301 madenci Melike Doğru Dikili'de tatil yapabilsin diye öldüler

İşçi soykırımının zeminini hazırlayan, önleyemeyen, katliama seyirci kalan, sessiz kalan herkes hesap verecek.

Böyle diyerek çıktım yola.

Maden faciasının meydana geldiği o acı 13 Mayıs'tan beri yüzlerce hayat değişti; Soma'ya giderilemeyen bir acı yerleşti. Artık hiçbir şey aynı değil ne yazık ki.

301 canımızın yeraltındaki zindanlarda nefesleri tükenerek düştüklerinden beri faciaya zemin hazırlayan sebepleri araştırdım; yüzlerce işçiyle görüştüm, onlarca yazı yazdım, haber yaptım. Soma benim vicdanım oldu, günlerce gecelerce Genel Kurul'u, komisyonları takip ettim.

AKP'li vekillerin Manisa'da kömür, inşaat, madencilik, nakliyat gibi pek çok alanda çevrilen yolsuzluklarda kilit isimler olduklarını gördüm, spor kulübü üzerinden çevrilen para akışını, kömür istikhaklarının “ranta yandaşa” nasıl peşkeş çekildiğini ortaya çıkardım.

Ne kadar tehdit de alsam doğru bildiğimi yazmaktan vazgeçmedim. Kalemim kime dokunursa dokunsun, vazgeçmeyeceğim de.

Maden emekçilerinden gelen teşekkürler, baronların tetikçilerinden güçlü naralarla gelen küfürler.. Beni yanlış yönlendirmeye çalışanlar, işlerini kaybetmek pahasına yaşadıklarını paylaşanlar..

Cem Karaca’nın dediği gibi; “Alkışı duydum, ihaneti gördüm”.. Bir kez daha bilendim ve tekrar özümseyerek anladım ki; “Emek en yüce değer.”

Bir baktım ki dosyalar birikmiş, birikmiş dağ olmuş. Kirlenmiş parlamenterlerden ümit bekleyen maden emekçileri yalnız bırakılmış, verilen sözler tutulmamış.

Maden emekçisi yine kaderlerine terk edilmiş; yarın bir gün aynı ocaklarda yitip gittiklerinde arkalarından sebep gösterilecek "kader"lerine..

Buradan 13 Mayıs'ta maden emekçisi kardeşlerime verdiğim sözü yineliyorum; kalemim her zaman onların sesi olmaya devam edecek.

Maden baronlarının sözünü ve çıkarlarını kendi siyasi ve ticari çıkarları için parlamentoya, komisyonlara, devletin ilgili kurumlarına taşıyanlar ümitlerinizi kırmasın.

İşçi sınıfının haklı ve onurlu mücadelesinin karşısında hiçbir satılmış parlamenter, hiçbir patron duramaz. Bu isimler hangi noktada durduklarını iddia ederlerse etsinler, maden emekçisi işçi sınıfının yanında yer almayı beceremeyen ve kirli siyaseti kendisine şiar edinen herkesi, alnının teriyle tarihin saklı köşelerine gönderecektir.

Yeter ki haklılığımızdan gelen gücümüze inanalım.

76 milyonun vicdanına dokunan acı facianın ardından gönderdiği yardımları bir lütufmuş gibi işçinin onurunu kırarak, haksızca bir paylaşımla dağıtanlar bir yanda, bayramı burukluk ve yoksulluk içinde geçiren emekçiler öbür yanda, emekçilerin ekmeğinin üzerinde yükselerek yüz binlerce Dolar’lık araçlarıyla lüks içerisinde yaşayan firma yöneticileri başka bir yanda hayatlarını idame ettirirken, kafamdaki sorular haklılığımızın verdiği öfke ile güçlenerek bu yazının satırlarını oluşturdu.

52 TL’lik elektrik borcu için GEDİZ A.Ş. tarafından elektriği kesilen madenci kardeşim, yoksulluğun pençesinde, dayıbaşlarının işbaşı baskısında mücadele verirken, tutuklanan Genel Müdür Ramazan Doğru’nun AKP’li Belediye Meclis Üyesi Eşi Melike Doğru’nun nasıl olup da lüks içerisinde yaşıyor olduğuğunu irdeleyelim istiyorum hep birlikte bu kez.

Manisa’da yaptığım araştırma neticesinde Kiraz Tuhafiye’nin sahibi, kendi yağında kavrulan babanın kızı Melike Kiraz’ın, bir anda işçi derneğinin adına tesisler kurduğu, kontenjandan belediye meclis üyesi yapıldığı, Soma’da siyaseti açıkça dizayn ettiği güçlü kadın Melike Doğru’ya nasıl dönüştüğüne bakalım.

Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’nin idari işlerinden sorumlu hale getirilen Melike Doğru’nun sessizliğinin altında yatan suçluluk duygusu mu diye düşünürken, İzmir Dikili’de yeni kurduğu hayatına gayet mesut bir şekilde devam ettiğine tanıklık edince başka bir sebebi olduğuna kanaat getirdim.

Yüz binlerce Dolar’lık jeepinin plakasını dahi İzmir plakaya çevirerek, Bademli’de açtığı işletmeyle geçimini sağlayan Melike Doğru, hem oğlu ile birlikte tatilini yapıyor hem de hiçbir maddi sıkıntı çekmeden geçimini sağlayor.

İşçileri derneğin tesisinde Celalettin Gökaşan ile birlikte işbaşı yapmamamaları durumunda tazminatlarının verilmeyeceği şeklinde işçileri tehdit eden Ramazan Doğru ve Melike Doğru’nun şöförü bu ticaretin neresine nasıl konuşlanmış, bunu da izah eder mi dersiniz?

İşçilerin maaşlarından dernekteki sandık adına kesilen kredi paralarının bir çoğu işçilere iade edilmemişken, dernekle olan ilişkisini şeffaf bir biçimde ortaya koyamayan Doğru, Soma Spor Kulübü için yine işçi bordrolarına yansıyan kesilen paraların da hesabını verebilmiş değil.

Soma Spor Kulübü’nün eski başkanı, şimdiki yönetimde Başkanvekili olarak görev yapan Gökhan Gür’ün yakın arkadaşı olan Melike Doğru, eşinin Fahri Başkan olarak tanındığı kulübe aktarılan paraların akıbetini açıklar mı dersiniz?

Ya da patron Alp Gürkan’ın oğlu Can Gürkan’ın işçilere kurban parası olarak gönderdiği 500 bin TL ile Melike Doğru’nun Dikili’de şu anda çalıştırdığı işletmesi alınmış mıdır dersiniz?

Kaymakam’ın da haberdar olduğu, Gökhan Gür’ün rüşvet pazarlığını belgeleyen eski yönetici Melih Yavaş rüşvetin ses kayıtlarının yer aldığı belgeleri neden açıklamıyor dersiniz?

Soma Spor’un maçlarında Ramazan Doğru lehine sloganlar attırılarak keseleri doldurulan, bugün de güvenliği sağlanmayan madenlerin açılarak partonlar üretimle kazançlarını sürdürsün diye topladığı imzalarla Meclis’e giden bazı madencilerin yeni Soma Spor Kulübü Başkanı Sinan Vardar’ın etrafında bu kadar dolaşmalarının sebebi, kulübün taraftar derneği aracılığı ile sahip olmak istedikleri lokali işletmek aruzusundan mıdır dersiniz?

İşte Melike Doğru, işte Spor Kulübü.

İşte yoksulluğun pençesinde ölümü bekleyen madenciler.

İşte dünyanın adaleti, işte patronun düzeni.

Tek bir kuruş kirliliğe batmadan bu düzenin yıkılması için mücadele veren ve yılmadan direnen herkese selam olsun.

 

Yorumlar