Özgürlük barikatlarında mevzilen!

8 Haziran sabahını hatırlayın. Herkesin yüzü gülüyordu. Herkes rahatlamıştı. 13 yıllık iktidar ağır bir darbe yemiş, seçimler yoluyla tek başına iktidarı kaybetmişti. Bu, onlar için ölüme eşitti.

Herkeste iyimser bir hava esiyordu. Hatta bir barış ve dostluk havası. AKP iktidarından bizar olan insanlar HDP’nin barajı geçmesi ve AKP hükümetine dur demesiyle geniş bir nefes almıştı. AKP’li olmayan herkes birbirini kutluyordu yolda rastlaştığında. Durumu çaktırmıyorlardı ama MHP’liler bile sevinmişlerdi bu duruma. Hatta bir kısım AKP’li bile, önlerine baka baka, “bunu hak etmiştik” diye düşünmeye başlamıştı. Bir barış ve kardeşlik havası kaplamıştı toplumu. Parlamentonun en küçük, %13 oy alan partisi HDP, %41 oy alan AKP’ye dünyayı zindan etmiş, özgürlüğe bir kanal açmıştı.

Çok geçmedi üzerinden. Sadece üç ay geçti. Ve şimdiki manzaraya bakın. Ne oldu? Bu ölümlerin, yükselen bu alevlerin sebebi ne? Neden ölüyor bu insanlar? Neden Cizre halkı, ölülerini bile gömemeyecek duruma getirildi.
Saldırıların hedefinde ne var?

Saldırıların hedefinde olan, ne polis, ne asker, ne gerilla. Saldırıların bir tek hedefi var, o da “seni başkan yaptırmayacağız” sloganıyla AKP’nin yenilgisine yol açan HDP. Polisin, askerin, gerillanın, sivil insanların öldürülmesinin nedeni de HDP’nin bastırılması hedefi. Çünkü AKP’nin yeniden tek başına iktidar olmasının önündeki en büyük engel HDP.

Cumhurbaşkanının, Başbakanın, Başbakan yardımcısının vb. konuşmalarına dikkat edin. “Terör örgütü” diye başladıkları konuşmalarını nereye bağlıyorlar, dikkatle dinleyin. Lafı getirip en sonunda HDP’ye bağlıyorlar, HDP’li belediyelere bağlıyorlar, PKK’nin döşediği mayınlardan bile HDP’li belediyeleri sorumlu tutmaya başladılar.

Sen misin “beni” başkan yaptırmayan! Sen misin benim tek başıma iktidarıma son veren! Sen misin benim yolsuzluklar diktatörlüğüme darbe indirip özgürlüklere yol açan! Bunun hesabını vereceksin!

Hesap açık.

Hesap, savaşı sonuna kadar götürüp HDP’yi köşeye sıkıştırmak. Bir ölü, beş ölü yetmiyor mu? O zaman ölü sayısını daha da artırmak gerekir.

Ne olacak o zaman? Olanlar ve olacaklar ortada.

Kürdistan’ı yarı açık bir cezaevine dönüştürürsün. Seçimlere şurada ne kaldı ki. Seçimlere fiili darbe koşullarında gidersin. Kürt bölgelerinde baskı ve korkutmayla (hatta fiilen oy kullandırtmayarak) HDP’nin oyunu bir milyon azaltsan yeter. Batıda patriyotizm histerisini had safhaya çıkarıp HDP’ye oy vermiş insanları yıldırarak oradan da yarım milyon kadar oyu kopartsan, o da kârdır. Bu durumda AKP oyunu artıramasa bile %4 nispetinde oyu azaltılan HDP baraj altında kaldığı zaman operasyon tamamlanmış olacaktır. HDP baraj altında kalınca AKP otomatikman tek başına iktidar olacaktır. Bir kere parlamentoda çoğunluğu ele geçirsinler, iş tamamdır. Ondan sonra beş sene kafamızda boza pişirseler, “milli irade”nin hükmüne kim ne diyebilir!

Bu da yetmez. Mesela HDP Genel Başkanının her konuşması hakkında soruşturma açtırırsın. Dokunulmazlığının kaldırılmasını istersin. MHP’nin desteğiyle bunu da denersin. Eğer bunu başarabilirsen, HDP’nin bugünkü özgürlükçü politikalarının baş mimarı Demirtaş’ı içeri bile attırırsın. Neden denemesinler ki!
Bunlar da mı yetmedi?

Baktılar ki, her şeye rağmen halk HDP’nin arkasında duruyor ve Kürdistan’da ne kadar baskı yaparlarsa yapsınlar HDP’nin oylarını düşüremiyorlar, tersine kendi oyları düşmeye devam ediyor, kolayı var. “Savaş hali” diyerek seçimi erteler ve koşullar kendileri açısından elverişli oluncaya kadar fiili bir darbe hükümetiyle işleri yürütürler. Planlarında bu da var.

Öcalan’ı konuşturmamaları da planlarının bir parçası. İsteseler konuştururlar. Deniz Zeyrek’in haberine göre, güya Öcalan “sözünün Kandil tarafından dinlenmeyeceğini düşündüğü için savaşı durdurun çağrısı” yapmıyormuş. Gel de inan! İddia ediyorum: Öcalan şimdi çıkıp ateşkes çağrısı yapsın, Kandil anında durdurur silahlı eylemleri. Kandil, Öcalan’ı asla çiğneyemez. Ayrıca neden çiğnesin? Bana kalırsa, Kandil bu savaşı Öcalan’dan giden gizli bir çağrıyla başlattı. Kandil’in Öcalan’ın çağrısına uymadığını farz edelim. PKK, Kürdistan’daki tüm halk desteğini anında kaybeder. Öcalan bunu bilmiyor mu? Bildiğine göre neden bahaneler ileri sürüyor dersiniz. Çünkü hükümet onun böyle bir çağrı yapmasını istemiyor, o da hükümetle işbirliği içinde olduğundan buna uyuyor. Bence olay bu kadar net.

Çünkü AKP diktatörlüğünün hedefi PKK falan değil. AKP diktatörlüğünün hedefi, onu seçimlerde yenilgiye uğratan HDP. Ve HDP’nin inisiyatif kazanmasından endişelenen Öcalan ve Kandil’i, HDP’yi bastırabilmek için kullanıyor. Kandil emir kulu. Öcalan’dan savaşı başlatın talimatı gelmeseydi savaşı bu kadar iştiyakle yürütmeleri mümkün değildi.

Ortada bir tek kurban var, o da HDP. Çünkü HDP bugün AKP diktatörlüğünün önündeki en büyük engel. Kılıçdaroğlu, dünkü basın toplantısında, adını vermeden HDP’yi eleştirdi. “Terör örgütü” ile arasına daha net mesafe koymasını istedi. Oysa Selahattin Demirtaş bunu defalarca yaptı. Ceylanpınar eyleminden başlayarak PKK’nin neredeyse her eylemini eleştirdi. Daha ne yapsın. Ama HDP’den, terörle mücadele adı altında Kürdistan’da halka karşı terör estiren özel timlerin cinayetlerine, Cizre’de olduğu gibi gaddarca uygulamalara karşı çıkmaması isteniyorsa, bu mümkün değil.

Tam tersine, bence CHP ve Kılıçtaroğlu, devlet terörüyle, AKP diktatörlüğünün terörüyle arasına mesafe koymalıdır. Kürtlere yapılan baskıya karşı çıkan Sezgin Tanrıkulu gibi kimi CHP milletvekillerini tenzih ederim ama CHP merkez yönetimi Kürt halkını hedef alan devlet terörüyle arasına gereğince mesafe koymamaktadır. Yapılanların üstüne gereğince gitmemektedir. Hatta HDP binalarına karşı girişilen saldırılara karşı bile gereğince sert bir tutum aldıkları söylenemez. Ne demek “yürüyeceksiniz elbette. Terörü lanetleyeceksiniz elbette” diye gaz vermek. Bilmiyor musunuz o yürüyenlerin esas amacının terörü lanetlemek falan olmayıp HDP’yi kurban etmek olduğunu? O yürüyenler, binalara saldıranlar, gariban Kürt esnafın dükkânlarını yakanlar, Diyarbakır plakalı arabaların yolunu kesenler, terörü falan lanetlemiyor. Onların tek lanetlediği şey, AKP’yi yenilgiye uğratan HDP, bunu görmüyor musunuz? Eğer gerçekten terörü lanetlemek diye bir niyetleri olsaydı bunların, Suruç’ta otuz dört genç MİT’in bombalarıyla havaya uçurulduğu zaman da sokaklara dökülürlerdi. Ya da Dağlıca’yı lanetlerken, Dersim’de polis kurşunuyla bir genç kızı öldüren özel timleri de lanetlerlerdi. Bunları neden belirtmez Kılıçdaroğlu?

Seçimlere kadar bu böyle sürecek. Sarayın savaşı deniyor ya, doğru, halk hükmünü çoktan vermiş. Seçime kadar çok canlar yanacak, ne yazık ki. Çünkü iktidar hırsı dünyanın en korkunç hırsıdır. Tarihteki bütün katliamların ardında iktidar hırsı vardır. Ama iktidar hırsı varsa, özgürlük tutkusu da vardır.

Ne can almaya git, ne can vermeye!

Özgürlük barikatlarında mevzilen!

Yorumlar