CHP PM bildirisinde HDP isminin neden bir kez bile geçmediğini anlatayım size

Kronolojik sırayla gidelim.

CHP 35. Olağan Kurultayı’nda alelacele bir tüzük değişikliğine gidildi.

Değişikliğe göre; olası bir erken seçim durumunda ön seçimden vazgeçilebilir, tüm milletvekili aday listeleri Genel Merkez merkezin eline bırakabilirdi.

Yazdık, çizdik, anlattık: “Yapmayın” dedik.

Yaptılar.

Sonra mevcut fezlekeler üzerindeki dokunulmazlıkların kaldırılması süreci başlatıldı.

Kılıçdaroğlu Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen ‘evet’ diyeceğiz dedi.

“Bu iş CHP’li vekillere de dokunacak, Saray’ın çizdiği rotada yürümeyelim, Paralamenter sorumluluğumuz var” diyen CHP’li vekillere “Cezaevinden korkmayacaksınız, öyle yan gelip yatarak vekillik olmaz, gidin hapis yatın” dedi Kemal Bey.

Yazdık, çizdik, anlattık: “Yapmayın” dedik.

Yaptılar.

110 milletvekiline ihtiyaç vardı. Anayasa’ya sadakat yemini eden Kemal Bey, Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen ‘evet’ dediği geçici maddenin Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi için izin vermedi.

Biraz olsun sesini yükselten milletvekillerine de CHP Kurultayı’nda değiştirdikleri tüzük maddesini gösterdiler el altından; “Ön seçimle gelmen de kurtaramaz seni, erken seçim kapıda, yeniden milletvekili yazmayız” denildi.

“Bu süreç hem CHP’li hem de HDP’li vekilleri Parlamento dışına iterek, ara seçimden Başkanlığa giden pek çok senaryoyu güçlü bir şekilde içinde barındırıyor” dedik, uzun uzun.

Yazdık, çizdik, anlattık: “Yapmayın” dedik.

Yaptılar...

Ve Kemal Bey’in Devlet Bahçeli ile birlikte omuz omuza ‘evet’ dediği Anayasa değişikliği sayesinde eş genel başkanlar dahil 9 vekil tutuklandı.

Kemal Bey ne diyecek diye bekledi herkes heyecanla.

Çıktı ve “Bunlar sivrisinek, bunlarla uğraşma. Bataklığı kurut, git Kandil’i bombala” dedi.

Devlet Bahçeli üslubu...

Ankara’dan bir meslektaşım çıkıp da; “Ama siz Kürt sorunu Parlamento’da çözülsün diyordunuz. HDP’liler Meclis dışına itelenince MHP ile mi Meclis’te meseleyi tartışıp çözüme kavuşturmayı planlıyorsunuz” diye sormadı kendisine.

Ben buradan sormuş olayım.

CHP’li vekilleri aradım; solcu olduklarını ifade eden... "Milletvekilleri gözaltında, demeç istiyorum" dedim.

Vermediler; “Grup kararını bekliyoruz” dediler.

“Off the record söylüyorum: Kabul edilemez bu” diyen bile oldu.

Kayıt dışı bir tepki.

Grup telaşla mesaj göndermişti hepsine; “susun” diyordu yönetim.

Peki bakalım, bekleyelim dedim.

Olağanüstü toplandı PM, 7 saate dayandı görüşme.

Bir bildiri getirmişti Kemal Bey: “Bu bildiriyle çıkacağız halkın karşısına” dedi.

Parti Meclisi'nde biraz homurdanma başlayıp, Fikri Sağlar’dan da “hazır bildiri” fikrine eleştiri gelince Kemal Bey’den “Peki, üç kişilik komisyon bildiri üzerine çalışsın” lütfu geldi.

Öncekiyle sonraki arasında pek bir fark yok gerçi.

Bildiriyi okudunuz.

Cumhuriyet Gazetesi’ne ve HDP’ye operasyon gündemiyle toplanan Parti Meclisi’nin bildirisinin içerisinde 'HDP' geçmiyor.

Cumhuriyet Gazetesi meselesinde bildiri netse de toplantıda tavırlar net değildi. Balbay’ın davalı olma durumu da var yönetimle, malum.

Neyse ki “sivrisinek, bataklık” tabirleri içinde geçmiyor diye seviniyoruz.

O gün Kurultay’da o tüzük maddesi için ellerini kaldıran milletvekilleri, siyasi ikballerini Kemal Bey’in iki dudağının arasına teslim ettiğinden beri Kurultay’da PM listesini delik deşik yapmak da kâr etmedi işte.

Ne söylediysek birer birer gerçekleşmiş olması müneccim olmamızdan değil, kendileri de biliyor bunların yaşanacağını.

Seslerini çıkaramıyor olmalarının, o bildiride bir kez bile HDP'nin isminin geçmiyor olmasının nedeni bu "erken seçim" sopası ve "ön seçim" tehdidine ilişkin ne yazık ki.

İlk kurultayda demokrasi vadedip, son kurultayda otokrasi sundular.

Seçimle gelen seçimle gitmez her zaman oysa. Masa başında delege yazıp, sistemi hiçbir halkasından kırılmaz hale getirip seçimi işaret etmek de koltuğa yapışmanın meşru olmayan ama yasal bir yöntemi elbet.

İstifa da çoğu zaman bir yol açma, demokrasiyi işletir hale getirme aracıdır.

Ahmet Şık'ın da dediği gibi, mesele muhalefetin "Recep Tayyip Erdoğan gitsin" yerine "Kemal Kılıçdaroğlu gitsin" dememesinde biraz da.

***

KİM NE DEDİ?

İLHAN CİHANER, Parti yönetimine Yenikapı eleştirisi ve yasama önerisi getirdi: “Hükümete teslim olduk, HDP’nin adını bile anmıyoruz, böyle tespit de olmaz çözüm de olmaz. Meclis’teki faaliyetlerimizi tartışalım. Meclis’ten çekilmeyi biz de düşünebiliriz.”

MEHMET TÜM:

“Demokratik cephe siyaseti kuralım, topluma çağrı yapalım. CHP olarak biz öncü olalım. Eren Erdem’e saldırı yapıldığında net tepki verseydik Bülent Tezcan’a saldıracak cesareti bulamazlardı.”

GAYE USLUER:

“Partimizin tutumu belirsiz ve merkez güdümlü ilerliyor. İstişare yok, net bir politikamız yok. Bu yaşadığımız günler dokunulmazlık oylamasının sonucu. Sadece HDP’liler değil, bizim arkadaşlarımıza da dokunucaklar. O gün ne tepki göstereceğimiz belli değil.”

GAMZE İLGEZDİ:

“Sağ partiler gibi hareket etmekten vazgeçmeli ve yüzümüzü gerçek anlamda sola dönmeliyiz artık.”

ALİ ÖZGÜNDÜZ:

“Dokunulmazlık’ta ‘evet’ dememiz doğru bir hamleydi. Başkanlık referandumuna hazırlık yapmalıyız. Şimdiden Başkan adayı belirlememiz doğru olacaktır.”

HAKKI SÜHA OKAY:

“Radikal kararlar almamız gerekiyor. Başkanlık geliyor, kapıda. Gündelik üslup kullanarak bu işi sürdürmemiz imkansız.”

EREN ERDEM:

“Meclis’ten çekilmeyelim ama artık daha sert muhalefet yapalım. Grubun tamamını devreye sokalım, sahada kitlesel mitingler organize edelim.”

ZEKİ KILIÇARSLAN:

“Pasif direniş ve sivil itaatsizlik eylemleri düzenleyelim.”

ALİ ŞEKER:

“En büyük hedef CHP’li vekillerdir, AKP’nin ilk hedefinde bizler varız. Arkadaşlarımıza dokunacaklar, bunu herkes iyi görmek zorunda.”

MAHMUT TANAL:

“Erken seçim isteyebiliriz.”

***

KEMAL KILIÇDAROĞLU:

Ben siyasetimle herkesi ikna edebilirim ama siz çalışmıyorsunuz. Sizler sürekli delege kovalıyorsunuz. Neredeyse ön seçim yaptırmayacağım artık! Ben tek başıma siyaset yapıyorum. Dokunulmazlığa “evet” dememiz de doğruydu. Siz cezaevinden korkuyorsanız bu sizin sorununuz! Kafanıza göre demeç veriyorsunuz, kadromuz yüzünden başarısızız.”

***

Not: Cumhuriyet Gazetesi’ne kayyım atanacağı söylentisi CHP PM’nin gündemine pek yansımasa da hem gazetede hem de okurlarda büyük bir hayal kırıklığı içeren belirsiz bir sürece döndü. Yönetim okurların nasıl bir katkı sağlayabileceğine ilişkin net yollar sunarsa faydalı olacağı kanısındayım. Hatta bu sürece okurla birlikte karar vermesinin daha etkili ve yerinde bir karar olacağını düşünüyorum. #CreativeCommons #OpenData / mantığında Cumhuriyet yönetiminin arşiv sitesini herkesin erişimine açması önerisinde bulunayım ben de. Gazeteyi batırmak için gelecek kayyıma tek bir kuruş ödemek istemiyorum. Bunu tartışalım, ne yapabiliriz? Neoliberal faşizmin önünde sistemin araçlarının değil, kollektif bilincin durabileceğine olan inancım gazetenin geçmişi kadar sağlam! Ma'şeri vicdan, müştereklerimizden olan bir gazetenin yönetiminde de söz sahibi olmamız gerektiğini söylüyor zira.

#CumhuriyetMüşterektir 

Yorumlar