Boğaziçi Köprüsü'nde katledilen diğer Harbiyeli: Ragıp Enes Katran

15 Temmuz’da Boğaziçi Köprüsünde boğazı kesildikten sonra linç edilerek öldürülen 21 yaşındaki Harbiyeli Murat Tekin’i anlattım size.

Televizyon kanallarında duyamayacağınız, göremeyeceğiniz cinstendi anlattıklarım. Boğazı kesilen, nefessiz bırakılarak öldürülen her şeyden habersiz o tertemiz gence ağladınız. Mailler attınız; kendi mağduriyetinizi anlattınız, Murat’ın ailesinin gönüllü avukatlığını yapmak istediniz, acılarını paylaştınız.

Şunu anladım ki, en güçlüler tek bir ağızdan aynı yalanı söyleseler de, milyonlarca insana ulaşma imkanı olan ana akım medya da bu garabet türküyü tekrar etse de, bu ülkede yaşayan binlerce insan benim köşemde bağırdığım “vicdan” çağrımı aldı, öptü ve başının üstüne koydu.

Güç sayıların üstünlüğünden değil ancak haklılıktan gelir.

Ben inandım, siz de inanın.

***

Bugün Murat’ın sınıf arkadaşı Ragıp’ı anlatacağım sizlere.

Murat ile aynı kaderi paylaşan diğer Harbiyeli genci.

Ragıp Enes Katran:

15 Temmuz Katliam Köprüsünde linç edilerek öldürüldü.

Murat’la aynı otobüste getirildi Boğaziçi Köprüsüne.

Öldürülüşleri kadar, cenaze ve defin işlemlerinde ailelerine yaşatılan zulüm de benzerlikler taşıyordu.

Hava Harp Okulu'ndaki odasına bir göz atın Ragıp'ın; masasına, masasının üstündeki panosuna. Atatürk'ün en sevdiği sözünü iliştirmişti mantar panosuna bu linç edilerek öldürülen genç adam; asker olacaktı atası gibi, köprüde katledildi.

Ragıp’ın ağabeyi Fevzi ile görüştüm önce, ardından da korkunç bir şekilde öldürülen Murat ve Ragıp'ın Hava Harp Okulu’ndaki sınıf arkadaşı Egemen ile.

İkisinin de bana anlattıklarını noktasına virgülüne dokunmadan aktaracağım sizlere.

Gerisi vicdan.

EGEMEN (Ragıp’ın Harbiye’den sınıf arkadaşı) :

Ragıp benim hem oda arkadaşımdı hem de aynı sınıftaydık. Ben askeri liseden harp okuluna geçtim, o sivil liseden geldi. 2 yıldır birlikteydik. Askeri liseden olan arkadaşlarım gibi onunla da çok yakın arkadaş olduk zaman içerisinde.

(Ragıp ve Egemen)

Dersleri odamızdaki diğer arkadaşlardan çok daha iyiydi. Sınavdan önce kendi eksikleri de olsa bize ders anlatırdı. Tertemiz kalpli bir çocuktu. Harbiye’deki masasındaki panoda Atatürk resmi vardı.

"ATATÜRKÇÜYDÜK; CEMAATLERLE İŞİMİZ OLMAZDI"

Linç edilen diğer arkadaşımız Murat’la da aynı sınıftaydık biz. Hepimiz Atatürkçüydük, cemaatlerle filan işimiz olmazdı. Gündemle ya da siyasetle ilgilenmezdik zaten. Gündüz 6’da kalk, 2’ye kadar ders... Sonra da spor veya eğitim, ardından sosyal branşlar (ebru, resim vs.) ile uğraşırdık. Akşam yemeği ve saat 8’den sonra boş oluyorduk. Yani bu hızla yaşadığımız hayatta zaten haber de izleyemezdik, siyaset de konuşamazdık.

"BEN VATANIMA BÖYLE HİZMET EDİYORUM: EMİR GELDİYSE TARTIŞMAM!"

Ragıp bizim can kardeşimizdi... Yalovada planör uçuşunda birlikte kalıyorduk. Orda kalırken bir gün ağaçlar kesilmişti. Yerdeki ağır ağaç dallarını falan bizim toplamamızı istediler. Dalları toplamak bizim görevimiz olmadığı için biz aslında toplamak istemedik ama emir gelince çok da itiraz edemedik, topladık. Ragıp orda hızlı hızlı topluyordu, ben artık sinirlenip dedim ki: "Ragıp gel boşver gidelim, biz buraya uçmaya geldik, dal mı toplayacağız, bizim işimiz mi bu?" O da "Hayır, ben toplayacağım. Ben vatanıma böyle hizmet ediyom arkadaş! Bana ne denirse onu yapıyorum, emir geldiyse tartışmam" demişti. Hiç aklımdan çıkmıyor o günkü sözleri. 15 Temmuz gecesi Yalova’da kamptaydık hepimiz. Yarımızı götürdüler, yarımız kampta kaldık. Genelde Murat gibi, Ragıp gibi emre itaat eden, başarılı öğrenciler tatbikat için seçilip götürüldü. Bize öyle denildi yani, darbe filan bilmiyorduk. Artık ikisi de yok. En iyilerimizi verdik toprağa.

 

(Egemen'in anlattığı dalları topladıkları güne dair bu karede Enes ve Egemen yan yanalar...)

FEVZİ (Ragıp’ın ağabeyi) :

Kardeşim Ragıp, ne yazık ki Murat’la aynı kaderi paylaştı. Ragıp’la Murat sınıf arkadaşıydı. 15 Temmuz gecesi tatbikat yalanıyla otobüse bindiriliyorlar, aynı yere; Boğaziçi Köprüsüne götürülüyorlar.

BİZİM ÇOCUKLARI "TATBİKAT YALANIYLA" KÖPRÜYE GÖTÜRDÜLER

Saat 21.30 – 22.00 civarı Yalova’dan çıkıyor otobüs. Eğitim var, tatkbikat diyorlar 500 – 600 civarındaki öğrenciye. 350 – 400 civarındaki çocuk da Yalova’da kalıyor. Bu çocukları değişik yerlere götürüyorlar; Sabiha Gökçene, TRT binasına filan... Bizim çocukları da Boğaziçi Köprüsüne götürüyorlar. O çocuklar; Murat Tekin ve Ragıp Enes Katnar, o gün orada şehit ediliyorlar.

KARDEŞİM KÖPRÜDE LİNÇ EDİLEREK ÖLDÜRÜLDÜ

Biz Murat’lardan sonra haberdar olduk kardeşimizin şehit olduğundan. Her yeri aradık, bulamadık Ragıp’ı önce. Bütün karakolları araştıdık, bulamadık. Çocuğundan haber alamayan üç kişi kalmıştık; biri Murat’ın babası, birisi biz, diğeri de Çanakkale’den gelen bir erin ailesi. Çanakkaleli 10. gün öğlen 2 gibi çocuklarının yoğun bakımdan çıkıp Vatan Emniyete getirildiğini öğrendiler. Murat Tekin’in babasına Adli Tıp’a gidin demişler o gün. Gelin, siz de bakın dediler. En son ikimiz kaldık. Ertesi günü sabah biz de İstanbul Adli Tıpa gittik, teşhis ettik Ragıp’ı. 15 Temmuz yazıyordu vefat tarihinde zaten. Murat Tekin’le Ragıp aynı kaderi paylaştı işte... Aşırı derece darp etmişler kardeşimi, linç etmişler köprüde.

"BİLE İSTEYE GÖTÜRDÜLER O ÇOCUKLARI"

O şerefsizler bile bile, bu güzel çocukları o insanların arasına götürmüşler. Biz akşam 10 gibi televizyondan darbe yapıldığını öğrendik zaten. Köprü tutulduğunu, duyduk. Bu çocuklar akşam 10’da Yalova’dan çıkıyor. Köprüye gelmeleri 2, 2.5 saat sürüyor zaten. Orada galeyana gelmiş bir kitle var. Olayların içine içine götürülmüşler, bile bile... Çocukların otobüsü yakılıyor. Abimle birlikte gittik teşhis ettik, tabi çok kötü... O durumları anlatmam çok zor Ece Hanım.

ADLİ TIP'TA "ÖLEN DARBECİYMİŞ" DEDİLER

Cenazemizi teşhis ettikten sonra yaşadıklarımız daha da vahim. Adli Tıp kurumunda belediyenin mezarlıklarla ilgilenen küçük bir bürosu var. Yetkili memura gidiyorsunuz, size araç veriyorlar, vs. nereye gidecekse naaş gidiyor. Görevli memur ölüm raporuna baktı, “Ölen darbeciymiş. Sizin cenazeniz 15 Temmuz’da ölen asker olduğu için belediye hizmet veremiyor, kendi başınızın çaresine bakın” dedi. “Bunlar öğrenci kardeşim” desek de, “Ben bilmem, biz öyle emir aldık” dediler.

NAAŞI ADLİ TIP'TAN TAŞIMAK İÇİN YOLDAN ADAM ÇEVİRDİK

Ailem Gaziantep’te yaşıyor, ben Ankara’da yaşıyorum. Cenazeyi Gaziantep’e götürecektik. İnternetten araştırdık, sivil cenaze işlemlerine... Birisine ulaştık. Tabut sattı bize, aldık. Kardeşimin naaşını çıkarmamız gerek adli tıptan, bu bulduğumuz adam da girmek istemiyor içeri: “Abi ben Adli Tıp’ın içine girersem; girip de cenazenizi arabaya getirirsem bir daha işlem yapmama izin vermezler” diyor. Parasını vermişiz adamın, içeriye girip cenazemizi almıyor. Nakliyeci bulmaya çalışıyoruz, yoldan adam çeviriyoruz... Nasıl anlatsam ki? Yasımızı tutamadık, acımızı unuttuk. Yıkılmışız ve bunlarla uğraşıyoruz ve kimse yardım elini uzatmıyor. Harbiyeliydi benim kardeşim, öğrenciydi.

"NAMAZI KILINMAZ, İMAM VERİLMEZ, ÖLÜSÜ YIKANMAZ" DEDİLER!

Zar zor aldık cenazemizi ve THY’nin kargo uçağıyla götürdük kardeşimi memlekete. Toprağa vereceğiz Ragıp’ı. Gaziantep Belediyesi Mezarlıklar Şube Müdürlüğü; “İşlem yapamayız sizin cenazenize” dedi. Cenaze namazımız kılınmaz, imam verilmez, ölümüz yıkanmazmış; kendimiz halledecekmişiz. Ettik de.

HANGİ DİNDE BÖYLESİ ZULÜM VAR?

Aynı zulmü Gaziantep’te de yaşadık. Dindar olduğunu söyleyen insanlar bunu yaptı. Bunların hiçbirinin dininin olmadığını gördüm. Herkesi geçtim, oradaki hocalar, imamlar, cenaze işleriyle ilgilenenler bile, koca koca insanlar bunları yaşattılar henüz acısıyla yüzleşme imkânı bulamayan bizlere. Bizim gözümüzde bilen insanlardı onlar; hiçbirisinin dinle alakası olmadıklarını gördüm, hangi dinde böylesi var?

Böyle anlatmıştı ağabeyi ve sınıf arkadaşı Ragıp'ı.

Yine de kendi cümleleriyle anmak isterseniz bu genç adamı; panosuna el yazısıyla yazdığı sözlere göz atmanız gerekecek:

"Bize istiklâl uğruna can vermek, Ağustos sıcağında buz gibi su içmekten daha tatlı gelir.

Bir an bile düşünmeden ölüme koşan tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun..."

Yorumlar