Soma'da yeni maden faciası için her şey hazır

Eski Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Genel Müdürü Ramazan Doğru’nun eşinin adının verildiği ve işçilerin maaşlarından yapılan hukuksuz kesintilerle sünnet şenliği yapmak ve işçiye faizle borç vermek dışında bir faaliyeti bulunmayan Soma Kömür işletmeleri İşçileri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği tarafından belediyeden yer temin edilerek inşa edilen sosyal tesis olan Melike Doğru Düğün Salonu’nda (daha sonra ismi değiştirildi) madencileri toplayan Soma Kömür A.Ş. temsilcileri ve Ramazan Doğru’nun şoförleri, maden işçilerini “Ya işbaşı yaparsınız ya da işten çıkarılırsınız. Tazminatlarınız da 10 – 12 taksitle ödenir” diyerek tehdit etti.

Meclis’te oluşturulan Soma’daki faciayı araştıran komisyona konuşan bilim insanları, ocakların faciadan önceki kadar tehlikeli olduğunu kaydettiği halde, üretim patron kazanmaya devam etsin diye sürdürülerek, göz göre göre madencileri aynı ocağa yollamak ne vicdana ne insanlığa ne de hukuka sığar dediğinizi duyar gibiyim.

301 madencinin cansız bedenleri Manisa’da yan yana sığmadı 14 Mayıs’ta mesela.

O acı günün ertesinde, cesetlerin yığıldığı soğuk hava deposu ve cesetlerin çıkarıldığı maden ocağı arasında mekik dokuyan CHP’li Özel’e neden toplu cenaze töreni yapılmadığını sorduğumda, işçilerin cansız bedenlerinin yan yana dizilebileceği kadar çok tabutun aynı anda bulunamayacağını ve Manisa’nın bu kadar tabutu yan yana dizilebilecek kadar büyük bir alanı olmadığını anlatmıştı.

Bu satırları kaleme alması bile insanın tüylerini ürpertmeye yetiyor. O anları yaşamayı düşünemiyorum bile. Kamyonlarca tabut taşındı illerden, ilçelerden. Vicdana, insanlığa ya da hukuka sığmadığı gibi meydanlara da sığmadı kayıplar. Bir hükümetin siyasi ahlakına, iki patronların cüzdanlarına, üç sendikaların koltuk sevdasına sığmayı başardı sadece galiba.

*  *  *  *

“Madenler çalışmayınca işçiler devlet güvencesi altında maaşlarını alabilecekler mi, alacaklarda bu kaç ay devam edecek?” sorusu Manisa’daki her evin telaşı, acısı, endişesi bugünlerde. CHP’li milletvekilleri komisyonda Bakan’dan bunun teminatını almaya çalışıyorlar. Fakat bunun teminatını vermemekte direnen hükümet yetkilileri, siyasi sorumluluğunu üstlenmedikleri Soma faciasına karşın, bu tavırlarıyla madencileri ikinci kez ölüme sürükleyen patrona böylesine onursuzca bir teklifle gitmeleri için cesaretlendiriyorlar.

Meclis’te Soma faciasını araştırmak için oluşturulan komisyonda CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, Bakan Lütfü Elvan’a “Bu maden kapanırsa, paramızı alamazsak, bu adam kaçarsa işsiz kalırız korkusu güvensiz madene mahkum ediyor. 50 işçi bakım için yeter dediler, 3500 işçi yeraltına girdi bu korkudan. Deyin ki; ‘korkmayın, girmeyin, ödemezlerle devlet arkanızda’. Bu güvenceyi verin, yoksa yeni facia çıkacak. Dün bir parmak gitti bu yüzden” çağrısında bulunmasının hemen ardından AKP’li milletvekili tarafından “İhtimaller üzerinden konuşuyorsun, savcılığa git” tepkisi ile karşılaştı. 

Ne acı ki, ölüm tehdidi bulunan madene inmeyi reddeden işçilerin yerine çalışacak yeni insanlar var. Düşünün, nasıl bir yoksulluk insanı böylesine çalışma koşullarına evet dedirttiriyor. Dayıbaşları “adam bulurum, sorun değil” diyerek, kapatılan Ata Bacası ocağından yönlendirdikleri Işıklar ocağına üretimi başlatmak için madenciler üzerinde açık bir baskı kuruyor.

Soma’daki maden işçisinin %75’i yeraltına inmiş durumdayken, Afşin Elbistan’da olduğu gibi ikinci bir facianın olması durumunda madencilerin ailelerinin hayatları dışında ne değişecek? Birkaç tekniker ve mühendis daha tutuklanacak, belki firmanın yeni atanan yönetim kurulu üyeleri de gözden çıkarılacak fakat milyar dolarlar belirli odaklara akmaya devam edecek. Bu kadar ucuz Türkiye’de insan hayatı çünkü.

*  *  *  *

IMBAT A.Ş çalışanı madencilerin maaş bordroları “sıfır çocuk” şeklinde tanzim edilerek işçilerin yasal hakları olan asgari geçim indiriminden ellerine ulaşması gereken gelirlerin engellendiğini haberleştirdik. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yasal hakları olduğu halde asgari geçim indiriminden yararlandırılmayan işçilerin hak ettikleri tüm ücretlerin gecikme faizleri ile birlikte işçilere ödenmesinin sağlanıp sağlanmayacağı merak konusu. Bu hususun da Meclis’teki ilgili komisyonda gündeme alınmasını umut ediyorum.

Fotoğraftan gördüğünüz gibi, maaş bordrolarında yer alması gereken asgari geçim indirimi bölümünün de maaş bordrolarında yer almadığı fark ediliyor.

Bu ayın 15’inde Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’nin madene inmeye zorladığı işçilere maaşlarını ödeyip ödemediğini de özel olarak takip edeceğim.

*  *  *  *

CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, bu hafta içerisinde Meclis gündemine taşıdığı üç ayrı soru önergesinde, Soma’daki faciaya ilişkin olarak fikir beyan eden madencilerin, öğretmenlerin ve sendikalıların emniyetçe fişlendiği iddialarını dile getirdi. Görüştüğüm madencilerin çoğunu yaşadıklarını anlatması hususunda ikna edemiyorum. Öylesine korkuyorlar ki... Haklı değiller mi?

Soma sokaklarında esen korku rüzgârları, insanları gönüllü ve bağımlı bir köleliğe, üstüne de Erdoğan’ın “ölmek madenciliğin fıtratında var” söylemleri ve bölgeye gönderilen sakallıların dağıttığı din eksenli bildiriler ile biate mahkum etmiş durumda. Nasıl kahrolmaz insan!

Faciada hayatını kaybeden Kırkağaçlı maden işçisinin eşi, “İçine doğdu öleceği kocamın. Nasip böyleymiş. Daha dört senedir çalışıyordu benim eşim. Daha önce ayakkabı imalatında çalışmıştı. İki kızımla yalnız kalıyorum diye madene girdi. Burada başka bir iş imkanı yok ki, keşke olsaydı. Aslında buraya başka fabrikalar yapsalar da gençler çalışsa. Daha iyi olur. Maden hepimizin içini yaktı. Başka gençler yanmasın” diye anlatıyor. Nasip miydi gerçekten? Nurcan'ın eşi neden öldü? Kaderi miydi madencinin ölmek? Yoksulluk mu kapitalizmin fıtratındaydı yoksa kabullenmek miydi acıyı çaresizce?

Soma’da yaşanan işçi soykırımında hayatını kaybeden madenci Osman Şam’ın eşi Nurcan Şam, tek isteğinin çocuklarına sahip çıkmak olduğunu ifade ederek, acısını gözyaşlarına boğularak şu sözlerle aktardı: “Küçük bebeğim var diye fazla birlikte kalamıyorduk. O gün gece eşim, ‘Gel beraber oturalım, çay içelim’ dedi. Çay içtik, oturduk, konuştuk. ‘Bana bir şey olursa beni babamın yanına gömün’ dedi. Ben de ‘Öyle şey olur mu, daha dur bakalım’ dedim. Eşim, ‘Ben babamın yaşına geldim artık. Babamın yaşında öleceğim’ dedi. Saat gece 4 gibi yattık, sabah da işe gitmek istemedi. Bende evin borcu var git dedim. O da gitti ve akşam bir daha dönmedi. Eşim 9 yaşında babasız kalmış. O yüzden çocuklarım babasız kalmasın diye çok çabaladı. Biz erken evlendik. Askere gidene kadar çocuk yapmadı. Askerde ölürsem çocuklarım yetim kalırsa diye. Ama bu alın yazısı yazıldı mı oluyormuş. Tabi ki devletimizden beklentilerimiz çok. Çocuklarımızdan başka kimsemiz yok işte. Bu 3-5 aylık değil de, ölene kadar bizi bırakmasın. Sadece benim değil bütün madencilerin çocuklarına sahip çıksınlar.

Türkiye Maden-İş Sendikası Genel Merkez Yönetimi, Soma’daki maden işçilerinin talepleri doğrultusunda Ege Bölge Şubesi’ni, 3 ayrı şube haline getirerek, yeni kurulan şubeleri seçime götürecek yönetimin belirlenmesi için geçtiğimiz günlerde işçilerle seçime gitti.

Soma Kömür İşletmeleri’nin Eynez Maden Ocağı’nda meydana gelen ve en az 301 madencinin hayatını kaybettiği işçi soykırımının sonrasında, patronlaşan sendika Maden-İş’te örgütlü işçilerin bir kısmı DİSK’e kaydolurken, bir kısmı ise Maden-İş’teki süreci izlemeye karar verdi.

Dev Maden-Sen’e en çok üye geçişi İmbat Madencilik’ten olduğu için, haliyle Maden-İş’in seçimine en az ilgi de bu ocaktaydı. Ayrıca emekçilerin ocakları uzaktı, seçim için servis kaldırılmamıştı ve pek çok işçi seçimden habersizdi.

Maden-İş sendikası Genel Merkez Yönetimi, seçimi aceleye getirmeye çalışıyordu. Hiçbir yasal dayanağı olmayan, delege seçimi ve kongreleri oldu bittiye getirerek kendi koltuğunu korumaya çalışan ve Genel Başkanlık yarışı için “her türlü alt yapıyı hazırlayan” Maden-İş Genel Sekreteri Vedat Ünal’ın patronlara verdiği “Ben yönetimde kaldığım sürece sizin işiniz güvencede kalacak, olmadı yeni iş imkanları sağlanacak. Ben de bunu Genel Merkez’de sürekli dile getireceğim. Ben buradaysam siz de oradasınız” sözleri çerçevesinde hareket ettiği seçimlerde, işçiyi kendisine Genel Başkanlık için oy verecek delege yapısıyla seçimlere sokmak için harekete geçti bile.

Bu yapı ile gidilecek delege seçimi nihayetinde sistemde bir değişikliğinin olmayacağı ortada. Yedekten gelen yönetim kurulu üyeleri aynı zihniyetle Soma’da emekçiden yana tavır alamama duruşunu sürdürüyor. Aynı tehditlerle, aynı mantıkla işçiye “patronun dili ile” gidilecek.

Mevcut delegasyonun seçim süreci ise mahkemeye taşınmış durumda. İlginçtir ki, sendikayı seçime götürecek yönetimin seçiminin tarihi, delegasyon seçiminin duruşma tarihiyle aynı gün belirleniyor. Daha sonra da duruşma erteleniyor zaten. İşçiler mevcut delegasyonun Ünal’a oy vermeyeceği için üzerinden bir ay dahi geçmeden yeniden delege seçimine gidildiğini belirtiyorlar.

Vedat Ünal’ın gözünün Soma’daki seçimlerde olmasının sebebi, Genel Merkez’in üst kurulda toplam 210 delegesi bulunuyor olması. 104 üst kurul delegesini ise Soma belirliyor. Sadece 10 tane üst kurul delegesi olan bir şubeyi alsa bile Genel Merkez’de hakim olabileceğini bilen Vedat Aydın, -görüştüğüm madencilerin birebir ifadesiyle aktarıyorum ki- “Balalılarla kurduğu hemşericilik tipi örgütlenme sayesinde ve sırtını dayadığı patron ile Soma’nın veliaht kralı” olma hevesinde.

Özel sektör çalışanları Maden-İş’teki kirliğin ve sararmanın farkında olduklarından, yeni bir örgütlenme yapısını çare olarak düşünüyorlar. Kamuda ise durum biraz daha farklı. Kamuda DİSK’e üye olmak bir tehdit olarak algılanıyor. İsminde “devrim” geçen bir sendikaya üye olunarak devlette istihdam olunamayacağını düşünüyor madenciler.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), geçtiğimiz günlerde yayımladığı manifesto ile iş cinayetlerinin artışına neden olan taşeron çalıştırmanın derhal yasaklaması, özelleştirildikten sonra seri cinayetlerle gündeme gelen tüm madenlerin ivedi bir şekilde yeniden kamulaştırılması, işçi sağlığı sorununa işaret ederek, özelleştiren iş güvenliği yasasının çöpe atılması, tüm denetim yetkisinin emek ve meslek örgütlerine verilmesi ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in derhal istifa etmesi gerektiğini kaydetti.

Emekçiler, kendilerine DİSK’e üye olmalarını tavsiye ettikleri halde Maden-İş’ten istifa etmeyen kişilerin, Maden-İş’te yönetici olabilmek amacıyla ilginç bir yol izleyerek, samimiyetsizlikle kafaları bulandırdıklarını, madencilerle DİSK arasında biraz olsun mesafeye sebep olunduğunu belirtiyorlar.

1000’e yakın madencinin üye olduğu DİSK’in söz sahibi olabilmesi için ise en az 2501 üye sayısına ulaşması gerekiyor. Tüm madencilerin DİSK’te örgütlenerek, haklarını gerçekten savunabilecek bir sendikayla hareket etmelerini umut ediyorum.

*  *  *  *

Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nden görevli bir ekip, “gizli” yürütülen bir çalışma ile Türkiye’deki tüm maden ocaklarını titizlikle denetliyor. Faaliyetlerini gizli yürüten ve aileleriyle bile konuyla ilgili görüşmeden denetlemelerini gerçekleştiren ekip, facianın yaşandığı ocağa da girdiler. Edindiğim bilgiye göre, ortalama 7-8 ay boyunca madencinin Soma’da yeraltına inemeyeceğini düşünen bu ekip hazırladığı raporu Başbakan’a ve devletin ilgili kurumlarına sunacak.

Soma sokaklarını saran başka bir gerçeğin adı ise, kimsenin 301 rakamının doğruluğuna inanmadığı. Somalılar, kimliklerini açıklamayan ve Ankara plakalı bir araçla Manisa’da hayatını kaybeden ailelerin bulunduğu mahallelerde, kahveler gibi toplu alanlarda hayatını kaybedenlerin isimlerini ve şahsi bilgilerini kaydeden bir ekibin dolaştığını belirtiyorlar. Hakkari’ye bile cenazenin gittiğini tespit ettiklerini söyleyen bu ekibin, hayatını kaybeden madencilerin gerçek sayısına ulaşmaya çalıştıklarını ifade ediliyor.

 

Yorumlar