CHP/CK'nın Balyoz Kumpası Raporu'ndan notlar

CHP Cezaevi İnceleme ve İzleme Komisyonu üyeleri Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Manisa Milletvekili Özgür Özel, Muğla Milletvekili Nurettin Demir ve Erzincan Milletvekili Muharrem Işık, aylar süren cezaevi ziyaretlerinin ötesinde, Balyoz davası sanıklarının aileleriyle, avukatlarla ve sivil toplum yetkilileriyle gerçekleştirdikleri temaslar neticesinde hazırladıkları “Balyoz Davası’ndaki Hukuk Skandalı BALYOZ KUMPASI” raporunu geçtiğimiz günlerde CHP Genel Merkezi’nde düzenledikleri basın toplantısının ardından kamuoyunun dikkatine sundular. 

Yaklaşık bir aya yakındır benim de gözüm bu raporun üstündeydi. Basında ve özellikle ajanslarda yer alan “rapor içeriğinden” çıkan haberlerle açıklandı mı, kaçırdım mı endişesiyle danışmanları sıkıştırdım durdum. Açıklanmamıştı, çünkü üzerinde titizlikle çalışılıyordu. Çıkan haberler demeçler üzerine yanlış aksettirilen yazılardı. Biraz uzamasının nedenini Balyoz Davası ile mağdur edilen tutsaklardan hiçbirisinin yaşadığı mağduriyetin gözden kaçırılmaması için verilen uğraş sebebiyle üzerinden tekrar tekrar geçilmesine bağlıyorum.

CHP/CK’NIN RAPORU KİTAPLAŞTIRILIYOR

Rapor nihayet açıklandı ve kitaplaştırılma çalışmalarına başlandı. CHP’li Ağbaba’nın açıklamasıyla, raporun Balyoz Davası üzerinde çalışılan 50. kitap olduğunu ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğine içerde yatan komutanların önerisiyle bağışlanacağını öğrendik.

Raporu incelediğinizde sadece hayatını kaybeden Tarık Akça, Halil Yıldız ve Murat Özenalp’in bedel ödemediğini bir kez daha anlıyor, geride kalan ailelerin yaşadıkları sıkıntılara da yakından dokunabiliyorsunuz. İyi ki böyle bir raporu tarihe not düştüler.

Balyoz Davası’nda yargılanan 365 kişiden 82’si amiral, 122’si albay, 165’i subay, binbaşı, yüzbaşı, üsteğmen, 36’sı astsubay, 278’i muvazzaf, 87’si emekli. 250’si tutuklu yargılandı, 115’i tutuksuz yargılandı. Davanın her aşaması hukuksuzluklar ve mağduriyetlerle dolu. Size 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi K. Çolak’ın 2007 yılında “Genel Ceza Hukuku” dersi için ‘Teşebbüs’ konulu bir ödev yazdığını, o ödevin de 7 sayfasının tamamının 1002 sayfayı tamamlamaya çalışan Balyoz savcıları tarafından, imla hataları dahi düzeltilmeden, kopyalayıp yapıştırma yoluyla iddianameye eklendiğini hatırlatsam trajikomik olaylar zincirinin tek bir halkasına dem vurmuş olurum sanırım. CHP’li vekiller hazırladıkları raporda bu hukuk garabetinin tamamına değindiler fakat.

CHP/CK raporunda Balyoz Davası, 1894 yılında Yüzbaşı Alfred Dreyfus’un haksız yere casuslukla itham edilerek Fransa'da yargılandığı davaya benzetiliyor. Dreyfus, 1906’da yeniden yargılandığında beraat etmiş ve on iki yıl öncesinde sökülen nişanları aynı yerde yapılan törenle yeniden takılmış, ayrıca Legion d'Honneur nişanı verilmişti. Tarih illa ki mağdur edilenin haklılığıyla zamanın kolunda yürüyor.

BALYOZ KUMPASININ KURGUSU

Raporda Balyoz kumpasının kurgusu aşama aşama kaleme alınmış. 1. Ordu Komutanlığında 5-7 Mart 2003 tarihlerinde gerçekleştirilen seminerin Ordu Komutanının emri ile ses kaydına alınması üzerine kurgulanan gelişmeler, davanın temeli olarak not düşülmüş.

Seminerden yıllar sonra gerçek planların, dokümanların ve ses kayıtlarının çalındığını belirten CHP’li vekiller; imzasız, asılları olmayan, “düzmece” dijital (sayısal; 2003 yılında Office 2007 programı ile yazıldığı iddia edilen) yazıların içeriye serpiştirildiğini belirtiliyor.

CHP’li Özel, basın açıklaması sırasında, konuya benzer şekilde ilintili olarak “Gölcük’te bulunan CD’de o günkü Microsoft yazılımlarında olmayan bir yazı karakterinin kullandığı ve bunun firma tarafından defalarca teyit edildiği artık herkes tarafından bilinen bir gerçek” açıklamalarında bulunmuştu.

İHBARLAR, MEDYANIN ROLÜ VE ERDOĞAN’IN DEVREYE SOKULMASI

Gazetelerde ve televizyonlarda dava hususunda kışkırtıcı manşetler atıldığı ve yayınlar yapıldığına dikkat çekilen raporda, subaylardan gelen ihbar mailleri ile,  Donanma Komutanlığı’nın ve Eskişehir’de emekli bir askerin evinin basılmasının ardından hakimlerin istifaya zorlandıkları ve hemen akabinde Başbakan Erdoğan’ın devreye sokulduğu belirtilen bir süreç kaleme alınmış.

3 Şubat 2010 günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Balyoz davasına ilişkin olarak “...ortada karanlık iddialar, kirli bir senaryo var. Ancak bu vahameti umuda dönüştüren, senaryonun tartışılması, özgürce eleştirilmesi, en önemlisi hukukun konusu olabilmesidir... Neden yedi yıl beklediniz diye soranlara diyorum ki; Türkiye bu demokratik olgunluğa ancak bugün ulaşmıştır...” açıklamasını kilit konuşma olarak sunuyor CHP’li vekiller.

BELGELERDE SAHTECİLİK YAPILDIĞI PEK ÇOK KURUM TARAFINDAN RAPORLAŞTIRILMIŞTI

Daha önce kamuoyunun gündemini işgal eden datalarda sahtecilik yapıldığı söylemlerinin ABD ve Almanya’daki Adli Bilişim Kuruluşları, Boğaziçi Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, ODTÜ, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Adli Bilişim Uzmanları ile Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığı, Kara ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarınca oluşturulmuş bilirkişi heyetleri tarafından belgelendiğini not düşen vekiller, 3 CD (11, 16, 17 numaralı), 1 Hard Disk (5 Numaralı Hard Disk), 1 flash belleğin hiçbiri üzerinde sanıklara ait parmak izi bulunmadığını, bu materyallerin TSK veya sanıklara ait bilgisayarlarda da kullanılmadığının tespit edildiğini kaydediyorlar.

5 NUMARALI HARD DİSK’TEKİ PARMAK İZİ BULUNMADI

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ve Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanları’nın istifa sürecinin ardından, emekli ve muvazzaf askerlerin toplama kampına gönderildikleri ve bir spor salonunda kurulan mahkemede “yargılanırmış gibi” bir muamele ile esir tutulduklarını belirten CHP’li vekiller, “Balyoz kumpasını biz yaptık” diyenlerin ifadelerini ciddiye almayarak, 5 numaralı Hard Disk üzerindeki parmak izinin tespiti hususunda bir girişimde bulunulmamasını sert bir dille eleştiriyorlar.

YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ BM KARARINI TANIMAMIŞTI

TÜBİTAK’ın bile sahte delilleri açıklayan bir rapor vermek zorunda kaldığı kaydedilen CHP/CK’nıb Balyoz Kuması raporunda, o raporu dahi göz önünde bulundurulmayarak, masum askerlere 16-20 yıl arasında değişen cezalar verildiğine işaret edilerek, Temyiz makamı Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin kararında “Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu”nun kararı için de “Bağlayıcılığı yok” denilmesinin utancına vurgu yapılıyor.

HÜKÜMET KUMPASI BİRLİKTE KURDUĞU GÜLEN CEMAATİNİ TEK SUÇLU GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR

17 Aralık sürecine girilmesi ile birlikte, yandaş gazetecilerin Balyoz kumpasına dair, karar sonrasında hükümete paralel devletin kumpas kurduğunu kaleme almasına değinilerek, Yalçın Akdoğan’ın “Kendi ülkesinin milli ordusuna (...) kumpas kuranların (...) her yolu mubah görenlerin nasıl hastalıklı anlayışlar ürettiğini çok iyi bilir”, Yiğit Bulut’un “Bugün her Türk vatandaşı gibi her Türk subayının da şu soruyu sorması gerekir: Bu ülkenin gerçek düşmanları kimler?”, Bekir Bozdağ’ın “Önemli davalarda sesimizi çıkarmadık, hata yaptık!” açıklamaları ile hükümetin sorumluluktan kurtulmaya çalıştığına işaret ediliyor.

CHP’li Ağbaba, basın açıklaması sırasında Başbakan Erdoğan’ın Balyoz Davası için “Burada bir katakulli olduğu açık. Bu davalarda haksızlığa uğrayan insanlar var. Bütün bu davalarda intikam hissiyle hareket ettiler. Kısaca paralel yapı bu davalarda görevini icra etti” açıklamalarına istinaden “Recep Tayyip Erdoğan yaramaz mahalle çocukları gibi ben yapmadım o yaptı diyor. 17 Aralık sonrası başlayan süreçte aslında yıllarca 12 yıldan beri mahalleyi adeta cehenneme çeviren Oda TV, KCK, Ergenekon, Balyoz, Askeri casusluk, Fenerbahçe davalarıyla birlikte mahalleyi birlikte cehenneme çevirdiği, altını çizerek söylüyorum eş başkanıyla beraber yapmış olduklarını inkar ediyor ve bir yaramaz mahalle çocuğu gibi ben yapmadım o yaptı diyor” ifadeleriyle, Gülen cemaatinin yalnız başına hareket ederek, hükümetin hiçbir mensubunun bu kirli ilişkiler ağının içerisinde bulunmadığına ilişkin bir algı yönetiminin içerisinde yer aldığını kaydetmişti.

ERDOĞAN: “CHP DE HAŞHAŞ İÇMEYE BAŞLAMIŞ”

Nitekim ilk AKP grup toplantısında Ağbaba’nın öngördüğü gibi, “Bizi görüyorlar, Pensilvanya’yı görmüyorlar” mealinde bir açıklama yapan Başbakan Erdoğan, CHP Genel Başkan Yardımcısı Ağbaba’yı doğrulamış oldu. Hatta aynı konuşma içerisinde, Gülen Cemaati mensuplarını daha önce Haşhaşilere benzetmesi vesilesiyle, CHP’li vekillerin de haşhaş içtiğini iddia etmesi saçmalığına hiç girmeyeceğim.

Yıllarca cemaatle kol kola giriştikleri hukuk katliamıyla kendilerine muhalif olan her yapıyı “bitaraf olmadığı için bertaraf” eden hükümetin, bugün bu gerçekler yüzüne vurulduğunda “Benim değil onlar, sizin arkadaşlarınız” gibi anlamsız bir duruş sergilemesini telaşına veriyorum. Raporun Genelkurmay Başkanı Necdet Özel kadar Başbakan Erdoğan’ı rahatsız etmesini doğal buluyorum. İçeriğini okudukça siz de hak vereceksiniz.

BALYOZ KUMPASI MAĞDURLARININ SESSİZ ÇIĞLIĞINA KULAK TIKAMAK...

Masum askerlerin ve ailelerinin hayatlarının karartıldığı, çocukların babalarıyla geçirecekleri senelerin çalındığı bu süreç içerisinde tıpkı Necdet Özel gibi adli yargı, askeri yargı, TSK, Hükümet ve TBMM ve “askeri vesayetten kurtulduk” nidalarıyla hukuksuzluğu görmezden gelen tatlı su liberalleri yaşanan bu zulme sessiz kaldı. Fakat CHP Cezaevi İzleme ve İnceleme Komisyonu üyeleri, dava sürecinden beri sanıklarla görüşerek mağdurun yanında olmaya devam ettiler.

RAPORDAN ÇIKARDIĞIM NOTLAR

Cumhuriyet Savcıları tarafından resmi kurumlara yazılan yazıların cevaplarının gizlendiği, ek delil klasörleri içine konmayarak emanete alındığı, böylece lehte delillerin saklanarak, bu şekilde sanıklar ve müdafilerinin kovuşturma aşamasındaki incelemelerin de engellenmeye çalışıldığına dikkat çeken raporda, “Savcılık tarafından ilgili resmi kurumlara yazılan yazılara verilen cevaplar ve bilirkişi raporlarıyla; bu dijital verilerin sanıklar tarafından oluşturulmadığı, üretilmiş sahte belgeler olduğu, delil olarak kabul edilemeyecekleri açıkça ortaya çıkmıştır” deniliyor.

Kovuşturma aşamasında “Doğal Hakim” ilkesinin, “Şüpheden sanık yararlanır” evrensel hukuk ilkesinin, “Suçun şahsiliği” ilkesinin ve “Eşitlik” ilkesinin açık bir şekilde ihlal edildiği sebepleri ve tespitleriyle açıklanan raporda, masumiyet karinesinin yok sayılarak, sanıkların en baştan suçlu kabul edildikleri ve suçsuzlukları ispat edilmesi zorunluluğu ile karşı karşıya bırakıldıklarını belirtiyorlar.

MAHKEME BAŞKANI: “AÇIKLAMALARINIZ HİÇBİR ŞEYİ DEĞİŞTİRMEYECEK”

Mahkeme Başkanı Ömer Diken tarafından muhtelif duruşmada sanıklara hâkimlik mesleğinin saygınlığıyla asla örtüşmeyen bir üslupla, “K..ınızı dönerek bize karşı oturdunuz”, “Ukalalık ediyorsunuz”, “Konuşun, konuşun, bunlar size geri dönecek”, “Açıklamanız bir şeyi değiştirmeyecek” ve “Terör örgütü üyeleri de sizin gibi davranıyor” şeklindeki ifadelerine işaret edilerek, heyetin sanıklara bakış açılarının bunun gibi örneklerle net bir şekilde tarafgir olduğu kaydediliyor.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin gerekçeli kararındaki hukuksuzlukların tek tek tespit edildiği raporda, askeri yargıda, Donanma’da yaşananlar ve görevden alınmalar ve hakim izninin fırsat olarak kullanılması ile Beşiktaş Adliyesi’nde adalet yoksunluğunun nasıl mahkeme duvarlarında vücut bulduğu ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor.

Raporun devamında Balyoz Kumpası süreci 20 Mart 1999’da Aksiyon Dergisi’nde yer alan makale başlangıç kabul edilerek, 6 Mayıs 2014’e kadar konuyla ilgili yapılan açıklamalar, duyurular ve gelişmelerle madde madde analiz ediliyor.

Hemen akabinde Balyoz kumpasında cezası onanan, bozulan, beraat eden ve dosyası ayrılan / düşürülen sanıkların ayrıntılı bir listesi ve davaya ilişkin istatistiki verilerle hazırlanan grafikler yer alıyor.

CHP’li vekiller raporlarında sorunların tespitinin ardından çözüm önerilerini de sunuyorlar. TBMM’de Balyoz kumpasının tüm boyutları ile araştırılması gerektiğini ve “Birleşmiş Milletler Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu”nun kararlarına dahi “Bağlayıcılığı yoktur” diyebilecek kadar pervasızca davranan ve TBMM’nin iradesini hiçe sayan yargı anlayışının değiştirilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını ve kumpas mağdurlarının tüm haklarının derhal iade edilmesi gerektiğini belirtiyorlar.

Umarım rapor hak ettiği tartışma platformlarında yerini bulur ve Özel Yetkili Mahkemeler cehenneminde söndürülen ve söndürülmeye devam eden hayatların mağduriyetlerinin giderilmesi, gerekli hesabın verilmesi noktasında önemli bir adım ve örnek olur.

 

Yorumlar