Terörden taraf olmadığımız gibi Başkanlık sisteminden de taraf olmayacağız

Bu bir sır değil. Düşünmeye başladığım günden beri Cumhuriyet Halk Partiliyim. Cumhuriyet’e ve onun ilkelerine yürekten bağlıyım. “Mustafa Kemal Atatürk’ün fitilini yaktığı Anadolu Aydınlanma Devrimi’nin ışığı bir adım daha ileri nasıl taşınır” sorusunun peşindeyim. Partinin bugün bu ışıkla aydınlandığına inanmadığım içindir bunca partiye yönelik eleştirim. Çok fazla soran olduğu için, bu noktayı aydınlatayım istedim. 

Yakın tarihte binlerce insanın üstünden silindirle geçilen 12 Eylül Darbesi’nde olduğu gibi, Mustafa Kemal’in adını kullanarak, bu ülkenin yurttaşlarına ve geleceğine ne kötülükler yapıldığına o tarihte tanıklık edemesem de, 2000’li yıllar ve sonrasında yaşadıklarımız yetti ve arttı bile.

Haberlerde görmüşsünüzdür.. Atatürk’e benzerliği sebebiyle pek çok etkinliğe davet edilen bir vatandaş var.. Geçenlerde bir vatandaş o arkadaşın yanına gitti ve “Atam, sana çok ihtiyacımız var” diyerek ağladı. O görüntü beni çok etkiledi. Genç adam onun Atatürk olmadığını biliyor ama öyle içten, Ata’sına haykırır gibi ağlıyor, gözlerinin içine bakarak.

“Kurtarıcı bekleyen bir millet, millet olamamıştır” diyen Mustafa Kemal’in kurtarıcı bekleyen milleti olduğumuzu gördüm, ne yazık ki o genç adamın gözyaşlarında. 

Bunun için de öncelikle Mustafa Kemal’i anlamaya çalışarak başlamak gerekli. Anlamaya çalışmak diyorum, çünkü tüm ömrünü Kemalizme adayarak yaşamış, çok değer verdiğim bir abim kullanmıştı bu cümleyi. Atatürk’ün okuduğu tüm kitapları okuyarak, onun penceresinden bakmayı arzu ediyor ama ne yapsa da gözlüklerine dünya üşüşen o liderin penceresini aralayamadığını hissediyordu. 

Öyle ya, bir yandan cephelere koştururken, öbür yandan arkeolojik kazılar için yer tespit ediyor, aynı anda öğretmenlerin toplantısına katılıp, yaratmayı arzuladığı topluma hediye ettiği devrimleri yerleştirmeye çalışıyordu.

Her birisi bile, bir insanın ömrünün tamamına yayılabilecek kadar mühim ve geniş çerçeveli konular olsa da, o hepsini kısacık ömrüne sığdırıyordu.

Bugün, “Mustafa Kemal’i anlamaya çalışmak” diyen abilerin yerini, Uğur Mumcuların, Muammer Aksoyların yerini “Mustafa Kemal’i anlamış gibi yapan” abiler aldı. 

60’lı yıllarda Mihri Belli’nin geliştirdiği Milli Demokratik Devrim görüşü, Kemalizmden çok da bağımsız değildi. Yarım bırakılan Kemalist devrimin tamamlanması aşamasını içeriyordu öncelikle.

Ancak, MDD görüşünün ötesinde gelişen ulusalcılık / ulusçuluk görüşü, Doğu Perinçek’lere, Yalçın Küçük’lere gelene kadar bu görüşün dayandığı ve çıkış noktası olan Kemalizmin başlangıçta ve bugünde edindiği pozisyonu iyi anlamak gerekli.

“Ben cahil kesime güveniyorum” diyen Profesörün ülkesinde, 12 Eylül’den beri sürdürülen cehalet saltanatı bugüne kadar hüküm sürdü ne yazık ki.

Bu tehlikeli gidişat da bugün “Ya Başkanlık sistemi destekçisisiniz ya PKK’nın” noktasına vardırılmış durumda. 

Ülke topraklarının üzerinde her geçen gün bombalar patlarken, yürütülen bu sistemli politika, insanlara başka şansları kalmadığını hissettiriyor ve Atatürk’e benzeyen şahsın karşısında ağlayarak kurtarıcı bekleme çaresizliğine itiyor.

Çünkü bugün Kemalist olduğunu iddia edenler, Mustafa Kemal’i anlamaya çalışmak bir yana dursun, bu iki alternatiften birini seçerek, oluşturulan oyunda farkında olmadan piyon olmaya razı oluyorlar.

Oysa, Uğur Mumcuların, Muammer Aksoyların gerçek temsilcisi olduğuna inandığım Ulusçuluk, Cumhuriyet’in rejimine, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne inanan ve ideolojik anlamda kafa karışıklıkları yaşamayan bir düşünceydi. 

Bugün ulusalcılara dayatılan ise, ırkçı söylemlerde bulunan, etnik temelli siyaseti baz alan ve bunu “Atatürk milliyetçiliği” olarak yutturmaya çalışanların elinde bulundurduğu bir akıma dahil olmaları beklentisi.

“Devlet vatandaşının güvenliğini sağlasın, terörle mücadele etsin ama terörle mücadele adı altında sivil kayıplarına izin vermesin” diyebilmek gerekliliğinin farkında olmayarak geliştirilen yeni dönem ulusalcılık akımı, terör örgütü PKK’yı lanetlerken, toplumda bu lanetlemeyi ırk bazlı yapıyormuş gibi algı yaratıyor ne yazık ki.

Oysa Kemalizm, bu ülkenin temel unsurları olan kardeş kavimlerin, aynı bayrağın ve sınırların içerisinde bir bütün halinde yaşamalarını öngörür ve bunun aksine gelişecek her tutumu reddeder. Kürtleri ya da Türkleri kendine düşman olarak görmez.

Bugün yaratılan kaos ortamı (yaratılan diyorum, çünkü dün kan akmıyordu) terörün beslediği korku ile yurttaşların yönetilmesi için politik zemin hazırlıyor yalnızca.

Yurttaşlar, daha dün kendi oğullarını elleriyle askere gönderiyor ve şehit oldukları haberlerini alıyorlardı. Bugün terör dağdan şehirlere indiğinde toplum daha önce hiç tanışmadığı bir yöntemle karşılaştı. Terör her yerden gelebilirdi, herkes olabilirdi. Az sonra bindiği otobüste terörist pimi çekebilirdi ve herkes ölebilirdi. Yani belirsiz bir düşman vardı hayatın her noktasında. Belirsizlik de insanları korkuya, karanlığa ve umutsuzluğa itti.

Ya metropolleri kana bulayan ve PKK’nın kirli işlerini üstlenen TAK’tan korkacaktı yurttaş, ya her gün kafa kesme videoları yayımlayan IŞİD barbarlarından korkacaktı, ya savcının kafasına silah dayayıp adice öldüren DHKP/C’den korkacaktı.

Daha dün onlarla müzakereye oturan erk sahiplerinin de farkındaydı yurttaş, masum insanların arasına canlı bombalar sokan PKK’lıların taziyesine giden HDP’lilerin de ikiyüzlülüğünün farkındaydı, erk sahiplerine üstü kapalı destek veren diğer muhalefet unsurlarının da farkındaydı elbet.

Yukarıda saydığım, “masum insanların katledilmesinde hiçbir sorun göremeyen bu kirli örgütler”den yana olmayan bizler, muhalefetin işlevsizleştirildiğinin bilincindeyiz ve bunun tam tersi olarak dayatılan Başkanlık sisteminden yana da olmayacağız. 

Terörün korkudan beslendiğini unutmadan, ırkçılığı Atatürk milliyetçiliği diye dayatanların yaşattığı alternatifsizliği görmezden gelmeden, Mustafa Kemal’i anlamaya çalışarak; Uğur Mumcu’ların, Muammer Aksoy’ların çizdiği yoldan yürüyerek, topluma beklediği kurtarıcının verilebileceğine inanıyorum.

Yorumlar