The Midnight Swim

Festivalleri severim. Hakkında çok az şey bilinen onlarca film arasından ince eleyip, sık dokuyarak bir seçki hazırlamak ve sonrasında koştur koştur o filmleri izlemek çok ayrı bir heyecandır. Sinemanın büyüleyiciliğinde keşifler yapmak, hiç tanımadığınız bir senaristin okyanus derinliğindeki metninde kaybolmak, yeni yerler görmek, yeni hayatlara dokunmak… Sinema da bu olsa gerek.

Türkiye’nin şüphesiz en önemli film festivallerinden !f İstanbul bu yıl da tonla filmi izleyiciyle buluşturdu. İstanbul izleyicisi biz Ankara’ya oranla çok daha şanslıydı elbet. İstanbul’dakinin neredeyse üçte, dörtte biri kadar film arasından seçim yapmak daha kolay olsa da Ankara’nın bu konulardaki ihmal edilmişliğinin sitemini de yapmadan geçmemeli.

Festivalde seçim yaparken muhteşem filmler keşfetmenin yanı sıra karavana da atmak mümkün. Bu yolda izleyemeyip kaçırılanlar da ayrı bir ukde oluyor insanın içinde onu da belirtmeli. Festivalde bu yıl en beğendiğim filmler The Tale of the Princess Kaguya, The Midnight Swim ve X+Y’ydi. Benim için en büyük hayal kırıklığı ise Appropriate Behavior oldu. Bu yazıda The Midnight Swim’den bahsetmek istiyorum.

Her şey hepimizin bildiği bir melodiyle başlıyor. Dandini dandini dastana… Ne olup bittiğine anlam veremiyoruz haliyle. Tanıdık ve bu toprağın insanı için uykuya davet olan sözler bu sefer gerilim tınılarıyla yankılanıyor. The Midnight Swim tuhaf bir gerilim filmi. Üç kız kardeşin, annelerinin ölümünün ardından yaşadığı bir dönemi anlatıyor. Önemli bir bilim insanı olan Amelia Brooks küçük bir kasabada, gökyüzü ve bir göl üstüne araştırmalar yapmaktadır. Göle dair çok farklı tespitleri vardır ve tüm hayatını, o sırrı bilinmeyen gizemli gölün ayrıntılarını keşfetmeye adamıştır. Ve bir gün hayatını adadığı o göl, Amelia’yı alır ve onu bilinmezliğe doğru götürür. Biz de olayların içine tam bu noktada dahil oluruz.

June, Annie ve Isa’nın zaman zaman birbirleriyle olan gerilimleri, zaman zaman anneleri ile ilişkileri, zaman zaman da geleceğe dair planları filmin ana eksenini oluşturuyor. Üç kardeşin bu trafiğinde annelerinin çıktığı yolculuk da en büyük gizemi oluşturuyor.

Filmin yönetmeni öykünün anlatımında kız kardeşlerden June’un gözünü kullanmayı tercih ediyor. June ailesine ve kendisine dair bir belgesel çekmektedir ve biz de o kameranın gözünden izleriz olanı biteni. Yönetmen Sarah Adina Smith’in bu seçimi, filme farklı bir gerilim katmış, hatta filmin büyüsünü oluşturmuş. Filmin aynı zamanda senaristi olan Smith ortaya farklı sorular atıyor. Bazen bilimsel bir gerçekle gölün sırrı çözülecek zannederken, bazen de büyülü korku masalları filmin gidişatına müdahale ediyor. Bazen ise çok daha mistik ve bilinmeyen sorular gölün öyküsünde yanıtlar arıyor. Yoksa göl, üç kız kardeşe mesaj mı gönderiyor? Kızkardeşlerin annesinin nasıl öldüğü konusu da filmin ayrı bir tartışma konusu. İntihar mı? Kaza mı?

Film her ne kadar ortalarında nereye evrileceğini belli etse de her an acaba ne olacak sorusunun gizemini korumayı başarıyor. Bu da yönetmenin kamera kullanım tekniğindeki seçimi ve doğru anda doğru hamleyi yapmasından kaynaklanıyor. Yine araya serpiştirilen ekstra gerilim unsurları, yönetmenin hayalindeki finale erişmesinde izleyiciye sunulan ufak zeka oyunları gibi yer alıyor. Ani kuş ölümleri, yedi kız kardeşin öyküsü bu unsurlardan sadece birkaçı.

The Midnight Swim her saniyesinde gizemini korumayı başarıyor. Final bölümünde ise Inception gibi farklı yorumlara açık bir sonu tercih ediyor. Bu da filmi şüphesiz daha tartışılır kılıyor. Başladığı her hikayeyi dört başı mamur bir finale taşıyor mu. Elbette ki hayır, ama sonunda ağızda farklı bir tat bıraktığı tartışılmaz gerçek. Filmin gizem perdesini aralamamak adına ne olduğunu elbette ki anlatmayacağım ama Smith’in çok farklı bir son seçtiği çok açık.

Dandini Dandini Dastana ile başlayan bu gizemli yolculuk 84 dakikalık bir sürede başarı ile tamamlanıyor. The Midnight Swim, büyük ihtimalle hiçbir sinemada göremeyeceğiniz, belki televizyonlarda bile yayınlanmayacak bir film. Hiç anlatılmamış olanı anlatmıyor, Amerika’yı yeniden keşfetmiyor ama kendisine ayrılan bir buçuk saati fazlasıyla hak ediyor. Başarılı oyunculuklar, dar kadro ve başarılı yönetmenlik iyi kurguyla birleşince ortaya kaliteli bir yapım çıkıyor. Senaristin zaman zaman kendisinin bile çelişkiye düştüğü hikaye örgüsü finaliyle izleyiciyi serseme uğratıyor. The Midnight Swim bu festivalde benim için dikkat çeken yapımlardan biri oldu. Dandini Dandini Dastana’nın bir gerilim melodisi olarak kullanılması da Türkiye izleyicisinde şüphesiz daha farklı bir etki uyandıracaktır.

 

 

Yorumlar