Serbestiyet? ! :)

En azından haberdarsınızdır, Serbestiyet adlı bir site var. Bunu “liberal”in Türkçesi olarak mı okuyup anlayalım? Bilemiyorum. Bana pek öyle gelmiyor. Sanırım Akpartiyet diye okumak daha yerinde olacak. Liberallik, eğer kelimenin orijinal anlamı olarak anlayacaksak ve liberalizmin tarihi açısından bakıp bu akımı iyi ve kötü yanlarıyla değerlendireceksek, bu sanal cürufla pek bağdaşır gibi gözükmüyor.

Evet, tam anlamıyla bir sanal cüruf. Haberleriyle ve yazarlarıyla bir yalan ve demogoji makinası. Bu cürufa katkıda bulunan yazarların çoğunu uzaktan veya yakından tanıyorum. Bu yazıda amacım, bu siteyi değerlendirmek ya da eleştirmek değil. Sadece, görevleri, ülkeyi büyük bir hızla tek parti diktatörlüğüne sürüklemekte olan AKP ve RTE diktatörlüğünün burçlarına ve mancınıklarına taş taşımak olan, tanıdığım yazarlarının üzerinde bir kere daha ve belki de son kez durmak istiyorum. Çoğunun geçmişinde solculuk olan bu insanlar nasıl oluyor da böyle bir görevi çok doğru bir şey yapıyormuşçasına yerine getiriyorlar hep birlikte? Nasıl oluyor da, şu kısacık insan ömründe böylesine bir müptezellik çukuruna bile bile batabiliyorlar? Aslında onları ele alırken bir yandan da bu felsefi sorunun üzerinde düşünmeye çalışacağım. Sitedeki sıralamaya uyarak tanıdığım yazarları tek tek ele alayım.

Oral Çalışlar

(Oral Çalışlar'ın ideolojik yol haritası)

Oral’la ilgili temel bilgiler ve değerlendirmeler linki verilen yukarıdaki yazıda bulunmaktadır. Daha yakın zamana ilişkin bilgi ve değerlendirmeler ise aşağıda linki verilen yazıda vardır.

(Yeni Kadrocu Aydınlık Kadroları Şimdi Nerede?)

Oral Çalışlar, durumu çaktırmamaya çalışan AKP’lilerdendir. Kendisine, solu ve Kürt hareketini kollayan bir AKP’lilik misyonu biçmiştir. Dengeci karakteri de buna uygundur ama solu kandırma oyunlarından epey zamandır, Kürtleri kandırma oyunlarından bir süredir kopmuş olan AKP liderliğinin, Çalışlar’ın bu bağları her şeye rağmen korumaya çalışan tutumundan memnun olduğu açıktır.

Çalışlar, paradigmasını AKP-Kürt ittifakı üzerine kurmuştu. Bu paradigma bir yıldır, hadi diyelim, geçtiğimiz Şubat ayından bu yana, Selahattin Demirtaş’ın “seni başkan yaptırmayacağız” sloganıyla yıkılmış bulunmaktadır. Oral Çalışlar’ın, paradigmasını yıkan Selahattin Demirtaş’a içten içe diş bilediğine eminim. Buna rağmen, ihtiyatlı kişiliğiyle temayüz etmiş olan Oral’ın, Demirtaş’a açık eleştiri yöneltmekte son derece tutumlu davrandığı, ancak öte yandan, son yazılarında Kürtlere bol bol lafta “şiddet karşıtı” akıllar verirken, PKK’nın silah kullanmasına karşı en net tutumu almış olan Selahattin Demirtaş’a olumlu referanslarda bulunmamaya özel olarak dikkat ettiği gözden kaçmamaktadır.

Çalışlar’ın üstü örtülü AKP yanlılığının bir diğer belirtisi, örneğin çıktığı televizyon kanallarında AKP’yi “sol”dan eleştirmekten kaçabilmek için yine “sol”dan MHP eleştirisine sığınıvermesidir. Bu, hem “sol” görünüp hem AKP’ye destek vermek için en kolay ve hatta en ucuz yoldur. Kendini pek akıllı sanan Oral Çalışlar, her zamanki mürailiğiyle bu yolu sık sık kullanmaktadır.

Melih Altınok

Kendisiyle doğrudan bir tanışıklığım yok. Sadece 25 Eylül 2013 tarihinde, Habertürk’deki “Sol ve Şiddet” başlıklı tartışma programında karşı karşıya gelmiştik. İzlemek isteyenler şu linkten ulaşabilirler bu programa:

 

Birkaç yıl önce yazdığı Birgün gazetesinden yandaş medyaya transfer olan bu genç, sanırım AKP’nin zor duruma düştüğü koşullarda kendisi gibi soldan gelen, ağzı laf yapan, kalem oynatan kimselere ihtiyacı olacağı için geleceğinin parlak olduğunu düşünmüş ve soldayken elde ettiği becerileri bu alana yatırmıştı. En son, iktidarın kültürel yapısına genel seçimlerden önce ayağına giydiği uzun sivri ayakkabılarla da uyum sağladığını gösteren Melih Altıok, saray gazeteciliğine terfi etmiş ve RTE’nin önünde mum gibi kıpırdamadan ve bacak bacak üstüne atmaya bile cesaret edemeden önceden ayarlanmış sorularını sorma şerefine nail olmuştur. Öyle ki, programın sonunda, mizansen olduğu fazlasıyla belli olacak şekilde sehpasına konmuş yaldızlı bardağı ilk kez görüyormuş gibi yapıp eline almış ve “bunlara mı altından yapma diyorlar” diye sormuştur. Habertürk’te “teorik bilgisinin” son derece düzey altı olduğunu görmüştüm. Serbestiyet’teki yazılarını okumadım ama sanmıyorum ki, iki yılda büyük bir ilerleme kaydetmiş olsun. Bence eğer şiir yazsaydı, Demyan Bedniy’in (Stalin’e yaranmak için, mısralarıyla Stalin’in öldürdükleri üzerinde tepinen saray şairi) bir kopyası olurdu.

Kurtuluş Tayiz

PKK’den 12 yıl yattıktan sonra karşı tarafa iltihak etmiş Kürt genci. Yukarıda sözünü ettiğim Habertürk programında o da vardı. Melih Altınok’un söyledikleri hiç olmazsa duyuluyor ve anlaşılıyordu. Onun söyledikleri ise eveleme, gevelemeden ibaretti. Kısaca belirtmek zorundayım ki, Kurtuluş Tayiz’i dinlemek, bir sivrisinek vızıltısını dinlemekten farksızdı. Eski Taraf’ta yazarken kendisine AKP ile Kürtler arasında arabuluculuk misyonu biçilmişti. Sitede yazdığı yazılardan, bu misyonu bir kenara (elbette bir değer Serbestiyet yazarı Ceren Kenar’a değil!) bıraktığı ve devlete, “güvenlik politikaları” konusunda akıl vermeye başladığı anlaşılıyor. Şu beş altı satırın bile bu “tüysiklet” için fazla olduğunu düşünüyorum.

Etyen Mahçupyan

Bu “emekli” başbakanlık danışmanı için çok fazla şey söylemek gelmiyor içimden. Televizyonda seyrederken ve o inişi çıkışı olmayan mekanik sesini dinlerken, mümkün olsa yanına gidip dokunmak gelir içimden, “acaba gerçekten canlı mı, insan mı?” diye yoklamak için.

Okay Gönensin

Yarılma’da (ve Aşk ve Devrim sitesinde) aynı karede bir fotoğrafımız var. 1968’de, SBF anfisinde çekilmiş, bir Dev-Genç forumu olmalı. Ben ve Ziya Öztan, hafifçe gülümsemişiz. Hemen arkamda genç Okay Gönensin var. Ne yapıp ne ettiğini bilmiyordum, Serbestiyet’te yazdığını hiç bilmiyordum. Hey gidi günler hey! Genç bir Dev-Genç militanından, sırf menfaat için yandaş medya patronlarına yapılan sahte suikastlere karşı yazılar yazmak görevine savrulmak… Çok acı.

Halil Berktay

Onun hakkında bugüne kadar çok yazdığım için burada fazla bir şey yazacak değilim. Şu linklere bakılabilir:

(Halil Bertkay ya da politikanın insanı yemesi)

(Halil Berktay'ın ideolojik yol haritası)

(Halil Berktay yaşıyor mu hala)

Yukarıda linkini verdiğim “Yeni Kadrocu Aydınlık Kadroları Şimdi Nerede?” yazısında onun hakkında şöyle demişim:
“O. Çalışlar gibi, günlük siyaset batağında günlük uzlaşmalar peşinde koşmuş değildir, bu yönüyle takdir edilebilir ve bu yüzden de hâlâ okunabilen bir yazardır.”

Bu cümlemi geri alıyorum. Çünkü artık Halil Berktay, AKP’yi savunmak adına günlük politika bataklığına da boğazına kadar gömülmüş bulunmaktadır. Eğer uzun “tahlil” yazılarını okumaya sabrınız varsa, öncesinde midenizin durumunu bir iyice kontrol etmenizi, ön tedbir olarak mide bulantısına karşı haplar almanızı tavsiye ederim.

Markar Esayan

Sonunda AKP’den milletvekili olan bu şahsiyetle ilgili olarak ben değil de, hakkında ileri sürülen isabetli öngörülere “arkadaşım hakkında böyle konuşamazsın” diyerek onu yakın zamanlara kadar savunma gafletinde bulunan eski dostlarının bir şeyler yazması daha doğru olur.

Cengiz Alğan

Kendine pek yakıştığını sandığı fötr şapkası ve güneş gözlüğüyle bir sivil polis efekti veren bu şahsa, sosyal medyada bir aktrol olarak rastlamanız her an mümkündür. Muhtemelen DSİP kanadından devşirilmiş bu trol, Gezi zamanlarında bana da epey sataşmalarda bulunmuş ve AKP’yi sosyalizm adına savunmak gibi zor bir görevi üstlenmişti de oradan biliyorum.

AKP’yi düştüğü çukurdan çıkarmak için, o sevimli fotoğrafındaki gülümsemesiyle Kürt seçmene hiç değilse bu sefer AKP’ye oy vermesi için yalvarmaktadır. Tabii bu arada “çaktırmadan” bir yerlerde var olduğu farz edilebilecek dostlarına da bugünkü HDP yönetiminin değiştirilmesi için çağrıda bulunmaktan da geri kalmadan.

Yıldıray Oğur

Direnişteki Tekel işçilerini protesto eden on kişilik korsan (yoksa kaçak mı desek!) gösteri yapmasıyla ünlü şu Genç Siviller hareketinin üyelerinden Yıldırım Oğur, Halil Berktay’ın birkaç yıl önce 1 Mayıs 1977 ile ilgili açtığı meydan savaşının yancılarındandı. Benim kendisinin Taraf’taki bir yazısına yazdığım eleştiriyi fırsat bilerek, samimi bir edayla beni “gökte ararken yerde bulduğu” yollu bir mesaj yollamıştı. Sanırım benden 1 Mayıs 1977 tartışmasıyla ilgili destek ummuştu. Tabii ki, umduğunu bulamadı, o günden sonra da ne gökte aradı beni ne de yerde. Öbür dünyada bile karşıma çıkacağını sanmam. Kendisi yandaş medyanın en azgın kalemşörlerindendir bugün.

Fırat Erez

Profil fotoğrafında burnunu mu sildiği, yoksa yüzünü mü gizlemeye çalıştığı belli olmayan bu şahsiyet için de Cengiz Alğan’la ilgili olarak söylediklerimi söyleyeceğim. Sanırım o da DSİP kanadından gelmedir. Özellikle Gezi günlerinde sosyal medyada aktrol olarak epey görev yapmıştır. Şimdi bulması güç olacak, Gezi sırasında attığı bir tweetinde, oy yoluyla demokrasiyi gerçekleştiren AKP’nin sokak darbesiyle (yani Gezi) devrilmeye çalışıldığını bile yazmıştı. Şimdilerde, AKP’ye seçimi kaybettiren Kürtlere karşı kin kusan açık mektuplar yollamakta, örneğin şu tür cümleler kurmaktadır:

“Suikastlerinizin; insanı tiksindiren Demirtaş söylemleriyle birleşen, kalleşlik dozu bilerek arttırılmış saldırılarınızın, yıkımı kolaylaştıracağını sandınız.”

Yaprak Zihnioğlu

Çok eski yıllardan tanırım. 1 Mayıs 1977 olayından sonra Halkın Yolu hareketinden Aydınlık’a katılan ilklerden biri, bugünkü meşhur aşık Ethem Sancak ise, öbürü de Yaprak Zihnioğlu’ydu. Katıldıkları yer matah bir yer değildi ama söylemek gerekir ki, 1 Mayıs 1977’de Halkın Yolu’nun çatışmacı ve büyük provakasyona çanak tutan tavrına tepki duymuş ve Halkın Yolu’nu bu tavrı yüzünden terk etmekte öncü bir rol oynamışlardı.

1980’den sonra tam feminist, yarı sivil toplumcu bir çizgi izledi. Liberalizme her zaman açık bir yanı vardı. Böyle şeylerden çok etkileniyordu. Feminist tutumda her zaman kararlı oldu. Hatta biraz anarşizan bir yanı da vardı. 1990’lı yıllarda Londra’da çiçeği burnunda feminist ve devrimci kızıyla birlikte beni ziyarete gelmişlerdi. Geçmişe dönük hoş bir sohbet yapmıştık. O zamandan beri hiç görmedim kendisini. Arada bir yazılarına rastlıyordum ama Serbestiyet’te yazdığını bilmiyordum. Şaşırmadım aslında. İyi niyetle ama kafayı fazla çalıştırmadan o tarafa sürüklendiğini düşünüyorum. Bu sitedeki diğer sinik yazıların yanında okuduğum son yazısı yine iyi niyetli ama naif kalıyor. Umarım nerede yazdığının farkına varır.

Alper Görmüş

Aydınlık gazetesinden tanırım. 1980’den sonra saflarda ortaya çıkan liberalizm ya da sivil toplumculuk akımının içinde yer aldı. Gazetecilik alanında ilerledi. Mehmet Baransu gibi o da eski Taraf’ın meşum bavulcularından biri olarak görev yaptı. Mehmet Baransu şu anda içeride. Geçmişte yaptığı ihbarcılıkla ilgili olarak özeleştiri yapan satırlarını okudum geçenlerde. Onun hücrede ya da içeride tutulmasına elbette karşıyım. Tüm mahkûmlarla dayanışma içinde olurum.

Alper Görmüş ise epey açıkgöz çıktı. Eski bavulculuğunu savunmaya devam ederken rotayı AKP’ye doğru kırarak güvenli ve sakin limanlara doğru yol aldı.

Serbestiyet’in bütün yazarlarının yazılarından topluca çıkan sonuç; HDP’nin son seçimlerde AKP’yi yenilgiye uğratması karşısında hop oturup hop kalktıkları ve özellikle Selahattin Demirtaş’a karşı iyiden iyiye hınç biledikleridir. Neredeyse bu konuda yazan bütün yazarlarının (hepsinin bile diyebiliriz) PKK ile HDP’yi özellikle sadece tire ile ayırmaları ya da birleştirmeleri, PKK’den çok, PKK’yi kullanarak HDP’yi tecrit etme niyetlerini ortaya koymaktadır.

Bu ve buna benzer yazıların yazılmasına vesile olan Serbestiyet ve yazarlarının çok yararlı bir hizmet yaptığını belirterek bitireyim. Devrim dönemlerinde, devrimcilere böylesine bol malzeme sağlayan yayınların kapatılması ya da bastırılması gibi saçmalıklara asla düşülmemelidir.

Yorumlar