Afşin Elbistan'da erken işbaşı yaptıkları için öldüler işçiler

2011 senesinde Afşin Elbistan Termik Santralı için kömür üretimi yapılan Çöllolar açık kömür üretim sahasında 4 gün arayla iki kaza gerçekleşmiş, ilk göçük 6 Şubat 2011 tarihinde meydana gelmiş ve 20-30 milyon metreküplük bir linyit alanı çökmüştü. İlk göçükte bir işçi hayatını kaybetmiş, 6 kişi de yaralı olarak kurtulmuştu. Göçüğün ardından olay yerinde inceleme yapılmış ve üretimin durdurulması kararı alınmıştı.

İlk göçükten sadece dört gün sonra yani 10 Şubat’ta ikinci ve büyük göçük meydana gelmiş ve yaklaşık 5 kilometre çapında ve 160 metre derinliğindeki kömür havzası tamamen kaya, toprak ve kömürle dolmuştu.

Tesis hakkında ilk göçüğün ardından üretimi durdurması kararı alınmış olmasına rağmen, Ciner Grubu bu karara uymamış ve ikinci büyük göçükte 10 kişiyi toprak altında bırakacak skandal talimatı işçilere yollamışlardı:

İŞBAŞI.

Göçük altında kalan işçilerden Ruşen Demir’in cesedine ulaşılırken, 9 işçiye hiç ulaşılamadı. Sadece iki kişinin çıkarılabildiği göçükten geriye, kamu davasının açılabilmesi ve iddianamenin hazırlanabilmesi için 17 ay bekleyen ve 9 işçinin cansız bedenini alamayan aileler kalmıştı.

Göçükte 32 yaşındaki oğlu Tuğran Gökhan’ı göçük altında bırakmak zorunda kalan Şevki Gökhan, Soma’da 301 işçiye mezar olan maden ocağında yaşanan işçi soykırımı ile ilgili olarak, “Soma’da göçük sonrası televizyonlara bakamaz olduk. Sürekli ağlayıp dua ediyoruz. Haberler çıktığında sürekli ağlıyoruz. Bizler göçükten sonra kendi başımıza kaldık, halimizi soran olmadı. Bizlere ‘Bir müddet susun’ dendi. Susmak zorunda kaldık. Onlar da inşallah bu acıyı zaten yaşadılar. Umarım ki ikinci bir acı yaşamazlar” demişti.

Bakan Taner Yıldız’ın “Cari açığın büyük bölümü enerjiden. Maden ocaklarının kapatılması gibi bir lüksü yok Türkiye’nin. Örneğin Afşin Elbistan’da Türkiye’nin en büyük kömür rezervi var, onu da tamamen çıkarmak zorundayız” savunması, benim için sadece Afşin Elbistan’da göçük altından çıkarılamayan Cuma Yıldırım’ın, Mehmet İpek’in, Aydoğan Polat’ın, Adnan Demir’in, Kemal Elmas’ın, Muhsin Koşan’ın, Nail Yılmaz’ın, Nail Tatlı’nın ve Tuğran Gökhan’ın kemiklerini isteyen annelerin toprağa karışan çığlıkları demek bu yüzden...

Henüz ilk ücretini bile alamadan göçük altında kalarak hayatını kaybeden ve cesedi toprağın derinliklerinden çıkarılan 24 yaşındaki Ruşen Demir’in 20 günlük emeğinin karşılığının ölümle ödenmesi demek.

Bakan Taner Yıldız’ın Soma’da yaptığı gibi ekranlara çıkıp da “kömür üretimi yapılmıyordu” açıklamalarının ardından sadece 4 gün sonra ocağa dönerek kömür üretimine devam eden işçiler, hiçbir iş güvenlik önlemi alınmadığından, koşullarda iyileştirilmeye gidilmediğinden ve göçüğün sebebi sağlıklı bir şekilde incelenmediğinden, Soma’daki gibi sarı sendikalarının tüm acziyeti ile yeniden ölüme gönderilmişlerdi. Hem de göz göre göre!

Soma’da 301 madencinin hayatını kaybettiği facianın ardından -Afşin Elbistan’da yaşanan facia da çabuk unutulduğundan- dayıbaşlarından işçilerin telefonuna gönderilen mesajlarla işbaşı yapmalarına yönelik talimat geldi.

Başbakan Erdoğan’ın, Bakan Faruk Çelik ve Taner Yıldız’ın ve şirket yetkililerinin işçilerin henüz işbaşı yapmayacaklarını, yer üstünde çalışanların isterlerse çalışmaya devam edeceklerini açıkladıklarını bildiğimiz halde, üretim oldukça maaş + prim alan dayıbaşlarının para hırsının tıpkı Ciner’lerde olduğu gibi Soma’yı saran acıların bile üzerinde olduğunu görmek insanlık için nasıl da utanç verici.

Neyse ki, CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, facianın ilk gününden beri işçilerin yanında olmaya devam etti ve bugün önce madencilerle, ardından da yetkililerle görüşerek şimdilik işbaşı talimatını durdurabildi. Fakat bu geçici bir çözüm.

Neticede işçiler borçlandırılarak madene inmeye mecbur bırakılmış durumda. Madencilere maaş garantisi net bir şekilde verilmiyor ve söylenen ücretlerin neredeyse ancak kredi borçların ödemeye ancak yetecek kadar olduğunu belirtiyorlar.

Çalışma koşullarında henüz hiçbir iyileştirmeye gidilmiş değil, ocaklara “uygundur” raporu veren Bakanlık müfettişlerinin, teftişçilerinin hiçbiri hakkında henüz soruşturma açılmış değil, madende iki galerinin içerisine ilk raporlarını hazırlayan bilirkişiler bile girebilmiş değil!

Fakat madenciler girecek.

Çünkü ne haklarını savunacak bir sendikal yapıları ne de madene inmediklerinde ailelerinin ihtiyaçlarını giderecek bir sosyal devletleri var.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız gibi “Araştırmalarımız sürüyor. Bu işin ucu nereye kadar uzanırsa gideceğiz” demiş. Sayın Yıldız eklemişti üstelik, “teminatı benim” demişti. Afşin Elbistan’da bürokratlarının soruşturulması için savcılığa gerekli izinleri vermeyen teminat...

Faciadan onlarca saat sonra olayın vahametini kavrayarak basın açıklaması yapma gereği duyan ve bizlere “Hayat devam ediyor” demekten geri durmayan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in sözleri birkaç ay içerisinde nasılsa hayat bulacak. O zaman teminata filan da gerek kalmaz zaten. Geriye sadece iki ailenin davacı olarak kaldığı ve üç yıldır ertelenmekten başka ilerleme kaydedemeyen Afşin Elbistan Termik Santralındaki faciada olduğu gibi, failler bulunmadan sönüp gitmiş bir dava ve istifa kültüründen yoksun, hesap vermeyen siyasi sorumlular ile 432 yetim çocuk kalacak.

Eğer ki sen bu sefer de acıya alışırsan...

 

Yorumlar