Niyazi Gül Dört Nala

Korsan TV’yi hangimiz hatırlamaz? Ata Demirer’in farklı karakterle süslediği ve hala repliklerini hatırladığımız, eşsiz şovuydu. Türkiye televizyonlarındaki seviyesiz güldürü programlarının yanında, kaliteli çizgisi ve Ata Demirer’in de sempatik tavırları ile çok iyi bir işti. Sonrasında Ata Demirer’in sürekli izlenme rekorları kıran televizyon dizileri ve zekice bir metinle sahneye konmuş stand-up’ı onun her dönem konuşulmasını sağladı. Bu yolculuğun bir diğer kulvarı ise beyaz perde oldu. Eyyvah Eyvah serisi, Osmanlı Cumhuriyeti ve Berlin Kaplanı da sinemada yoğun ilgi gördü. Özellikle Eyyvah Eyvah’ın geçmiş dönem, kalabalık kadrolu Türkiye filmlerini andıran atmosferi sıcak ve güzel bir iş çıkmasını sağlamıştı. Ata Demirer’in son sinema serüveni ise bizi, pek çoğumuzun onunla ilk tanışma dönemine, yani Korsan TV’nin Niyazi Gül isimi karakterine götürüyor. Peki Ata Demirer aynı çizgiyi sürdürüyor mu?

Niyazi Gül Dört Nala, Korsan TV’den hatırladığımız eğlenceli veterinerin öyküsünü beyaz perdeye taşıyor. Filmin ilk bölümü Niyazi Gül karakterinin çocukluğuna dair birkaç noktaya ve çevresi ile ilişkilerine değiniyor. İlk bölümdeki küçük skeçler filmin belki de en güzel sahneleri bile diyebilirim. Skeçler diyorum çünkü filmin bütünü, bir kurgudan uzak ve birbirine eklenmiş parodilerden oluşmuş gibi bir hava oluşturuyor. Buna ilerleyen satırlarda yine döneceğim. İkinci bölüm ise Niyazi Gül’ün dedesinden kalma, doğal bir formülü icat etmeye çalışması ve bunun başına açtığı işlerden oluşuyor. Tabii bu serüvene iki de kötü karakter eşlik ediyor. Birisi Demet Akbağ’ın canlandırdığı Sultan Şah Merdan, diğeri de Sultan’ın eski aşkı, Rıza rolündeki Levent Ülgen. Film bu iki kötü karakterin çatışmasının Niyazi Gül ile kesişmesine sırtını yaslayarak ilerliyor ve son bölümdeki doğaüstü olaylarla nihayete varıyor.

Senaryonun gidişatı, defalarca kez izlediğimiz klişe bir rotaya sahip. Ancak bu klişeyi farklılaştırmak hepinizin de tahmin edebileceği gibi diyaloglar ve karakterlerin iyi doldurulması ile mümkün. Hikayesinin sıradanlığı ile sınıfta kalan Niyazi Gül Dört Nala, bu sıradanlığı değiştirememesi ile de sınıfta kalıyor. Niyaz Gül karakteri çok eğlenceli. Tıpkı Korsan TV’de olduğu gibi doğal bir komikliği var. Hatta filmde göründüğü her saniye filmi daha izlenir kılıyor. Ata Demirer’in performansı dört dörtlük. Niyazi Gül’ün ev işlerine bakan ve ona platonik bir aşk duyan Hediye karakteri ise filmin parlayan yıldızı. Şebnem Bozoklu doğallığı, esprileri ve bedduaları ile Ata Demirer’den sonra filmin en iyi oyuncusu. Bozoklu ve Demirer’in birlikte olduğu sahneler ise filmin izlemeye değecek tek anları bile diyebilirim. Demet Akbağ’ın ve  Levent Ülgen’in yarattığı kötüler ise maalesef benim gözümde sınıfta kalıyor. Bu, oyuncuların kötü performansından değil, karakterlerin fazla karikatürize olması ve çok da tutarlı olmayan hikâyelerinden kaynaklanıyor. Daha iyi bir hikâye ile bu kötülerin ayakları yere çok daha iyi basabilirdi. Ata Demirer ve ekibi, bu işi diğer filmlerinde çok daha iyi yapıyordu. Ama bu sefer olmamış. Filmdeki yan karakterler ise eğlenceli ama filmin geneli için fazla silik kalıyor. Filmdeki diyaloglar ise belli anlarda güldürüyor ama onlar da yetersiz.

Niyazi Gül Dört Nala, Ata Demirer filmografisindeki en zayıf ürün. Özünde iyi bir eğlencelik olma potansiyeli taşırken, senaryosu, diyalogları ve zayıf kurgusu ile zar zor biten bir film. Ata Demirer’in olmadığı sahnelerde iyice aksayan temposu ve son bölümdeki absürtleşmenin, maalesef saçmalaşarak filmden iyice soğutması ortaya vasatın altında bir film çıkarıyor. Ata Demirer’in bence iyi başlayan film serüvenindeki ilk aksaması. Umarım başka hayal kırıklıkları ile karşılaşmayız.

Bir de küçük not:  Kaset dönemlerini hatırlarsınız. O yıllarda, canlı olarak izleme şansım olmadığı için kaset çalara Devekuşu Kabare’nin oyunlarını takar ve gün boyu oturup o muhteşem kabareleri dinlerdim. Hiç canlı izlememiştim 90’lı yılların başına kadar ama her cümlesini ezbere bilir, Zeki ile Metin’i sahnede oynarken hayal ederdim. İşte o yıllarda tanışmıştım Zeki Alasya ile. Filmleri, tv dizileri her biri ile ayrı keyif veriyordu ama, sadece tiplerini bilerek hareketlerini hayal ettiğim ve bugün hiçbir komedyenin yapmaya cesaret edemediği muhalefeti ile daha çocuk yaşta bir bilinç oluşturmuştu bende. Çocukluğumdu. Metin Akpınar’la, Şener Şen’le, Halit Akçatepe ile Tarık Akan’la geçti yıllarım. Zeki Alasya vardı,  Kemal Sunal vardı, Adile Naşit vardı… Hepsi yavaş yavaş gidiyorlar. Çocukluğumuz bitiyor ve yaprak dökümü her gün daha da hızlanıyor. Büyümek dedikleri de bu olsa gerek. Hoşça kal Zeki Alasya, hoşça kal…

Yorumlar