Yerel özerklik

Yerel özerklik, anarşistlerin eskiden beri savunduğu bir özyönetim biçimidir. Merkezi iktidarı toptan reddeden anarşistler, yerel özerkliği ve özyönetimi doğal bir hak, olması gereken bir yönetim tarzı olarak görürler. Gerçi onlar, yerel özerklik yerine özgür komünler kavramını daha çok tercih ederler. Özgür komünler düşüncesi Bakunin’e kadar gider.

Aslında sovyet, şura ya da işçi veya halk konseyleri kavramları da yerel özerklikle yakından ilgilidir. Sovyet ya da şuralar, Rus devriminin gelişmesi içinde 1905 devriminden önce ilk olarak işçi yardımlaşma sandıkları biçiminde ortaya çıkmış, 1905 devriminde büyük rol oynamış ve 1917 Şubat devriminden ikili iktidar organları olarak işlev görmüştür. Sanıldığının tersine, Sovyetler, Bolşeviklerin teorize edip yarattığı bir şey değildir. Hatta başlangıçta Bolşevikler kendiliğinden ortaya çıkan bu yerel işçi örgütlenmelerini partiye rakip olarak görüp uzak durmuşlar, ancak Lenin’in büyük kavrayışı sayesinde Sovyetleri benimseyerek içinde yer almışlardır.

1917 Devrimi’ne “Bütün iktidar Sovyetlere” sloganıyla gidildi, çünkü işçi-köylü-asker vb. Sovyetleri Şubat Devrimi’nden sonra gerçekten de muazzam bir yerel iktidar gücü olarak ortaya çıkmışlardı. Anarşistler ve Maksimalistler Sovyetlerin en önde gelen savunucularıydı. Fakat Ekim’de bu sloganla iktidarı ele alan Bolşevikler derhal parti diktatörlüğü ilan etmiş ve Sovyetler içi boş bir kabuk haline getirilerek tarih sahnesinden silinmiştir.

Buna rağmen işçi sınıfının ve ezilen halk kesimlerinin belleğinde şura ve konsey düşüncesi yaşamaya devam etmiştir. 1920’lerde İtalya, İspanya ve Almanya’da işçiler konseyler halinde örgütlenerek mücadele etmişlerdir. İspanya iç savaşında da işçiler yerel özyönetim organları olan komünler vasıtasıyla devrimi ilerletmişlerdir. İspanya’da yerel komünleri ezen, Franko’dan önce, Stalinistlerin yönlendirdiği cumhuriyetçi merkezi ordu olmuştur.

Konseyler 1956 Macar devriminde de yeniden canlanmıştır. İşçi konseyleri birçok yerde idareyi ele almış, Sovyetler Birliği ve Varşova paktı ülkelerinin işgalinden sonra bile işçi konseyleri yerel egemenliklerini birkaç yıl sürdürebilmişlerdir.

1968 devriminde de yerel özerklik ve özgür komünler fikri özellikle Avrupa’da taraftar bulmuş, irili ufaklı birçok yerel özyönetim örneği ortaya konmuştur. Keza Kültür devriminin başlangıç aşamasında da örneğin Şanghay komünü kurulmuş, partiye karşı ayaklanan işçiler ve öğrenciler bu yerel özyönetim organını bir süre yaşatmışlardır. Daha sonra yozlaşmış ve ezilmiştir, o başka. Bugün Avrupa’da hâlâ yaşayan 1968 kalıntısı özgür komünal deneyler söz konusudur. Örneğin Kopenhag’daki Christiana mahallesi.

Kürt  ulusal hareketi de birkaç yıldır programına yerel özerkliği ya da demokratik özerkliği almış bulunmaktadır. Bu, elbette Kürt ulusal hareketinin klasik Marksist-Leninist paradigmadan kısmen sıyrılıp örneğin anarşist Bookchin’in teorilerinde kendisi için bir şeyler bulduğunun göstergesidir ve gerçekten de çok önemli bir olumlu adımdır. Bence Kürt ulusal hareketinin programı içindeki en olumlu maddelerden biri budur.

Yerel özerkliğin programı alınması elbette önemli bir adımdır ama bunun pratiğe geçirilmesi çok dikkatli ve iyi düşünülmüş adımlar atılarak mümkündür. Hele Türkiye gibi üniter bir devlette, şovenizmin ve Türk milliyetçiliğinin sağdan da soldan da körüklendiği bir ülkede yerel özerkliği pratiğe geçirmek daha da büyük bir dikkat ve özen gerektirir.

Daha da önemlisi yerel özerkliğin ilan edilmesi için belli durumlar, belli koşullar olması gerekir. Örneğin Danimarka gibi, özgürlüklerin nispeten daha fazla güvence altında olduğu kapitalist bir ülkelerde Chiristiana mahallesi yerel özerkliğini ilan edebilir. Hatta bu, yasal bir hak olarak güvenceye bile alınabilir. Christiana’ya polisin girmesi yasal olarak yasaktır. Bu mahalle kendi iç güvenliğini (diğer her şey gibi) kendisi sağlar. Fakat bu, bugünkü dünyada istisnai bir durum olarak görülmelidir.

Bunun dışında yerel özerklik nasıl ve hangi koşullarda ilan edilebilir? Bazı devrimci durumlarda defacto olarak ilan edilebilir yerel özerklik. Devrimci kalkışma nedeniyle merkezi iktidar zaafa uğramıştır ve istese bile yerel birimleri ezecek gücü yoktur. Hatta ülkede bir ikili iktidar durumu doğmuştur. Bu durumda merkezi devlet gücünün sizi ezmesi pek mümkün değildir. Devlet, mecburen uzlaşır ve taviz verir. Üzerinize gelemez. Rusya’daki son dönem Sovyetler veya ispanya’daki başlangıçtaki özgür komünler bunun örneği olarak görülebilir.

Bir başka durum, yerel özerkliğin nispeten durgun bir toplumsal ortamda ilan edilmesidir. Böyle bir ortamda yerel halk kendini merkezi devlete karşı savunacak güce sahip değildir ama merkezi devletin güçleriyle mümkün olduğu kadar çatışmadan kendi özörgütlenmesini sessiz sedasız sürdürebilir. Devlet güçlerine karşı durmaz ama devlet organlarını fiilen etkisiz hale getirir. Böyle durumlarda sivil itaatsizlik son derece önemli bir mücadele aracıdır. Fatsa bunun örneklerinden biri olarak ele alınabilir (gerçi sonradan zor yoluyla ezilmiştir ama).

Diğer bir durum da, şiddetli çatışma veya iç savaş ortamında yerel güçlerin kendilerini yeterince güçlü hissedip kendi özsavunma güçlerine ve yerel silahlanmasına dayanarak zor yoluyla yerel özerkliği ilan etmesi ve üzerine gelen devlet güçlerine şiddetli bir özsavunmayla cevap vermesidir. Mao’nun kurtarılmış bölgelerini bir anlamda buna örnek olarak gösterebiliriz.

 

Bugün Kürt bölgelerinde ilan edilen yerel özerklik bu durumların hiçbirine uymamaktadır. Kısacası ne devletin mecburen uzlaşacağı bir durum, ne bugün sivil itaatsizliğe tahammül edebileceği görece barışçı bir ortam vardır, ne de yerel özerklik ilan eden yerel birimlerin kendilerini zor yoluyla savunabilmeleri mümkün görünmektedir.

Böyle bir durumda, barışçı bir şekilde bildiri okuyarak bile olsa yerel özerklik ilan etmek, azıtmış vaziyette saldırıya geçmiş merkezi devletin güçlerine gel beni tutukla demekten farksızdır. Dahası, bugün bunu yapmak, MHP ve AKP şovenizmine, “bakın gördünüz mü işte, yakalayın bölücüyü” deme fırsatı vermekten başka bir anlama gelmez.

Bugün, böyle bir anda yerel birimlere “yerel özerklik ilanı” fikrini kim vermiştir, bilmiyorum ama bugün bu son derece yanlış bir adımdır.

En güzel tasarılar bile yanlış taktik adımlarla çamura bulanabilir ve o fikrin tam karşısında yer alan reaksiyonerlerin ellerini keyifle oğuşturmalarına yol açabilir.

Yorumlar