Özgürlük direnişçisi Tahir Elçi’nin anısına

Yukarıdaki başlığı bilerek, ikili anlamıyla kullandım. Demek istediğim şu ki, eğer bir suikast doğrudan değil, dolaylı yollardan, hedefi şaşırtmayı amaçlayan bir komplo yoluyla düzenlenmişse, mutlaka sonrasında düzenlenecek başka bir komployu amaçlamaktadır.

Bu tür komplo suikastlarını düzenleyenlerin üç amacı vardır:

Birincisi, “sorun yaratan” kişiyi ortadan kaldırmak;

İkincisi, görünür failin ardındaki gerçek faili gizlemek;

Üçüncüsü, suikastı gerçekleştiren failin ya da faillerin arkasındaki “gerçek fail” (yani sahte fail) olduğunu iddia ettikleri düşmanlarını işaret ederek onların üzerine yürümek.

Tarihte bu tür komplo suikastlarının elbette birçok örneği vardır. Fakat ben bunun sayısını üç suikastla sınırlayacağım: 1 Aralık 1934 günü Sovyetler Birliği’nin Leningrad kentinde gerçekleşen ve Leningrad Parti Sekreteri Sergei Kirov’un öldürülmesiyle sonuçlanan ünlü Sergei Kirov cinayeti (bkz: Kirov Cinayeti ve Stalin, çev: G. Zileli, H2o, 2015); 19 Ocak 2007 günü, İstanbul’un Osmanbey semtinde gerçekleşen ve Agos gazetesi yöneticisi Hrant Dink’in öldürülmesiyle sonuçlanan Hrant Dink cinayeti; ve daha dün yaşadığımız, 28 Kasım 2015 günü, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde gerçekleşen ve Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin öldürülmesiyle sonuçlanan Tahir Elçi Cinayeti.

Her üç namlunun hedefinde de iktidara ve devlete sorun çıkaran, muhalefet eden insanlar vardı. Kirov, doğrudan bir muhalif değildi, devlete hâkim Stalinist kliğin önemli unsurlarındandı. Fakat dikkatle bakıldığında aslında içerde muhalefet yaptığı görülebilir. Stalin’in gittikçe totaliter bir hal almaya başlayan yöneliminden rahatsız olan parti yöneticileri Kirov’un etrafında toplanmaya başlamıştı. O halde onun Stalin tarafından ortadan kaldırılması gerekiyordu.

Hırant Dink, açık bir muhalif ve özgürlük savaşçısıydı. Tarihteki Ermeni katliamlarının aydınlatılmasını kendisine iş edinmişti. Ayrıca eski bir solcuydu. Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’in köken olarak Ermeni olduğunu ortaya koyması, devletin namlusunu ona yöneltmesi için yeterli olmuştu.

Tahir Elçi, 1990’lardan beri faili meçhul cinayetlere karşı mücadele etmiş, korkusuz ve tutarlı bir özgürlük savaşçısıydı. Kürt halkının özgürlük mücadelesine kendini adamıştı. Baro Başkanı olarak yaptığı mücadelenin büyük etkisi vardı. Birkaç ay önce CNN’de çıktığı bir programda PKK’nın “terör örgütü olmadığı”nı söylemesi, Tahir Elçi’nin hakkında infaz kararı verilmesine yetmişti.

Kirov cinayetinin görünürdeki faili Leonid Vasiliyeç Nikolayev adlı, cinayeti işlediğinde otuz yaşında olan genç bir adamdır. Bir ara partiden atılmış ve bu dönemde Leningrad parti yöneticilerine karşı kinlenmişti. Böyle bir kişilik, Stalin’in emriyle bir suikastçı arayan NKVD için biçilmiş kaftandı. NKVD onu seçmiş, suikast için görevlendirmiş, silah eğitimi vermiş ve Leningrad parti yönetiminin merkezi Smolni’ye girip suikastı gerçekleştirmesi için her türlü kolaylığı sağlamıştı.

Hrant Dink cinayetinin görünürdeki faili Ogün Samast adlı gençti. Görünürde, Hrant Dink’in açıklamalarından dolayı milliyetçi bir hezeyana kapılmış ve gidip Hrant Dink’i vurmuştur. Fakat işin aslı şudur ki, Ogün Samast, MİT görevlileri tarafından bu suikast için seçilmiş, emniyet ve MİT görevlilerince eğitilmiş, onlar tarafından yönlendirilmiş, silahı temin edilmiş ve cinayeti işlemek üzere İstanbul’a gönderilmiştir. Suikastı gerçekleştirdiği sırada çevresinde MİT ve emniyet görevlilerinden bir grubun olay mahallinde gözcü olarak bulunduğu da bilinmektedir.

Tahir Elçi cinayetinin görünürdeki failini bilmiyoruz. Bu konuda çeşitli tezler var. Olay çok sıcak olduğundan bu tezlerin hangisinin galip ihtimal olduğunu bilmek mümkün değil. Yazının sonuna doğru ben kendi senaryomu yazacağım. Bu böyle olmakla birlikte, Tayyip Erdoğan ve yandaş medya, bilinen nedenlerle, son derece büyük bir acele ve telaşla ortaya atılıp failin PKK olduğunu açıkça ilan etmeye ya da ima etmeye giriştiler. Tayyip Erdoğan, bu olayın da “Teröre karşı mücadelelerinin ne kadar haklı olduğunu gösterdiğini” söyledi. Hilal Kaplan adlı ucube ise, “Her şey çok açık. Ateş eden PKK” diye twitler attı.

Bu suikastın görünürdeki fail veya failleri önümüzdeki günlerde, AKP iktidarı tarafından ilan edilecektir. Şu ihtimaller söz konusudur: 1. Fail veya failler hiç yakalanmayacak ve bunların, şimdiden yapıldığı gibi “PKK’li terörist”ler olduğu ileri sürülecektir; 2. Fail veya failler ölü ele geçirilecek ve yine aynı “PKK’li terörist” iddiası tekrarlanacaktır; 3. Son ve bence daha zayıf ihtimal, fail ya da failler yakalanacak ve “PKK’li” olduklarını itiraf edeceklerdir.

Stalin, Kirov cinayetini kullanarak, Büyük Temizliği başlatmış ve bütün muhaliflerini ölüme göndermiştir.

AKP iktidarı, Hrant Dink cinayetini kullanarak ulusalcı muhaliflerinin üzerine yürümüş, bu cinayeti onların sırtına yıkmaya çalışmıştır.

AKP iktidarının, Tahir Elçi cinayetinden, hem Kürt halkını bastırmak, hem de Saray diktatörlüğüne giden yolda muhaliflerini sindirmek için yararlanmayı düşündüğü anlaşılmaktadır.

Tahir Elçi suikastının nasıl planlanıp pratiğe konduğu hakkındaki tezimi de burada kısaca yazayım:

Suikast plancıları hedeflerine koydukları Tahir Elçi’yi kamusal bir alanda öldürmenin en uygun yol olduğunu düşündüler. Çünkü Tahir Elçi ortalıkta bir insandı. Suriçi’nde Dört Ayaklı tarihi minare için basın toplantısı yapacağını öğrenir öğrenmez harekete geçtiler.

Plan şuydu:

“Terörist” kılığındaki üç kişi arabayla, basın toplantısının yapıldığı sokağın açıldığı caddeye geleceklerdi. Hiçbir şeyden habersiz bir polis ekibine “şüpheli araba” ihbarı ulaştırılacaktı. Komplo suikastından habersiz polis ekibi, doğru dürüst bir önlem almadan arabayı aramaya kalkışacaktı. “Terörist” kılığındaki failler orada iki polisi vuracaklardı. Polislerin vurulmasındaki amaç, faillerin “terörist” olduğunu iyice göze batırmak ve orada çıkacak olay vasıtasıyla faillerin basın toplantısının yapıldığı sokağa kaçmalarını sağlamaktı.

Faillerden ikisi, planlandığı gibi, ellerinde silah, o sokaktan Tahir Elçi’nin bulunduğu tarafa doğru koşacaklardı. Basın toplantısını korumakla görevli polisler silah sesleri üzerine zaten silahlarını çektiklerinden kendilerine doğru gelen faillere ateş edecek, fakat vuramayacaklardı (vuramamalarının, senaryonun bir parçası mı, yoksa beceriksizliklerinden mi olduğunu henüz bilmiyoruz). O kargaşalıkta ve birçok silahın patladığı (ve patlayan bu silahların kamuflaj görevi yaptığı) ortamda daha önce uygun bir yere saklanmış keskin bir nişancı Tahir Elçi’ye uzaktan ateş ederek ensesinden vuracaktı.

Gerçek katili tanıyoruz. Zaten, çok yakında, bu suikasttan hareketle atacağı adımlarla kendini ortaya koyacaktır.

Not: Bir arkadaşım yavaşlatılmış görüntüleri yollamış. Yeniden izledim. Polis kaçanların üzerine neredeyse bir metreden ateş ettiği halde ne hal ise vurulmuyor kaçanlar. Daha sonra bir polisin silah değiştirdiği görülüyor. Polislerin silahlarında kuru sıkı olduğunu düşündürüyor bütün bunlar.

Yorumlar