Özgür Özel: "Madenler kapatılmasın ama Alp Gürkan da işletmesin, devlet işletsin"

Soma’da facianın meydana geldiği ocak olan Eynez, Atabacası ve Işıklar’ın kapatılmasının ardından Haziran Direnişi’nin simgesi haline gelen Gezi Parkı’nda Soma’da maden işçilerini yutan kara deliğin nöbetini tutan sistemi konuştuğum CHP Manisa Milletvekili Özgür Özel, bölgede siyaset, sermaye ve sendika üçgenine eklenen kirli ve sarmal ilişkileri tüm samimiyetiyle anlattı.

İş güvenliğine dair hiçbir yasal düzenlemenin yapılmadığı madencilik sektöründe, facianın yaşandığı 13 Mayıs sabahında ocaklar ne kadar güvenliyse, bugün de o kadar güvenli olduğunu kaydeden CHP’li Özel, Alp Gürkan’ın daha fazla üretim yapabilmek için işçileri işsiz kalmakla tehdit ettiğini ve hükümete şantaj yaptığını kaydetti. Türkiye’nin bir gerçeği olarak madenlerin işletilmesi gerektiğini belirten Özel, bu ocakların kayyuma devredilerek, teknik tüm donanıma sahip olan TKİ ve ELİ tarafından işletilmesi gerektiğini söyledi.

Meclis Araştırma Komisyonundaki çalışmalarından bahseden Özel, cezaevi ziyaretleri sırasında AKP’li Komisyon Başkanı Ali Rıza Alaboyun’un bilirkişi raporunu itibarsızlaştırmaya yönelik Komisyon adına açıklama yapabilmek için kendilerinin tabiri caizse cezaevine ‘kilitlendiklerini’ ve Komisyonda etkin muhalefet adına maden emekçileri için neler yaptıklarını anlattı.

Facianın meydana geldiği 13 Mayıs’tan itibaren, arama kurtarma çalışmaları tamamlanana kadar uykusuz bir şekilde madende ve soğuk hava depolarında ceset teşhisleri sırasında ailelerle birlikte bekleyen Özel, o korkunç günlerin kendisini de kötü etkilediğini fakat psikolojik bir yardım alma fırsatı olmadığını ifade etti.

Soma’yı “turnusol kağıdı” olarak tanımladınız daha önce birkaç kez. Soma neden turnusol kağıdı?

Evet, Soma aslında bir turnusol kağıdı. Soma’da emeği ile geçinenleri önce birer birer, sonra toplu olarak yutan kara deliği 3S ile tanımlamıştım daha önce. “Soma’da sermaye, siyaset ve sendikadan oluşan 3S ile bermuda şeytan üçgeninden oluşan kara delik 301 işçiyi yuttu” demiştik. Şimdi buna 3S daha eklendi. Ortaya hala tam olarak çıkmamış kirli ilişkileri irdelemeden Soma’yı anlamak mümkün değil. Birkaç örnekle meseleyi açmaya çalışayım.

FACİANIN OLDUĞU MADEN, AKP’Yİ FİNANSE EDEN FİRMANIN

Mesela AKP’nin birinci sıradan seçilen Belediye Meclis Üyesi Melike Doğru, firmanın Genel Müdürü Ramazan Doğru’nun eşi.

Bakan Taner Yıldız’ın Ramazan Doğru’yla üç saat işçileri aç bırakarak gelip iftar yaptığı ve sonra da Türkiye’nin en güvenilir ocağı dediği maden burası.

AKP’nin seçimini Soma’da Soma AŞ, Manisa’da bu firma ve birkaç büyük firma birlikte finanse ediyor.

Siyaset sermaye ilişkisi çok net ortada.

SENDİKADA PATRONUN İŞARET ETTİĞİ LİSTEYE OY VERMEYEN İŞÇİLERİN DEFTERİ DÜRÜLDÜ

Bir de sendika boyutu var. Kaza olduğunda MADEN-İŞ’in yöneticilerinden 4 tanesi patronun belirlediği adamlardı. İşçiler seçti ama oy zarflarını kapalı verdiler işçilere. İşçiler kime oy attıklarını bile bilmeden gittiler, oy verdiler. Sen o zarfı oraya atmayabilirsin aslında. Zira 300 – 400 atmayan işçi çıkmış. Onların da defterini kısa sürede dürmüşler ya da defterini düremeden madende ölmüşler iki ay sonra. Yani patronun sendikası.

Siyaset sendika sermaye sarmalının bu ölümlere neden olduğu kesin ama bu da bir sonuç, sebebiyet değil tabi ki. 3S diyorduk, 3S daha öğrendik dedik.

SOMA SPOR KULÜBÜ DE FİRMANIN KONTROLÜNDEYDİ

Dördüncü S, Soma Spor Kulübü. Bu kulüp de bu madenin kontrolündeymiş. Yıllardır kulübün yönetiminde Soma AŞ’nin yöneticileri varmış. Firma spor kulübüne sponsor olmuş ve işçilerin maaşlarından kulüp için para kesilmiş sürekli. Yeni yönetim de çok acayip şimdi Rıdvan Dilmen, Tanju Çolak var, her takımdan efsane adamlar var. İlginç, değil mi?

MELİKE DOĞRU’NUN ADININ OLDUĞU TABELAYI TAŞLAYAN İŞÇİLERDEN TABELANIN BİLE PARASI KESİLDİ

Beşinci S, sosyal hayat. Onu da ellerinde tutmak için Sosyal Dayanışma Derneği kurmuşlar. İşçi işe başlarken bir sürü kağıt imzalatılıyor, derneğe maaşından para kesiliyor. Çoğu bilmiyor bile kesildiğini. Acayip bir fon oluşuyor, o fonla bir düğün salonu yapmışlar. Adını da Melike Doğru düğün salonu koymuşlar. Faciadan iki gün sonra taşla kırdılar işçiler Melike Doğru isminin olduğu tabelayı. Ama düşünebiliyor musunuz, kırdıkları tabelanın parası bile onların maaşından çoktan kesilmişti, farkında değillerdi.

BİLİRKİŞİ RAPORU SAVCILIKTA NASIL SÜMEN ALTI EDİLMEK İSTENİLDİ?

Son S de savcılık. Onda da 3 tane S var, Soma soruşturmasının savcısı. Savcılık, “İddianame çıkmadı çünkü ortada bilirkişi raporu yok” diyordu. Ben bu bilirkişi raporunun peşine düştüm, 17 Eylül günü bir soru önergesi verdim ve basın açıklaması yaptım, ertesi gün bilirkişi raporu soruşturma dosyasına sevk denilerek soruşturma dosyasına eklendi. Edindiğim bilgilere göre bu rapor Temmuz’un 25’inde hazırmış, gelmiş savcılığa verilmiş. “Bu raporu Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce vermeyin, siyasi sonuç doğurur” demişler, geri yollamışlar. Seçimin ilk turundan sonra bilirkişi heyeti tekrar gitmiş, raporu vermişler. Rapor okunmuş, Ağustos’un sonunda açmış telefon heyete, “Raporu yazmışsınız, bu rapor sadece Türkiye’de değil, AİHM’de de hukuki sonuç doğurur, siyasi sonuç da doğurur. Burada hükümetin maden politikalarını, özelleştirme politikalarını eleştiriyorsunuz. Ayrıca yarın AİHM’de ağır cezalara çarptırılırız. Bunun siyasi taraflarını atalım, hukuki sonuç doğuracak tarafları kalsın” demiş. Ben bilirkişi heyetini cesareti ve yaptıkları iş açısından söylüyorum namuslu davranması dolayısıyla kutluyorum. Bilirkişi heyeti aralarında tartışmışlar, 5 Eylül’de kayıttan geçirmişler. 17 Eylül gününe kadar bu rapor yine ortada yoktu, sümen altı ediliyordu. Biz çıkıp da rapor nerede diye sorunca savcılığa sevk edildi. Bilirkişi raporu faciayı doğru yerlerden analiz ediyor.

“SOMA KOMİSYONU BAŞKANI BİZİ CEZAEVİNE KİLİTLEDİ”

Bilirkişi raporunun ortaya çıkmasının ardından bizim Soma Komisyonu Başkanı Ali Rıza Alaboyun bizi hapishaneye kilitleyip, dışarıda basın açıklaması yaptı. Aliağa cezaevinde Soma’nın tutuklu yöneticileri ve çalışanları ile ziyarete gittiğimizde ilk görüşmeleri yaptık, öğle arası oldu. Yanımızda telefonlarımız yok, arabada bıraktık. Hiçbir iletişim aracı yok. Biz yemek yerken bizi cezaevinde bırakıp, dışarı çıkıp açıklama yapmış Başkan. Demiş ki, “Burada duyduklarımız araştırmalarımız Komisyonumuzda şöyle bir kanaat oluşturdu, bilirkişi raporu iyi değil, yenisini talep edeceğiz”.

“BİLİRKİŞİ RAPORUNU İTİBARSIZLAŞTIRMAYA ÇALIŞANLAR ÖLENLERİ SUÇLAYAN BİR RAPOR BEKLİYORLARDI”

Oysa biz bir araştırma komisyonuyuz, soruşturma komisyonu değiliz. Bilirkişi raporu soruşturmaya dair bir enstrüman, bizim hiç ilgimiz yok. Ama ertesi günden itibaren bütün basında bilirkişi raporunu itibarsızlaştırmaya çalıştılar. Çünkü onlar Zonguldak’taki gibi sadece ölenleri suçlayan bir rapor bekliyorlardı. Ben facianın 5. günü savcılık makamını aradım, gözaltı yaptınız mı diye sordum. Savcı bana “Sorumluların hepsi öldü zaten, kimi tutuklayacağım” dedi.

Soma’yı turnusol kağıdı yapan sebeplerden sadece birkaçını sıraladınız aslında. Peki, işçi sınıfının Soma’dan çıkardığı bir ders olduysa, bu ne oldu sizce?

Soma’da 301 kişi ölürken dahi toplu halde hareket etmenin ancak bu sınıfın kurtuluşu olacağını ispatladı işçi sınıfına. Soma’dan sonra Türkiye’de 20 madenci daha öldü. Hayatını kaybeden 301 madenci için yapılan yasal düzenlemeden faydalanamadı aileleri mesela, daha önce hayatını kaybeden diğer madencilerin yararlanamadıkları gibi. Yapılan yasal düzenlemede işçiler bir daha ölmesin diye iş güvenliğine dair hiçbir değişikliğe gidilmedi. İşçi sınıfının kurtuluşunun anahtarı birlikte hareket etmede ve dayanışmada gizlidir.

“MADENLER ÖZELLEŞTİRİLMEDİ Kİ KAMULAŞTIRILSIN”

Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’nin üretim izni olan Işıklar ocağında izin iptal edildi ve Alp Gürkan Soma’ya gitti, tüm ocakların kapatıldığı duyuruldu. İşçiler işsiz mi kalacak, bu saatten sonra ne olacak? Siz tartışmalara hangi boyuttan bakıyorsunuz?

Tartışmayı başka bir boyuta çekmeye çalışıyorlar. Bu madenler Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’ye ve Alp Gürkan’da muhtaçmış gibi bir algı yaratmaya çalışıyorlar. Bu madenlerin gerçek sahibi Türkiye’deki tüm insanlar. Özelleştirilmemiş bir şeyin kamulaştırılması söz konusu olamaz. Bu madenleri zaten devletin işletiyor olması lazım. Muvazaalı anlaşmalar yoluyla, kanunun da etrafından dolanarak, rödovans diye bir şey de icat ederek birilerine de rant sağlıyorlar. İşçinin emeği sömürülüyor ve işçinin de devletin de parası cebinden çalınıyor. Bilirkişi raporunda heyet “TKİ’nin ve ELİ’nin asli görevi kömür çıkarmak, bununla ilgili teknik donanımları, bütçeleri, her şeyleri var. Bu kömürü neden kendileri çıkartmıyorlar da başkasına çıkarttırıyorlar” diye soruyor. Bana kalsa, 3 Temmuz’da verdiğim önergelerde dediğim gibi; idari ve teknik bir kayyum atanmalı ve bu madenleri TKİ ve ELİ kendisi işletmeli.

“ALP GÜRKAN SAHAYA PET ŞİŞE ATSA BİR DAHA MAÇ İZLEYEMEZDİ”

Alt işverene teslim etmeden, kendisi işletmeli diyorsunuz yani.

Evet. Ayrıca madencilik için ne Alp Gürkan’a ne de Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’ye muhtaç değiliz. Birisi Soma’da şantaj yapacaksa, birisi Soma’da tehdit edecekse, birisi Soma’da sesini yükseltecekse en son kişi Alp Gürkan’dır yani. Alp Gürkan bir futbol maçını izlemeye gitse, pet şişe atsa sahaya tekrar maçı izleyemez. İhaleye fesat karıştırsa, devleti 301 TL’lik zarara uğratsa hayatı boyunca bir daha devlet ihalesine giremez. 301 maden emekçisi ölmüş, neden Alp Gürkan madencilik yapabilsin zaten artık?

“90 KİŞİNİN ÖLDÜĞÜ YERDE 350 OKSİJEN MASKESİ VAR VE SADECE YÖNETİCİLER BİLİYOR”

Maliyeti düşürmek konusunda mahir olduğunu öğrendik gerçi.

Maliyeti 23 Dolar’a düşürdüm diye övünen Alp Gürkan, sadece 24 Dolar’a çıkarsaydı, bakın sadece 1 Dolar’lık artış gerçekleştirseydi, Eynez hakikaten dünyanın en güvenli maden ocağı olurdu, 301 işçi de ölmezdi. 3,5 milyon ton kömür çıkartıyorlar yılda. Üzerine 1 Dolar koyduğunda, 3,5 milyon Dolar eder. Sen bu parayı iş sağlığına ve güvenliğine harcansaydın bu facia yaşanır mıydı? Üretimi kapasitenin üzerinde yaptın, yaşandı diyelim. Karbonmonoksit maskesi 300 TL, Oksijen maskesi 900 TL. İşçi başına 600 TL’lik fark yüzünden öldü işçilerin çoğu. 90 m ilerideki nefeslikten S panosundaki kurtulan 5 işçi dışında işçilerin haberi olmadığı için. Kutularda 350 tane oksijen maskesi varmış, işçilerin haberi yokmuş. Sadece yöneticiler biliyormuş. Denetlemede şart da yok, bir şey olursa işçiler bunu kapışmasın, biz yöneticiler alır gideriz mi diye düşünmüşler diye geliyor insanın aklına. Üst üste 90 kişinin öldüğü yerde 1 metre ötede bir kutu ve içi ağzına kadar oksijen maskesi dolu.

“ALP GÜRKAN İŞÇİLERİ TEHDİT EDİYOR, HÜKÜMETE ŞANTAJ YAPIYOR”

Peki Alp Gürkan’ın ocakları kapatarak işçileri evlerine göndermesi devlete şantaj mı o zaman?

Ben öyle görüyorum. İşçileri işsiz kalmakla tehdit ediyor, hükümete de “Ben burayı işletmezsem bu işçiler sokağa dökülür” diyerek şantaj yapıyor. Bence işçilerin sokaklara dökülmesi gerekirse, “madenleri devlet işletsin” diye sokaklara dökülmesi lazım. Geçen sefer sokağa indiklerinde talepleri buydu zaten.

“ALP GÜRKAN MADENLE İLGİLENMİYORSA NEDEN PAZARLIK MASASINA OTURUYOR?”

Can Gürkan içeride, Ramazan Doğru içerde, Akın Çelik içeride, neden Alp Gürkan içeride değil?

Evet, neden değil? Alp Gürkan, “Benim Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. ile bir ilgim yok, Yönetim Kurulu Başkanı değilim, madencilikle ilgilenmiyorum, ben emekliyim” diyor. Şimdi gelmiş Soma’ya; Valiyle, Kaymakamla, MİGEM’le konuşuyor, madencilik yapıyor yani. Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’nin sorumlusu Alp Gürkan ise bilelim, Soma’nın da hesabını ondan soralım. Soma’daki maden pazarlığına neden Alp Gürkan giriyor? Onu da anlamış değiliz yani.

ÇSGB müfettişlerinin Işıklar ocağına yaptığı denetimde üç eksik bulduklarını ve üretimi durdurduklarını yazdık, Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’den de haberimizi teyit eden bir açıklama geldi. Sizce şimdiye kadar “kusur bulunmamıştır” diyen müfettişler bugün neden kusur gördü? Toplumsal baskı mı, çekiniyorlar mı, tedirginler mi? Siz nasıl yorumluyorsunuz?

30 metre üretim izleri varken, 50 metre ilerlemişler. Görüştüğüm işçiler, “Biz burada kömür çıkartıyoruz, yarı mekanize olarak üretim yapıyoruz” diyorlardı. Bunlar doğrulanmış oldu. Ben maden faciasından önce kusur bulmayanların, maden faciasından sonra kusur buluyor olmasının sebebini, kamuoyunun faciayı gündeminde tutuyor olmasına ve kamuoyunda hassasiyetinin yoğunluğuna bağlıyorum.

“BEN MADENLER KAPATILSIN DEMİYORUM AMA ALP GÜRKAN İŞLETSİN DE DEMİYORUM”

Peki sizce bu durum, Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.’de aslında hiçbir şeyin değişmediğini mi gösteriyor?

İçeriye kepçe sokmaları, üretimde çok ilerlemiş olmaları, daha önce duyduğumuz sensörlerin yanıltılıyor olması gelişmeleri aynı kurum kültürü ile davrandıklarını ve yine insan hayatını hiçe saydıklarını gösteriyor. Benden dönüp de “Aman, bu madeni siz işletin” dememizi bekliyorlarsa eğer, ben böyle bir şey söylemeyeceğim. Bunu böyle bilsinler. Ama Soma’nın bir gerçeği var; bu madenlerin işletilmesi gerekli.

“MADENLERİ GERÇEK SAHİBİ OLAN TKİ İŞLETMELİ”

Öyleyse, siz madenler kapatılmasın mı diyorsunuz?

Ben madenler kapatılmasın diyorum ama açık kalsın da Alp Gürkan işletsin demiyorum. Bu madenleri gerçek sahibi TKİ işletsin diyorum. Bunun için de üniversitelerden hocaların içinde olduğu, Maden Mühendisleri Odasından temsilcilerin içinde olduğu bir kayyum heyeti kurulsun. En doğru kararı onlar versinler diyorum.

“CAN GÜRKAN’IN EN BÜYÜK PİŞMANLIĞI”

Soma’nın sorumluları demişken, aynı zamanda tutuklu yöneticileri Soma Komisyonu olarak ziyaret ettiniz. Ziyaretiniz sırasında en ilginizi çeken gelişme ne olmuştu?

Öncelikle Can Gürkan’a “Tüm bu yaşananlarda en büyük pişmanlığınız nedir” diye sorduğumda “Şirket olarak basın toplantısı düzenlemek” cevabını anlınca çok şaşırdım. Yani iş güvenliği gibi bir cevap bekliyorsun, 301 kişi ölmüş o sana “şirketin basın toplantısı” diyor. Facianın ardından kamuoyunda büyük bir infial oluşmuştu, Can Gürkan’ın hani “en büyük pişmanlığım” dediği basın toplantısının da etkisi büyüktür aslında bu infialde. Bir anda herkes yaşlı gözlerini madenin kapısından çevirip, “Bu işin bir sorumlusu olması lazım” diye sorduğunda, bunlar pişkin pişkin “Üretime ne zaman geçeceksiniz” diye soru sordurttular kendilerine o toplantıda.

“TUTUKLU DİPLOMALI İŞÇİLER”

Tutuklu teknikerlerin ve mühendislerin durumlarını nasıl değerlendiriyorsunuz peki? Onlarla da görüştünüz.

Cezaevinde beş tane 2000 – 3000 TL’ye çalışan, yani diplomalı işçiler vardı. Hepsi bütün suçun kendi üzerlerine yıkılmasından endişe diyordu. En olmadık adamlar denetimli serbestlik ile dışardayken, bu insanların iki üç yaşlarındaki çocuklarından ayrı tutulmalarını doğru bulmuyorum. Can Gürkan için, Ramazan Doğru için tutukluluk tedbiri, özellikle delillerin karartılması, ilişkilerin yeniden bağlanması ya da yurt dışına kaçma gibi ‘çünkü çok büyük paralar kazanmışlar’ sebeplerden dolayı tutukluluk tedbiri uygulanabilir ama diğer tekniker ve maden mühendislerinin içeride tutulmasını bir algı yönetimi olarak görüyorum. Yani tabi ki yargılanmaları gerekiyorsa yargılansınlar ama Alp Gürkan’ın elini kolunu sallayarak Valiyle, Kaymakamla pazarlık yaptığı, ayar verdiği, MİGEM müfettişleriyle yemek yediği yerde teknisyenlerin ve mühendislerin içeride tutulmasını doğru bulmuyorum.

“SOMA SÜRECİNİN EN FAHİŞ HATASI”

Demin tutuklu mühendislerden bahsederken delillerin karartılmasından bahsettik, aslında o ihtimal dışarda da hala devam etmiyor mu? Baktığımız zaman bu devlet, facianın meydana geldiği ocak olan Eynez’i kendi Komisyonu ve Bilirkişisi içeriye tamamıyla girip inceleme yapamadığı halde paket halinde hediye etmedi mi firmaya? İncelenmeyen ocakta diledikleri gibi delilleri karartamazlar mı isteseler?

Yani Soma sürecinin en fahiş hatası budur. Benim önergemde o da vardı, bu madenleri firmaya vermek yerine kayyum enine boyuna araştırsın, çalışma yapsın demiştik. Bundan uzak durdular. Hatta Soma Komisyonu Başkanı Alaboyun, -sanki bir yerden birileri düğmeye basıyor ve tek elden yönetiyorlar bunları- o günlerde Komisyonda görüşmediğimiz halde, basını çağırarak, “Eynez’e girmeyeceğiz arkadaşlar, şirkete verildi” demişti.

Siz Komisyon üyesi olduğunuz halde sonradan duymuştunuz hatta gelişmeyi, değil mi?

Evet, evet. Orada tepki gösterdim hatta. Bunu sizden gazetecilerle birlikte öğreniyoruz, neden toplantı almıyorsunuz demiştim. Bir de Komisyon 3’te 1 çoğunlukla toplanır, salt çoğunlukla karar alır. Nasıl yapabiliyorsun böyle bir şey?

“KOMİSYON MUHALEFETİN GÖZÜNDEN BİR ŞEYLERİ KAÇIRMAYA ÇALIŞIYOR”

Son zamanlarda gözlemlerime göre Komisyon böyle karar alıyor. Başkan gerekli çoğunluğu topluyor, karar alıyor ve muhalefet üyelerinin sonradan haberi oluyor.

Öyle ama Komisyon 17 kişiden oluştuğu için 4 kişi ile toplanamaz. Toplantıyı açamazlar, tutanak tutamazlar, görüşme yapamazlar. Bir de Komisyon üyelerine makul süre önce haber verilir. Habersiz toplantı yapamazlar. Komisyon muhalefetten korktuğu ve muhalefetin gözünden bir şeyler kaçırmak istediği için bizsiz toplanmayı denedi. Başardı ama tepki çekti.

Bir de şu var aslında, iki defa sizin verdiğiniz önergeler kabul edildi. Birincisi Komisyonun yurt dışında madenleri incelemesi için çıkarttıkları karardan, şimdi de HEMA’yı ziyaret amaçlı aldıkları karardan geri döndüler. Bu diğer Meclis Komisyonlarında pek rastladığımız bir olay değil. Bu etkin muhalefet nasıl sağlanıyor?

Şöyle, Komisyona yurt dışı gezisiyle ilgili ben bir ay önce “Bu gezi doğru değil, bu geziyi yapacağımız ülkeler çok tartışmalı” demiştim.

“BEN ECZACI OLARAK FARMAKOLOJİ KONGRESİNE GİDERSEM BİLİMSEL, YANIMDA MANAV GÖTÜRÜRSEM TURİSTİK GEZİ OLUR”

“Amerika’ya değil, Şırnak’a bakalım” demiştiniz.

Evet, Şırnak’a gitmeyen bir Komisyonun Amerika’ya, Avusturalya’ya gitmesi doğru değil ki. Oradaki maden sahaları Soma’daki maden sahalarına benzer yerler değil çünkü. Bir de şu eleştiriler gelecekti, en çok harcırah alınacak, uçakta en çok mil kazanılacak yerler mesela. Ayrıca biz neden gidelim? “İlla gidilecekse, o zaman da kendi paramızla gidelim, Soma üzerinden gitmek doğru değil demiştim”, ona da karşı çıkmışlardı. 17 Komisyon üyesi yerine, Komisyonun tek maden mühendisi olan Başkanı ve 16 tane de partilerin eşit olarak önereceği bilim insanları gidip görsün dedim. Ben eczacı olarak Amerika’ya bir farmakoloji kongresine gidersem bu benim için bilimsel bir gezidir, yanımda manav götürürsem onun için turistik bir gezidir.

Haliyle teknik konuları anlamakta sıkıntı çekiyor üyeler Komisyonda.

Ben yurt dışında madene gideceğim de ne göreceğim? Benim yerime bir maden mühendisi gitsin ODTÜ’den, İTÜ’den mesela.

KOMİSYON’DAKİ YURT DIŞI GEZİSİ VE PARA TARTIŞMASI

Siz gidilecekse kendi paramızla gidelim dediğinizde, sizin katılmadığınız bir Komisyon toplantısında, AKP’li bir milletvekili “Onun çok parası var, benim yok. Ben kendi paramla gidemem, Özgür Özel kendisi istiyorsa parasını versin, ben veremem” demişti, tutanaklardan okuduğum kadarıyla.

Evet, Selçuk Özdağ öyle demiş. Ama ben daha sonra Selçuk Özdağ’ın yanına gittim ve anlattım. Bakın dedim, sizin hükümetiniz Türkiye’de AKP eczacıları gelirine göre dört kategoriye ayırdı: cirosu 3 trilyonun üzerinde olanlar, 1-3 trilyon arası olanlar 700 bin – 1 trilyon arası olanlar ve 0 – 700 bin TL arasında olanlar. Ben dördüncü kategorideyim, 0-700’lük dilimde olan iki tane eczaneye sahibim, eşimin ve benim eczanem olmak üzere. Yani, en korunması gereken, batmak üzere olan eczaneler kategorisi. Türkiye’de Eczacılar Odası Yöneticilerinin eczaneleri genelde öyledir. Odalardaki yöneticiler de ücret almaz hiçbir şekilde. Odaya emek veren, eczanelerinde ticari kaygıları çok ön planda tutmayan eczacılar çok kazanmaz zaten. Selçuk Özdağ bunu duyunca, “Bilmiyordum öyle olduğunu” dedi. Selçuk Özdağ’ın ‘Özgür Özel kazanıyor’ dediği parayı benim eczanem bir yılda ciro yapmıyor. “Paranız yoksa bilim insanı gitsin, bir milletvekili 3-4 bin TL vermeyecekse de gitmesin” dedim.

“DEVLETİ DOLANDIRAN FİRMAYI ZİYARET EDİP DE NEDEN MEŞRULAŞTIRALIM?”

Peki, önergelerinizin neden kabul edildiği sorusuna dönersek?

Önergeler basında yer alınca, kamuoyu hassasiyeti oluşuyor ve geri adım atmak zorunda kalıyorlar. Gitmeyelim dediğimde de önce yapmamışlardı ama Cumhuriyet’ten Mahmut Lıcalı ve Milliyet’ten Meriç Tafolar gündeme taşıdığında AKP grubu “CHP böyle diyorsa, gitmeyin kardeşim” diyerek geri adım attı. HEMA konusunda da, gittik baktık yalancı iflas yapmışlar, bir kardeşlerine devretmişler, şirket orada çalışıyor dışarıda 80 tane işçinin kıdem tazminatlarını ödemiyor. HEMA’nın sahipleri yaptıkları rödovans anlaşmasına rağmen 9 yıldır hiç üretim yapmamış ama oraya kaçak termik santral yapmak istiyorlar. Komisyona da işçinin emeğini sömüren, devletin parasını dolandıran kurumu neden ziyaret ederek meşrulaştıralım ki dedik. Kamuoyunda ciddi bir destek bulunca hemen vazgeçiyorlar yani.

“ALDIĞIMIZ DESTEK, KOMİSYONDAKİ AKP’LİLERİ ÜRKÜTÜYOR”

Ama HEMA konusu kamuoyunda önden yer bulmadı ki. Direkt muhalefetin önergesiyle gidilmeyecek diye yer buldu. Yani başka bir şey var burada. Komisyon size rağmen bir karar almak istemiyor gibi.

Bizim Soma Komisyonunda galiba bana ve Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik kamuoyundan gelen destek AKP’yi ürkütüyor. Bunun da etkisi olabilir.

MANİSA’DA ARTAN İNTİHAR VAKALARI

Manisa özeline dönersek yeniden, özellikle faciadan sonra artan intihar vakaları benim çok ilgimi çekti. TÜİK’ten verileri inceledim, 95 yılından beri intihar vakaları aynı oranda izliyor, 2013’te 59 intihar yaşanmış. Fakat faciadan sonra bir hafta içerisinde 5 intihar gerçekleştiği oldu. Bu sizce de çok ilginç değil mi? Özellikle toplumsal bir yönelim olabilir mi; işsizlik, aile yakınlarının kaybedilmesi ya da şehrin üstünde yükselen acı gibi, intiharların sebeplerinin araştırılması için Meclis aracılığı ile de sosyolojik bir çalışma yürütülebilir mi? İnsanlara psikolojik desteğin sunulması için devlet tarafından düzgün bir teşvik ve destek sağlanmadı çünkü.

Büyük bir travma yaşandı, kolay değil ki. Putin’inden Obama’sına, Papa’sına kadar Soma’nın konuşulduğu bir yerde o acıya tanıklık etmiş kişilerin psikolojileri bozulmadan çıkması mümkün değil. Bu konuda aslında sadece ailelere, eşlere yönelik ilaç tedavisi, terapi gibi uygulamalar yaptılar ama bu konunun enine boyuna irdelenip, Soma’da da Manisa’da da halkaları da genişleterek bir toplumsal terapi de yapılması gerekebilir. Bir de şehit kavramının tartışılması lazım. Şehit deyince bu tabirin dini boyutta da bir karşılığı oluyor. “Öldü ama, üzülme çocuğun cennete gitti. Hepimiz şehit olmak isterdik, piyango ona vurdu” filan.

Genel bir “kabullendirme” algısı var.

Evet, genel bir kabullendirme ama bu yasın karşı çıkma, isyan etme aşamalarını yok sayan ve ölen kişiyi şanslıymış gibi göstermeye çalışan algıyı sosyologların, psikologların enine boyuna incelemesi gerekiyor.

Sarıklı cübbeli insanlar geziyordu Soma’da, ellerinde isyan etmemeleri gerektiğini anlatan bildirilerle.

Geziyorlardı, “İsyan etme, dua et” diye bildiri dağıtıyorlardı. Bir ara Çağdaş Psikologlar Derneği’nin çalışmalarını okumuştum, bu konuya yoğunlaşılmalı. Benim de katılacağım Boğaziçi Soma Dayanışma’sının 24-25 Ekim’de düzenlediği “Soma’yı Hatırlamak” konulu sempozyumda Çağdaş Psikologlar Derneği de gelerek, çalışmalarını anlatacak mesela.

“FACİADAN BEN DE ÇOK ETKİLENDİM AMA YARDIM ALMA FIRSATIM OLMADI”

Peki siz, facianın olduğu 13 Mayıs gününden itibaren, ‘artık bitti, dönüyoruz’ denilen ana, barajlar kapatılana kadar madenin başındaydınız. Günler boyunca saatlerce uykusuz bir halde orada beklediniz ve sürekli gelip giden cansız insan bedenlerine tanıklık ettiniz. Yani bunları hatırlatıp, okuyucuları da sizi de üzmek istemiyorum ama yaşananlar savaşta bile karşılaşılmayacak kadar korkunçtu ve siz her anına şahitlik ettiniz. Siz faciadan sonra bir tedavi gördünüz mü, psikolojik bir yardım aldınız mı?

Hayır, görmedim. Aslında o günlerde devlet hastanesinde çalışan bir psikologla karşılaştığımda bana “Faciadan siz de etkilenmişsiniz, sizin de çok ciddi bir yardım almanız” lazım demişti. Fırsatım olmadı hiç ama. Öyle de geçti gitti, biz de kendi kendimize halletmeye çalıştık biraz. Ama tabi insan çok kötü etkileniyor, ben de kötü etkilendim. Belki sağlıkçı olmamın da sebebiyle dayanma gücünün etkisi olabiliyor böyle durumlarda. Bir tedavi göremedim ama görsem iyi olurdu tabi.

Dönüp baktığımızda Soma’da değişen hiçbir şey yok aslında. Yaşanan ‘acıya alışmak’ belki zaman geçtikçe. Siz maden güvenliği açısından Soma’da 12 Mayıs sabahından bugünün hiçbir farkı olmadığını söylüyorsunuz.

AKP’li vekillere diyorum ki, Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. bir havayolu firması olsaydı... Kalkmış, 301 yolcusu varmış ve yere çakılmış. Şimdi mevcut durumda hiçbir değişiklik yapılmadan aynı firmanın uçağına çocuklarınızı bindirir misiniz diyorum, milletvekilleri, Bakanlar “Hayır, bindirmeyiz” diyorlar. Bugün tekrar uçuş izni istiyor bu adamlar, kendi çocuklarını bindirmiyorlar ama bizim çocukları bindiriyorlar.

Yorumlar