CHP'de demokratik suskunluk: (Eski İl Başkanlarına küçük bir hatırlatma)

CHP’nin 46 Eski İl Başkanı geçtiğimiz gün Genel Merkez yönetiminin karşısında bir açıklama yaparak; partinin 7 Haziran seçimlerinde başarılı olamadığını, inandırıcılığının kalmadığını, oy alabilmek için sağ kadrolara yöneldiğini söylerek, parti örgütlerini temsil edecek bir yapıya ihtiyaç olduğunu belirttiler.

Bu açıklamayı nasıl yorumladığımı soran partili bir arkadaşıma; “CHP’de demokratik suskunluktur bu açıklama” dedim.

“Nasıl, yani?” diye sordu.

Ona anlattım, size de anlatayım.

İl Başkanlarımızın geçmişte yaşanan ve müdahale etmeleri gereken aşağıda saydıklarımıza ve sayamadıklarımıza sessiz kalıp, katkıları, emekleri olan bir sürecin sorumluluğunu sadece mevcut yönetimin üzerine atmaya çalışarak eleştirmeleri, sicillerini unutmaları, gerek yetkili kurullarda ve gerekse yöneticilerle yaptıkları özel görüşmelerde aşağıda belirtilen konuları hiç gündeme almadan il başkanlığı yapmış olmaları…

Bugün de böyle bir geçmişin ardından gelen açıklama olmadı…

Yakışmadı…

Geçmişte parti içi demokratikleşme ile ilgili hiçbir çalışmada yer almayıp bugün konuşmak olmadı!

Bugün...

Ülkemiz adı konulmamış bir savaşın eşiğindeyken, bazı şehirlerde Alevi köyleri tespit edilip, fişlemeler açık bir şekilde yapılıyorken, Cezaevlerinde açlık grevleri boy gösterirken, birçok il ve ilçede özerklik ilan edilrken, her gün ülkemizin gençleri can veriyorken, ilçelerde sokağa çıkma yasağı ilan ediliyorken, ekonomi uçurumun eşiğinde, ülkemiz yangın yeriyken...

Ülkemizi bu tablodan kurtaracak olan CHP kedisinden beklenenin ötesine geçmişken, seçim sonrasından günümüze kadar olan süreçte topluma güven veren çıkışlarla iktidara olan yetkinliğini halkımıza ispatlarken, diğer partilere devlet adamlığı dersi veren Genel Başkanı, MYK, Parti Sözcüsü, Grup Başkan Vekilleri ile kendi içinde net, tek sesli ve umut veren bir görüntü çizerken, toplumda saygı uyandıran, AKP ile at pazarlığı yapmayan, kırmızı plaka pazarlığına girmeyen, ilkeleri üzerinden görüşmeleri yürütüp önce ülkemiz diyebilen bir heyet hükümet kurmak adına görev yapıyorken, artan itibarı ile ülkemizin sorunları ve çözüm önerileri tespit edilmişken, Partimiz sorun çözme yeteneği olan yüksek profilli hükümet hazırlığındayken...

Yıllardır özlediğimiz ve nihayet gerçekleşen küçük hesapların aşıldığı, sorumluluk almaya hazır olan, donanımlı bir yönetim anlayışı sergilenirken, bugün özlem duyduğumuz bir çalışma modeli ve yönetim anlayışını bizler umutla izlerken...

Sevgili İl Başkanlarımın bugüne kadar uyum ve başka gerekçelerle her şeyine “evet” dediğiniz parti yönetimi son süreçte son derece başarılıdır, görevini yapmaktadır.

Bu sizi rahatsız etmemelidir.

Seçildiğinde; “Umudun adı ‘Kemal’di” hani?

Hepimiz sizlerle birlikte o salonda “tamam” dememiş miydik? Aradığımız Karaoğlan’ı bulmuştuk, Gandhi’miz olmuştu ya hani!

Ne oldu sonra?

Partimize üye ve yönetici olmadan fiilen yetki kullanan, yetkili kurul ve komisyonlardan ayrı “gönüllüler” il başkanlarımı hiç rahatsız etmedi mesela.

2011 genel seçimlerinde; daha önceden ön seçim yapılacağı açıklanmışken, milletvekili listelerinin “atama” yöntemi ile belirlenmesi İl Başkanlarım için “etik” sorun da olmadı yine.

2012’de “Demokratik Tüzük” adı altında fiilen tek adam yönetimine yol açan değişiklikler, bütün yetkilerin Genel Başkan’da toplanması, MYK’yı artık Parti Meclisi’nin seçemeyecek olması, MYK üyelerinin kaderinin Genel Başkan’ın iki dudağına bağlı olması, sol parti olmanın temel koşulu olan güçlü genel sekreterliğin ortadan kaldırılması, kadın ve gençlik kotası adı altında tek adam yönetiminin pekişmesi, MYK üyelerinin toplantılarda tartışamaz hale gelmesi, antidemokratik tüzük ve bu tüzüğün hazırlanmasına Feyzioğlu gibi bir hukukçunun kılavuzluk etmesi de İl Başkanlarımı hiç rahatsız etmedi.

“Gençlerin ve kadınların önü açılıyor” gerekçesi ile sağcıların vekil yapılması; gençlik adına Faik TUNAY, kadınlar adına Sedef KÜÇÜK’ün Parlamento’ya taşınması, BEKAROĞLU’nun cinsiyet kotası üzerinden yönetime seçilmesi de İl Başkanlarımın vicdanını hiç sızlatmadı.

İtiraz etmeyi ya da oy vermemeyi hiç düşünmediler.

Kongrelerin zamanında yapılmamış olması nedeniyle örgütün zayıflaması, seçim çalışmalarının yürütemez hale gelinmesi, örgüte bütçe payı dağıtılırken nüfus yerine alınan oy kriterinin ölçü olması nedeniyle ilçe örgütlerimizin çalışma yapamayacak hale gelmesi, yapılan atamalar ile tecrübesiz ilçe örgütleri ile çalışırken ve yetişmiş kadrolara görev verilmezken, İl Başkanlarım için ama hiç sorun olmadı yine.

Danışma Kurullarını işletmeden, parti içerisinde değerlendirme yapılmadan birbiri peşi sıra seçime gidilmesi, Kongrelerin tüzük hükümlerine göre yapılması, Kadın ve Gençlik Kollarının tüzüğe göre yönetilmesi önerileri yine sevgili İl Başkanlarım tarafından “bunlar Kemal Beye muhalif” gerekçesi ile geçiştirilirken ve partinin iktidarını savunanlar, yanlışları vurgulayanlara siyasi katliam uygulanırken, örgüt önseçim talebiyle ayağa kalkmışken İl Başkanlarım yürekli bir şekilde ön seçim diyemediler mesela.

Kurultay’da BKYP’den aday yapılanların hangi bilimsel ölçü, kayıt, hukuka göre tespit edildiği, kurultaylarda iradeleri ile oy kullanmak yerine gelecek “anahtar “ listeyi beklemek o İl Başkanlarım için doğal görev değil miydi?

Ben mi yanlış biliyorum?

Öncesinde de Jandarma gözetiminde tarlaların ortasından yürünüp; şehir dışında kurultay yapılması, Parti Kongrelerinde çarşafa rozet takılması, CHP’de “demokratik suskunluk” eski bir gelenek değil miydi?

Tüzükte yer alan 3 ayda bir olağan, Yerel ve Genel Seçim sonrası mutlaka toplanması gereken, ortak akıl üretme alanı olan danışma kurullarının toplanmaması (birkaç istisna hariç) İl Başkanlarım yine hiç rahatsız olmadı. Hatta Samsun Eski İl Başkanım ile Genel Merkez’de son yerel seçim sonrası bu konu üzerine tartıştığımızda “bu ortamda danışma kurulu mu toplanır” dedikten sonra bugünkü tavrı için sadece “günaydın” demek geliyor içimden.

MYK’da sık sık değişiklikler olması, muhataplarının sürekli değişmesi İl Başkanlarım için rahatsızlık kaynağı olmayıp Ankara’yı ziyaret gerekçesi olmuyor muydu?

Emrehan HALICI’nın seçim güvenliği adı altında; bütçeyi yağmalaması, kurduğu sistemin her seçimde çökmesi, parti malı bilgisayarları alıp gitmesi, kendi şirket elemanlarını partide çalıştırması İl Başkanlarımı hiç ilgilendirmedi.

Son yerel seçimde beşli komisyonun çalışma şekli ve aday tespit yöntemi, örgütte sıkıntı yaratmaları il başkanlarım için sorun olmadı.

Parti içi eğitim adı altında örgütler oyalanırken ve partiliye partiyi partiye yeni gelenler anlatırken, eğitildiği iddia edilenler çalışmalarda ve seçimlerde hiç ortada görünmezken, Ankara’da oturup uzaktan kumanda ile İl Başkanlığı yaparken, Meclis Başkanlığı seçiminden önce; partili bir vekil RTE ile görüşürken ve Tayyip ERDOĞAN’ı düştüğü kuyudan çıkartırken, bugünkü süreci başlatması İl Başkanlarım için sorun olmadı.

Ve İl Başkanlarım o vekil oraya “hangi sıfat ve yetki ile gidiyor” diyemeyenler değiller miydi?

Sadece Genel Merkez’de olabilecek bilgiler medyada yer alırken (Ataşehir örgütünün üye sayısı) İl Başkanlarım rahatsız olmadılar.

Halk TV’de CHP Gençlik Kollarından yetişenler dururken, Ülkü Ocakları Genel Başkanı Azmi KARAMAHMUTOĞLU’nun yıllarca program yapması, partinin yetişmiş kadroları yerine örgüt bağı olmayanların ekranları süslemesi İl Başkanlarımca yine sorun olarak algılanmadı.

Kürt Politikasının Doğu illerinde esnaf gezisinin ötesine geçmemesi, İl ve İlçe örgütlerinin Genel Merkez birimlerini yönlendirmemesi, Kürt sorunu konusunda sağlıklı çalışma yapanların görevlendirilmemesi, CHP vekili ile ilgili CIA’dan maaş aldığı iddiaları İl Başkanlarım için “ayrıntı” idi.

Partimizin temel değerlerine yönelik “yapay” tanımlamalar, Urfa’dan vekil adayı yapılan şahsın durumu, HDP’nin baraj sorunu konusunda HDP sempatizanı gibi davranan yöneticiler, il başkanlarımı hiç kaygılandırmadı.

Bugün partinin sağa kaydığı iddiasını ortaya atan eski Ankara İl Başkanımın, görevi döneminde Çankaya İlçe Başkanının AKP’liler ile vakıf kurmasını tüzüğe uygun bulduğunu unutarak yönetimi uyarması, ön seçimin adaylar ile üyeleri bir araya getirip sağlıklı yürütülmesi konusunda sessiz kalmaları, seçim öncesi Abdüllatif ŞENER, Cavit ÇAĞLAR gibi isimlerle temas kurulurken sessiz kalmaları, bütün bunlara sesiz kalırken de; bugün ülkemizi ateş çemberinden çıkarma çabasında olan CHP Genel Başkanı’nı ve yönetimini eleştirmeleri, siyasi geçmişlerini gözden geçirmediklerini gözler önüne seriyor.

Yani diyorum ki, önce “dün ne yaptığınıza ve yapmadığınıza” bakacaksınız, sonra eleştireceksiniz.

AKP ile meydan savaşı yürütülürken; ideolojik olmayan, demokratik talep içermeyen, bireysel kaygılarla yaptığınız açıkça ortada olan bu çıkışın sadece AKP ve RTE’ye fayda sağladığı gerçeğinden hareketle, parti cephede savaşta iken askere mermi göndermemekle eş tutulabilecek bu tavrınızdan sonra benim size önerim, her birinize “gölge İl Başkanlığı” makamının verilmesi…

Yorumlar