Gergedan

Gregor Samsa bir sabah yatağında sıkıntılı rüyalarından uyandığında, kendini dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu…

Gergedan’ı izlerken aklımın bir yerinde hep Kafka’nın Dönüşüm’ü vardı. Eugene Ionescu’nun metaforlarla dolu, eleştirinin her saniyesine hakim olduğu absürt metni tıpkı Kafka’nın dönüşümü gibi bir kavramla yola çıkıyor. Biraz ahlakın, biraz rutinin, biraz da “nasıl olunması” gerektiğinin konuşulduğu bir kafede birden bir gergedanın gürültüsü algıyı ve tartışmanın gündemini değiştiriyor. Sonra bir gergedan daha ortaya çıkıyor… Şehrin ortasında gergedan ne arar ki? Zaman biraz geçiyor. İş yaşamı sorgulanıyor. O günkü adı prekarizasyon olmasa da bugünün güvencesiz ve angaryalarla dolu ofisleri absürtçe ele alınıyor. Bir gergedan daha… Ama bu sefer tanıdık birisi.

Şehirde insanlar yavaş yavaş gergedana dönüşmeye başlıyor. Daha hunharca davranılabilecek, daha belleksizleşebilecek radikal bir dönüşüm yaşamak acaba cazip mi? Ya gergedanlar çoğunluğa hakim olursa? Ya “özgürce” bataklıklarda koşturmaya ve düzensizliğe herkes uymazsa?

Ionescu’nun bu düşündürücü soruları barındıran oyununu Eskişehir Şehir Tiyatroları sahneye taşıyor. Eskişehir Şehir Tiyatroları son yıllarda çok güzel işler çıkarıyor. Tiyatronun nasıl tutkuyla yapılabileceğini ve ruh katılarak iyi oyunların formülünü bize gösteriyor. Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü ve Troyalı Kadınlar’ı mükemmel yorumlarla sahneye taşıyan ekip, Gergedan’da da aynı başarıyı gösteriyor.

Oyunun rejisör koltuğunda kısa bir süre önce yazmış olduğum Yeşilçam oyununu da yöneten Barış Erdenk var. Erdenk, Yeşilçam’da olduğu gibi absürt metinlerin sahneye nasıl uyarlanacağını çok iyi başarabilen bir yönetmen. Bu oyunda Yeşilçam’a oranla daha iyi iş çıkardığını söylemeden geçmemeliyim. Oyunun dramaturgu Aslıhan Ünlü de başından sonuna aynı gerilimle izlenen bir düzene imza atmış.

Oyunun dekoru ise son yıllarda izlediğim en başarılı çalışma. Binaların tasarımı, metin gibi absürt sınırlar ve başarılı renk seçimleri Emre Keskin adını taşıyor.

Müzik seçimleri de çok tanıdık notaları barındırıyor içinde. American Beauty ve Dexter gibi yapımların melodileri oyun boyunca gerilimi daha farklı boyutlara taşıyor.

Oyunun başrolünde çirkin ördek yavrusu Berenger rolünde Hakkı Kuş ve herkesin aşık olduğu Daisy rolünde Özlem Boyacı var. Oyunda her oyuncu yapması gerekeni fazlasıyla yapıyor ve bir orkestra gibi hepsi eşit alkışı hak ediyor. Zaten oyun sonundaki selamlaşmada her oyuncunun aynı anda yan yana olması da, ekibin olanın bitenin farkında olduğunun göstergesi gibi.

Gergedan 1 saat 15 dakikalık süresi ile çok kaliteli bir oyun. Devlet Tiyatroları’nın beni hayal kırıklığına uğratan sezonunda, bana ilaç gibi geldi. Oyunu nerede görürseniz mutlaka izleyin derim. Hatta çok kısa bir sürede hızlı trenle ulaşılabilen Eskişehir’e, sadece tiyatrosuna destek olmak için gitmek gerektiği kanaatindeyim.

Bu haftaki yazıyı noktalarken bir de bir rahatsızlığımdan bahsetmek istiyorum. Oyunu Küçük Tiyatro’da izledim. Tiyatro’da izleyicilerin kendi aralarında sohbet etmesi, su şişelerinden çıkan sesler ve çantasının fermuarını açıp kapatanların sayısı fazlasıyla artmaya başladı. Pür dikkat oyunu izleyenlerin dikkatini dağıtan bu minik ses efektleri, oyuncuların motivasyonunda da ciddi problemler doğuruyor. Lütfen buna dikkat edelim.

Yorumlar