Farklı bir iş deneyimi

Nefes almaya çalışıyorum… Ciğerlerim yanarak ve utanarak. Ankara o kadar kötü ki birkaç gündür, o kadar büyük acı yaşadık ki düşündükçe karnıma ağrılar giriyor. 10 Ekim’den bu yana ne gökyüzünün rengi var, ne de yaşamın. Ama devam etmek zorundayız değil mi? Zor da olsa. Yazıp, konuşup acımızı, öfkemizi anlamlandırmalıyız. Sanata, edebiyata sığınmalıyız. Tabii ki tek başına yeterli değil ama denemeliyiz en azından. İşte bütün bu düşüncelerle gittim Şinasi Sahnesi’ne. Tiyatronun kapısından girerken afişte gördüğüm “Belki bir oyun hayatınızı değiştirir” sözü dikkatimi çekti. Kim bilir? Belki ben ve o salonda oyunu izleyen insanlar için biraz da olsa bir şey değişirdi, belki biraz da olsa umuda dair bir şeyler serpilirdi içime…

Aslında sezonun ilk tiyatro yazısını yazarken bu sezona dair bir şeyler karalamak istiyordum ama bugün onun çok da yeri ve zamanı değil gibi. Onun yerine Ankara DT için sezonun gidişatını yazıları yazdıkça ele almaya çalışacağım. Sezonun yeni oyunlarından Grönholm Metodu ile bir yolculuğa daha başlama zamanı…

Grönholm Metodu iş dünyasının gitgide kayganlaşan zeminini ele alan bir oyun. Şirketlerin personel politikasında ne kadar acımasızlaştığını ve işçinin bu denklemde ne gibi hamleler yapmak zorunda bırakıldığını gösteren bir mülakat hikâyesi. Oyunun yazarı pek çok televizyon filminin de yazarlığını üstlenen İspanyol Jordi Galceron. Metni Türkçeye çeviren ise Beliz Coşar.  Grönholm Metodu yaratıcı ve fazlasıyla gerçek bir konuyu ele alıyor. Ama oyun ile ilgili değerlendirmeye geçmeden önce metnin ayaklarının yere basmadığını ve inandırıcılıktan uzak olduğunu, en azından sahnedeki yorum için söylemeliyim. Oyun ile ilgili sürprizleri bozacak bir bilgi vermeden bunu anlatmak mümkün değil ama inandırıcılık metnin en büyük eksiği.

Oyun tek perde ve  süresi yaklaşık bir buçuk saat. Bu metinde ara vermeden tek perde ile derdini anlatmak bana göre doğru bir adım olmuş. Oyun biraz da klostrofobik havası ile ara verirse kopukluk yaşayabilir bunu belirtmek gerekir. Ancak bu tek bir perdede hikayeyi anlatma dinamizmi maalesef ki oyunun matematiğinde aynı tempoyu yakalayamıyor. Oyunda bazı anlarda fazlasıyla düşen tempo ve saate baktıracak kadar durağan sahneler büyük bir eksi olarak izleyiciye yansıyor. Oyunu prömiyerde izlediğim için belki bu, zamanla değişir ama bana sanki dramaturji eksiği varmış gibi geldi.

 Daha önceki paragrafta ipucunu verdiğim gibi, tek bir sahnede, işe girmek için mülakata alınan dört kişinin bu tuhaf deneyimini gerçek zamanlı anlatması oyunun öne çıkan unsurlarından biri. Bu da gerek dekoru ile, gerek ışığı ile daha dikkatli bir çalışmanın gerekliliğini doğuruyor.  Işık tasarımında Zeynel Işık var. Doğru anda doğru işi yapmak konusunda her zaman saygı duyduğum Zeynel Işık yine harika iş çıkarmış. Dekor ve köstüm tasarımında ise Gözde Yavuz’u görüyoruz. Yavuz da iyi bir çalışma yapmış, ancak duvardaki saatlere biraz daha dikkat edilmeli mi ne?

Oyunun kadrosu ise geçen sezon Shakespeare Zorda oyununda da övgülerle bahsettiğim Cüneyt Mete ve Ünsal Coşar ikilisini barındırıyor. Diğer oyuncular ise DT’nin önemli isimlerinden Deniz Gökçe Yersel ve Nur Yazar.  Cüneyt Mete ve Ünsal Coşar’ın sahnede olduğu her saniye ayrı bir lezzete sahip bunu kabul ediyorum ama bu ikili formül bu oyunda tutmamış gibi geldi bana. İki oyuncunun da kendisini çok öne çıkarabileceği sahneler yok ortada. Ama yine de bu ikiliyi izlemek çok, çok ayrı bir keyif. Ancak Nur Yazar ve Deniz Gökçe Yersel maalesef bu oyunda bence yeterince iyi değillerdi. Aslında genel anlamıyla şunu söylemem daha doğru olur galiba. Oyunun cast’ı standartların üstünde bir ortalamaya sahip, ancak bu oyunda ortalama bir performans sergilemişler. Bunun farklı nedenleri olabilir elbette. İlk oyun heyecanından yaşadığımız katliama her şey verimi etkilemiş olacaktır. Ama ben bu konuda yeterince tatmin olamadım.

Grönholm Metodu kara komedi tarzında tanımlayabileceğimiz bir oyun. Hikayenin, izleyiciyi her saniye ayrı bir merak unsurunun içine taşıması önemli bir artı, ancak aralarda aksayan tempo da oyunun hanesinde büyük bir eksi gibi duruyor.  Oyun benim bu olumsuz yaklaşımıma rağmen cömert bir alkış alarak izleyiciden büyük beğeni topladı, bunu da belirtmeli.

Oyunla ilgili bir konudan daha bahsetmek istiyorum. İspanyolca’dan çeviri metin içinde bolca küfür barındırıyor. Sahnede sansüre sonuna kadar karşı ve küfürün hayatın tam da içinde olduğunu düşünen biri olarak şunu ifade etmeliyim ki oyundaki küfürler normalden çok daha fazla ve oyuncuların ağzında ne yazık ki sakil duruyor. Tıpkı İngilizce’den Türkçe dublaj ile seslendirdiğimiz metinlerdeki küfürler gibi oyuncuların diline oturmamış bir sürü küfür oyun boyunca sürekli karşımıza çıkıyor. İzleyiciler ilk birkaç küfürde gülerek tepkisini gösterdi, ama sonrasında  sessiz kalmayı tercih etti. Hatta çıkarken fuayede kulak misafiri olduğum sohbetlerde farklı gruplardan küfürlere karşı rahatsızlığı duydum. Yastık Adam gibi bir oyun küfürsüz olmazdı elbette ama bu oyunda küfürler fazla mı sırıtmış ne?

Yorumlar