegeler, kendisine yoğun bir ilgi gösteriyor ve Gürsel Erol da bu ilgiyi karşılıksız bırakmıyordu.

Sürekli Divan’a gidiyor, “Bu kadar kalabalık olursanız, bu platform çöker” diyerek partilileri uyarıyor, yaşanan bir aksilik olursa anında müdahil olmaya çalışıyordu.

Kılıçdaroğlu’nun anahtarından aday olmayacağı kulisini aldığımızda salondaydık. Bilgiyi teyit etmeye çalışıyordum ki, Erol’un delegelere çektiği mesajı gördüm. Kirli anahtar pazarlıklarına alet olmayacağını, bağımsız adaylığını sürdüreceğini söylüyordu.

Bu mesaj da aynı toplantıya işaret ediyordu, yaşanan sıkıntının büyüklüğü Kılıçdaroğlu’nun başını ağrıtacağa benziyorodu.

Ağrıttı da.

MYK’da büyük bir değişim vadeden Kılıçdaroğlu’nun, büyük oranda listesini koruduğunu ifade eden Gürsel Erol da Kılıçdaroğlu’na rest çekerek masadan kalkıyordu.

KURULTAYIN 2. GÜNÜ: LİSTE SAVAŞLARI

İlk ortaya çıkan liste İstanbul’un anahtarı oldu.

İstanbul, Kılıçdaroğlu’nun listesinde söz sahibi olmayı başarabildiği gibi, ayrı bir anahtar liste de oluşturarak ve listesindeki isimlerden PM’ye üye yollayarak, Kurultay’daki gücünü ispatladı.

Muharrem İnce ve ekibinin hazırladığı anahtar listeyi de gördükten sonra gözler Kılıçdaroğlu’nun listesini aradı.

Ancak liste bir türlü gelmek bilmedi.

DİVAN ÜZERİNDEN DELEGE’NİN İRADESİNE ÇİRKİN BASKI

Sahte olduğu çok rahat gözlenebilen bir liste, Kılıçdaroğlu’nun listesiymiş gibi salonda dolaştırıldı. Üzerinde de “Genel Başkanın listesi” yazıyordu. Delegeler listenin sahte olduğunu anlamakta gecikmedi derken, Divan’dan bir anons yapıldı: “Üzerinde Genel Başkanın Listesi yazan liste Genel Başkan’ın değildir, itibar etmeyiniz.”

Normalde böyle bir uyarı yapılamaz Divan’dan. Ancak, ortada bir sahtecilik durumu olduğu için kimse bu uyarıyı garipsemedi.

Kılıçdaroğlu’nun 52 kişilik ve 104 kişilik listeleri salonda dağıtılmaya başlandı. Aradan kısa bir süre geçmeden Divan’dan yeni bir uyarı daha yapıldı: “Üzerinde CHP logosu olan ve başında "Örgüt Anahtar Listesi" yazan liste Genel Başkan’ın listesidir.”

Divan’dan böyle bir uyarı yapılabilir mi? Delegeye neyi işaret ediyorsunuz? Skandal.

Zaten tepki de gecikmedi. Kılıçdaroğlu’na açık destek verdiğini bildiğim pek çok il başkanı dahil olmak üzere, Divan’a yoğun bir tepki gösterildi.

Divan’ın önünde oluşan kalabalığın açıklama yapmak üzere olduğunu görünce oraya yöneliyordum ki, Gürsel Erol’un partililerle Divan’a yürüdüğünü gördüm. 52 kişilik listenin Kemal Kılıçdaroğlu’na ait olmadığını söylüyordu.

Kolundan çektim ve sordum: “Gürsel Bey, 52’lik liste Kemal Bey’in bilgisi dahilinde mi, değil mi?”

Erol; “İl Başkanları kafalarına göre bir liste yapmışlar. Bu 52’lik dediğimiz listeyi yani. Kemal Bey’in bu listede bir dahli yok. 104’lük liste Kemal Bey’in. Divan’dan yanlış bir yönlendirme yapıyorlar ve ben de Kemal Bey’in bilgisi dahilinde uyarmaya geldim” dedi.

O sıra bir partili yanımıza geldi ve 52’lik listeyi göstererek Erol’a sordu; “Başkanım, o zaman bu listeyi yırtalım mı?”

Partiliyi kalabalık grubun ortasına çekti ve “Evet, yırt lütfen” dedi.

Partili listeyi yırttı, Gürsel Erol üzerine ekledi; “Evet. Gördüğünüz gibi. Bu liste için gereken yapıldı.”

Ve sabaha karşı listeyi deldiğini gördük Gürsel Erol’un, diğer 22 kişi gibi. Oldukça ilginç gelişmelere gebe olacak bir PM olduğunu o sabah, sabahın 6’sında anladığımız gibi.

52’lik listede yer alan bazı partililerle sohbet ettiğimde, sert tepki gösterdiler. “O liste Kemal Bey’in. Biz onun bilgisinde o listeye alındık” dediler. Onu da belirtmeden bu bölümü kapatmayayım.

***

KILIÇDAROĞLU’NUN LİSTE ÜZÜNTÜSÜ

Kurultay’ın en büyük kaybedeni, şüphesiz ki 990 delegenin oyunu almasına rağmen, 52 kişilik Parti Meclisi’ne birlikte çalışmayı arzu ettiği 23 ismi sokamayan Kemal Kılıçdaroğlu.

Bunun üzüntüsünü de açık bir şekilde yaşıyor demek hiç de abes kaçmaz.

Toplanan ilk Parti Meclisi’nden kulisler vereyim biraz, siz de anlayacaksınız.

***

PARTİ MECLİSİ’NDE NELER KONUŞULDU?

Kurultay’da gerçekleştirilen ve Bülent Tezcan’ı Yargıtay’dan kurtarmaya yönelik olarak hazırlanan ve skandal bir oylama rezaletiyle kabul edilen Tüzük değişikliği konusunu ayrı bir yazıda kaleme alacağım.

Ancak, orada gerçekleştirilen değişikliklerden biri de, Genel Başkan’a dilediği kadar genel başkan yardımcısı sayısı belirleme hakkı getirdiğini belirteyim öncelikle.

KILIÇDAROĞLU’NA TARIM VE ENERJİ ÖNERİSİ

PM toplantısında da Fikri Sağlar, bu değişikliğe dayanarak Kılıçdaroğlu’na bir önerge sunuyor. Tarım ve enerji konusunda genel başkan yardımcılığı alanlarının açılması gerektiğini ifade ediyor.

Kemal Bey de “Olabilir. Ben de düşünmüştüm ama özellikle enerji konusunda da liste dışında kalan arkadaşımız vardı” diyor.

Zannediyorum ki, Kılıçdaroğlu’nun anahtar listesinde olduğu halde seçilemeyen Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın’dan söz ediyor.

Ama Kılıçdaroğlu listesinin delinmiş olmasından o kadar mutsuz ki, Parti Meclisi’nde basına kapalı yaptığı konuşmada bunu her türlü hissettiriyor.

Kemal Bey’in çalışmayı tercih etmediği herhangi bir partili bu makamlarda politika üretebilecek kapasiteye asla sahip olamaz demek ki.

Bir İl Başkanı lütfetti de kendisini listesine aldı diye il yöneticisi, sonra Kemal Bey lütfetti de kontenjandan yazdı diye milletvekili olarak siyasette var olanlar, Atatürk’ün portresini duvardan indirdiği halde parti içerisinde soruşturmaya bile uğramadan MYK’da yer bulabiliyor.

Kemal Bey’in MYK anlayışı biraz değişik belli ki.

Şimdiye kadar 75 Genel Başkan Yardımcısı ve 5 Parti Sözcüsü eskiten Kılıçdaroğlu, “acaba listesini astrolojik çalışmalarla mı belirliyor” sorusu aklımı kurcalamıyor da değil hani.

Bir dahaki PM’ye Rezzan Kiraz’ın aday olduğunu görürsem, hipotezim MYK’ya taşınma aşamasında teoriye dönüşecek.

Kılıçdaroğlu’nun herhangi bir göreve birini belirlerken liyakatı esas aldığına pek şahit olmadım çünkü.

***

Dönelim PM’de yaşananlara...

“Partinin genel hastalığından bahsedelim biraz da” diyen Kılıçdaroğlu, henüz tanışma aşamasında olan Parti Meclisi’ne ayar çekmeyi de ihmal etmiyor toplantıda:

“Akşama kadar birbirinin kuyusunu kazmak için uğraşmakta üstlerine yok.. Gidip vatandaşa dokunmak gibi bir dertleri yok. Bir şehre görevli gönderiyoruz. O akşam gidilir, o şehrin lokantasında kafa çekilir, bir de karşılıklı partiye giydirilir. Sorarız, ‘biz çalıştık’. Rapor var mı? Yok. Bugüne kadar görevlendirdiğimiz ve bu çalışmalarını raporlayan bir kişi var, yok. Erdal İnönü’nün cenazesinde imamın vaazını dinledim. Adamı sonradan aradım, tebrik ettim. İmam dedi ki; “Benim babam CHP’de kongre delegesi. Ama CHP bir gün demedi ki imamlar sizin ne sıkıntınız var... Gelen yok, giden yok.

Bana STK’ları getiriyorlar, STK’lar diyorlar ki “Bu şahsı adam yap.” Aday yapmayınca STK filan kalmıyor ortada. Birilerini belediye başkanı yapmak için kurulmuş bir dernek, sendika.”

Yani sürekli şikayet ediyor Kılıçdaroğlu Eski PM üyelerinden. Oysa taptaze, yepyeni bir PM var karşısında. Bu saydığı kötü uygulamaları yapanların eksikliklerinden neden sorumlu olsunlar?

O “kafa çekip, partiyi kötülerler, hiçbir iş de yapmazlar, bir rapor bile yazamazlar” diyerek beğenmediği, küçümsediği Eski Parti Meclisi üyelerini kendisi yazmamış mı? (Bakın “yazmamış mı?” diyorum, “demokrasinin uğramadığı bir köy”den bahsediyorum)

O Parti Meclisi, o Cumhurbaşkanlığını pek bir beğendiği Abdullah Gül’ün AKP’nin noterliğini yaptığı gibi, kendisinin noterliğini yapmamış mı?

O Eski Parti Meclisi’ni delen iki kişi vardı, biri istifa etti, diğeri Grup Başkanvekili oldu. Dikensiz gül bahçesi, blok gibi çarşaf vardı elinin altında, daha ne?

Yine de memnun edememişler kendisini.

YENİ MYK

Kılıçdaroğlu’nun birlikte çalışmak istediği pek çok isim, 23 kişi listesini delince PM dışında kaldı. MYK’da görev alabilmek için PM üyesi olmak zorunluluğu mevcut çünkü.

Dün sabah saatlerinde belli olan MYK listesini ilk kez Çağdaş Ses’te okudunuz.

Siyasette klişeleşmiş bir söz vardır; “Siyasette herkesi mutlu edemezsiniz” derler. Ama Kemal Bey, kimseyi memnun edememiş bu yönetmle, özel bir başarı. Tebrik etmek gerekli.

SEZGİN TANRIKULU MYK’DA OLMADIĞINI HABERLERDEN ÖĞRENDİ

Sezgin Tanrıkulu yeni MYK’da yok, biliyorsunuz.

İşin ilginç tarafı, Sezgin Tanrıkulu’nun MYK’da yer almadığını haberlerden öğrenmesi. Yani, düşünsenize.. Pek çok tepkiyi göze alarak partiye getirtiyorsunuz, MYK’da yıllarca çalıştırıyorsunuz. Sayısız rapora, çalışmaya imza attırıyorsunuz. Sonra da astrolojik olduğunu düşündüğümüz kriterlerle listeye almıyor; “Sezgin Bey, bu dönem sizinle çalışmayacağım” demeye bile tenezzül etmiyorsunuz.

Bence bu özsaygıyla ilgili bir durum.

Üzücü.

Pek çok kişiyi yarı yolda bıraktığına defalarca şahit olduğum Kılıçdaroğlu'nun Sezgin Tanrıkulu ikileminde hatırlayacağım en net hikaye şu olacak:

Sezgin Tanrıkulu, katıldığı televizyon programında “Genel Başkanımızın bilgisi dahilinde buraya geldim. CHP Genel Başkan Yardımcısı olarak Dersim’de acı duyan herkesten bin kere özür diliyorum” demişti.

Ve “Ben, Dersimli Kemal!” diye meydanlarda bağıran Kılıçdaroğlu, bilgisi dahilinde o programda konuşan Tanrıkulu’na sahip çıkmamıştı.

Eski hikaye işte, arşiv unutmuyor.

HAKKI SÜHA OKAY MYK’DA YER ALACAĞINI SANIYORDU

Önder Sav’a yakınlığıyla bilinen eski siyasetçilerden Hakkı Süha Okay da MYK’da yer alacağını düşünen başka bir isimdi. Açıklanan listede ismini göremeyince oldukça şaşırdı. Zira Kılıçdaroğlu kendisi ile görüşmüş ve MYK’da birlikte çalışacağını söylemişti.

“LİSTE DELİCİLER” NASIL BİR TAVIR ALACAK?

Kılıçdaroğlu’nun PM’de bulunmalarından pek hoşnut olmadığı anlaşılan liste deliciler arasında oldukça ilginç isimler yer alıyor.

“Kılıçdaroğlu lider değildir. Bu koşullarda CHP’yi Atatürk bile kurtaramaz. Madem Tayyip'i Amerika getirdi, TESEV üyeliğinden istifa et, neden Soros'un kurumuna üyesin? O zaman, Soros'un kurumuna üye olduğunda Amerika karşıtlığın inandırıcı olmuyor” sözleriyle Kılıçdaroğlu’na ağır eleştiriler yönelten Berhan Şimşek listeyi delenlerden. Aynı sertlikle devam edeceğini sanmıyorum. Ön seçim sırasında oldukça düşük bir oy almıştı. O sıra Sultanbeyli ilçe yemeğinde kendisiyle karşılaşıp, yönetime ilişkin görüşlerini sormuştum. Pek naif düşünceleri vardı. Nasıl bir tavır alacağını ben de merak ediyorum.

EREN ERDEM’İ DELEGE “YEDİRTMEDİ”

Havuz medyasının pek bir ilgisini çeken Eren Erdem hiçbir anahtar listede olmadan Parti Meclisi’ne giren ilginç bir isim oldu. IŞİD’e sarin gazı gönderilmesine ilişkin yaptığı Meclis konuşmasının ardından, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın hedef tahtasına oturttuğu Erdem için, Kılıçdaroğlu’na “Yedirecek misiniz?” diye sormuştum.

Ertesi günkü Grup toplantısında “Hiçbir milletvekilimizi kimseye yedirtmeyiz” diyerek inanılmaz doğru bir hamle yapmıştı. Ancak listesinde Erdem’e yer vermeyerek, beni şaşırtan “yedirtmeyiz” hamlesinin de bir solukluk canı olduğunu ispatlamaktan geri durmadı.

Erdem’i delege sahiplendi, PM’ye yüksek bir oyla gönderdi. İlk yaptığı açıklama da, “diktatör bozuntusu” polemiğine ilişkin ve hayli manalıydı: “CHP Lideri’ni Erdoğan’a yedirtmem”

AYKUT ERDOĞDU İSTİFA ETMESE BARİ..

Kılıçdaroğlu’nun listesini delmeyi alışkanlık haline getiren Aykut Erdoğdu, neden sonra istifa ettiğini açıklamamıştı. Oldukça yüksek bir delege desteğiyle ve Muharrem İnce’nin listesinden gelen oyların da avantajıyla PM’ye giren Erdoğdu yeniden istifa etmez umuyorum.

***

Kılıçdaroğlu liste delicilerden, liste deliciler de yeni oluşturulan MYK’dan mutsuz görünüyor.

Parti de iktidardan umutsuz.

Oyların sandıklara dağılımına ve tüzük değişikliğine ilişkin yeni yazımı hazırlarken, yeniden doğacak ve güçlenerek gelen yeni bir muhalefet anlayışının, sadece Kılıçdaroğlu’na verilmeyen 248 boş oy bile mesnet alınarak örgütlendiğini söyleyebilirim.

İktidar varsa muhalefet, muhalefet varsa kulis hiç bitmeyecek.

Yorumlar