Prenses Kaguya Masalı

Geçtiğimiz yazıda !f festivali ve orada izlediğim filmler üstüne bir şeyler yazmıştım. Bu hafta da aynı konudan bir başka film ile devam etmek istiyorum. Festivalin programı açıklandığı gün eşimle oturduk tek tek araştırdık, hangi filme gitmeli, hangisi nasıldır, kim oynuyor, konusu ne gibi yoğun bir beyin jimnastiği yaşadık ve birer liste hazırladık. Onun listesinde seçmesinden en çok korktuğum film vardı. Prenses Kaguya Masalı.

Bu seçkide biraz önyargılı olmamın sebeplerinden birisi karşısındaki filmdi, bir diğeri ise hadi itiraf edeyim filmi küçümsememdi. Suluboya ile süslenmiş,  iki buçuk saatlik bir animasyona ne kadar katlanılabilirdi ki?  Ama yanıldım.

Evet, Prenses Kaguya Masalı tam 2 saat 18 dakika. Japon anime severlerin uzun süredir beklediği film Miyazaki’nin de ortak oldu Stüdyo Ghibli’nin eseri. Yaratıcısı ise Isao Takahata. Bu iki isim özellikle fanatikleri için çok önemli yere sahip. Prenses Kaguya Masalı da bu müthiş ekibin son başyapıtı.

Öncelikle şunu belirtmeli. Doğu ile batının animeleri arasında 180 derecelik bir fark var. Prenses Kaguya Masalı’ndan Pixar, Disney stüdyoları gibi görsel şov beklerseniz hayal kırıklığı yaşarsınız. Öykünün anlatım tarzı ve dili de batının yapımlarına oranla çok daha şiirsi ve filmin adında da geçtiği gibi masalsı. Felsefi ve kültürel tarzdaki farklıklar doğu, batı animeleri arasında da haliyle karşımıza çıkıyor. Prenses Kaguya Masalı derin, bol katmanlı ve destansı bir öyküyü barındırıyor içinde.

Masal bu ya… Bir gün yaşlı bir oduncu ormanda dolaşırken, bir bambu ağacının arasında bir parıltı görür. Hemen merak eder ve şıpınişi oraya gider. Bir de bakar ki ne görsün. Çalıkuşundan biraz büyük, serçeden biraz küçük bir kız çocuğu. Gözleri desen çakıl taşı… Adeta bir prenses… Oduncu şaşkınlıkla alır prensesi evine döner. Evi alır hemen bir telaş. Daha gün bitmeden bir de bakarlar ki, ağızları bir karış açık kalır. Prenses hızla büyür.

Gün geçer, yeni gün başlar. Oduncu her gün olduğu gibi ekmeğinin peşinden koşturur yine ormana. Bambu ağaçları arasında dolaşırken yine bir parıltı görür. Bu sefer de bir bakar bir kazan dolusu altın. Prenses hızla büyür. Bambulardan gelen hediyelerle, bambular kadar hızla büyür. Arkadaşları ona küçük bambu ağacı dese de, oduncu buna kızar prenses o der.

Bir gün oduncu alır karısını ve prensesi, göçer büyük şehre. Büyükçe bir saray yaptırır. Tüm zenginliğini saraya harcar. Prensesin şehre gelmesi de tüm zenginleri, soyluları iştahlandırır. Çünkü öyle bir güzelliği vardır ki prensesin, dillere destan. Kimse onun yüzünü görmemiştir ama herkes onun güzelliğini konuşmaktadır. Kendisi ile evlenmek isteyen soylulara zorlu görevler vererek onların aşkı için neler yapabileceğini görmek ister.

Gelgelelim prenses mutlu değildir. Bir şeyler onu rahatsız etmektedir. İlk çocukluğunun geçtiği oduncu kulübesini özlemektedir. Oradaki ilk aşkını özlemektedir. Bambu ağaçlarının arasındaki koşturmaları özlemektedir. Heyhat, her şey değişmiştir. Zaman hızla geçmektedir ve hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Peki Prenses Kaguya nasıl mutlu olacak?

Uzak doğunun bilinen bir masalından yola çıkılarak anlatılan Prenses Kaguya Masalı biraz çevreye, biraz göçe, değişen ilişkilere, zenginliğe ve insanın ne aradığına yönelik soruları barındıran gerçek bir başyapıt.

Prenses Kaguya Masalı ülkemizde de bu hafta gösterime girdi. Süresi uzun gibi gelse de, dili ile, müzikleri ile ve anlattıkları ile uzun süre unutamayacağınız bu eşsiz serüveni mutlaka ama mutlaka izlemenizi öneriyorum.

Bir de not düşmek istiyorum. Film bu sene en iyi animasyon kategorisinde Oscar ödüllerine adaydı. Ödülü Big Hero 6 aldı. Aday olan filmlerin hepsini izledim. Big Hero 6 çok eğlenceli ve güzel bir film. Benim kriterlerimde How to Train Your Dragon 2 ise ondan bir adım daha üstte. Prenses Kaguya Masalı ise onlardan kat kat iyi, çok daha dokunaklı ve eşsiz bir başyapıt. Oscar’ı çalınan Kaguya Masalı’nı kaçırmayın.

 

Yorumlar